Salim ALTUNHAN

BANA YAŞADIĞIN ŞEHRİN KAPILARINI AÇ!

Senin yaşadığın şehir beni şair eder. Hele de Edirne’yse orası, biteviye sürer bu şairlik. Çünkü payitahttan söz ediyoruz. Çünkü Meriç boylarında, ulu ağaçların verdiği serinlikten söz ediyoruz. Çünkü cihan pehlivanlarının kispetinden tutup da rakibini yere vurduğu bir şehirden söz ediyoruz. Kırkpınar gibi köprüleriyle yaşayan bir şehirden söz ediyoruz. Selimiye gibi dünya ölçeğinde bir mimari sanattan söz ediyoruz. Selimiye’nin ince minaresine birbirini kesmeyen üç merdiven yapan mimari dehadan söz ediyoruz. Dar sokaklarında birbirinin üstüne yıkılacakmış gibi dursa da mahremiyetini asla kaybetmeyen evlerden, o evlerde yaşayan ailelerden söz ediyoruz. Çoluk çocuk el birliğiyle ter akıtarak emek vererek hayatını sürdüren insanlardan söz ediyoruz. Kimsenin kızına hişt, kimsenin tavuğuna kışt demeyen insanların gururundan söz ediyoruz. Elindekini avucundakini misafirine veren, kendi aç kalsa da yüksünmeyen insanlardan söz ediyoruz. Birbirine iyi günde, kötü günde, darlıkta ve varlıkta destek olan, yardım eden insanların şehrinden söz ediyoruz.

Özdemir Asaf, belki de Edirne’yi görüp yazmış bu şiiri; Edirneliyi görüp yazmış, havasını koklayıp suyunu içip yazmış belki de… Doğru yazmış ama. Son mısraında “Bu evler, bu sokaklar, bu evler / İkimize yetmez” diye bitiriyor. İşte onun içindir ki Edirne sokakları her zaman turist kaynar. Hele bir görelim bakalım, nasılmış bu güzel şehir diye merak ederler. Kırkpınar’ı, cihan pehlivanlarını, saatler süren mücadeleyi merak ettikleri için gelirler. Hıdrellezde, baharı karşılayan insanları merak ettikleri için gelirler, onların coşkusunu taşırlar içlerinde, geldikleri yerlere. Bin bir ağacın meyvesini, bin bir sebzenin tadını, meyvenin güzelliğini tatmak için gelirler. En yenisi 500 yıllık çınarların gölgesinde anılara karışmak için şenlenir ortalık. Esnafın yüzü güler. Evlerde ocaklar tüter. Mutluluk bulaşıcıdır, herkes sevinir.

Edirne böyle bir şehirdir, Edirneliler böyle insanlardır. Hep mutludurlar, hep umutludurlar. Hep yardımsever, hep barış yanlısıdırlar. Keşke herkes Edirneliler gibi baksa hayata. İşte o zaman sorunlar biter, sıkıntılar erir. Aşkın, mutluluğun, coşkunun yüzü olur herkesin yüzü. Yeter ki isteyin…

15/05/2017

İNSAN İNSANIN AYNASIDIR

Kör iki Bektaşi karşılıklı köfte yiyorlarmış. Bektaşi’nin biri diğerine köfteleri niçin ağzına ikişer ikişer atıyorsun deyince diğeri sen nasıl anladın demiş. İthamda bulunan Bektaşi çünkü ben öyle yapıyorum demiş.

Parkta iki sevgili ağaca yaslanmış sohbet muhabbet ederlerken kız oğlana sormuş; şu an ne düşünüyorsun diye, oğlanda senin düşündüğünü düşünüyorum deyince kız var gücüyle tokadı oğlanın yüzüne patlatmış… Terbiyesiz demiş. Kıssadan hisse.

Kişiye sormuşlar karşındakini nasıl bilirsin diye, kendim gibi bilirim demiş. Ne kadar doğru bir söz. Atasözleri, deyimler, vecizeler ataların, bilgelerin imbiğinden süzülmüş kısa, öz, çok anlamlı, çok manalı sözlerdir. Öyle olmasalar yüzlerce, binlerce yıldan beri sanki dün veya az önce söylenmiş gibi taptaze olabilirler miydi? Her gün sayısız kez sayısız insan tarafından kullanılırlar mıydı? Kişi namussuzsa karşısındakini namussuz, ahlaksızsa, ahlaksız, hırsızsa, hırsız, kahpeyse, kahpe, kalleşse, kalleş, yalancıysa, yalancı kabul edecek, addedecektir haliyle.

Bir gün Peygamber efendimiz arkadaşlarıyla otururken Ebu Leheb Meclise girmiş ve Peygamber efendimize ya Muhammed birçok yerleri gezdim senden daha çirkinine rastlamadım deyince efendimiz, doğru söylüyorsun ya Ebu Leheb her halde dünyanın en çirkini sensin diyor. Biraz sonra Hz. Ali içeri giriyor ve Peygamber efendimize ya Muhammed bu dünyada senden güzelini görmedim diyor. Efendimiz doğrusun ya Ali diyor. Hz. Ali, efendimize sana baktıkça içime huzur doluyor diyor. Efendimiz doğrudur ya Ali diyor. Meclisteki sahabe efendimize ya Resul Allah biraz önce Ebu Leheb geldi ne kadar çirkinsin dedi, doğru söylüyorsun dediniz. Şimdi Ali geldi ne kadar güzelsiniz dedi ona da doğrusun dediniz, hikmeti nedir diye sorunca Peygamber Efendimiz; “İnsan insanın aynasıdır kişinin kendisi nasılsa karşısındaki insanı da öyle görür” demiş.

Şöyle bir etrafımıza dikkatle bakarsak, incelersek, binlerce, tonlarca karşısındakini kendi gibi kabul eden, kendi gibi addeden insanlıktan nasibini almamış insan müsveddeleri görürüz. Rabbenacı hep banacı, deveyi hamutuyla götüren, İzmir’i verse illa Karşıyaka’yı da isteyen, karnı doysa gözü doymayan, bitmek bilmeyen ihtiras sahibi zavallılar şunu unutmayın ölüm var ama ölümden önce hastalıklar da var. Vesselam.

Salim ALTUNHAN

15/05/2017

Seyahatin değeri

Hem nalına hem mıhına vurmak diye bir deyimimiz var benim sevdiğim. En sevdiklerinizin de eleştirilecek yanları olabilir. Seviyorsunuz diye eleştirmediğiniz zaman iyilik etmiş olmazsınız. Ben atadan otobüsçüyüm, ailecek otobüsçülük yapıyoruz. Bilenler bilir. Karayolu yolcu taşımacılığı sektörünün gelişmesi için elimden geleni esirgemeyeceğim de aşikâr.

O zaman, haydi bakalım… Gazetemizin internet sayfasında yer alan bir haberdeki araştırmanın sonuçlarına göre çok seyahat edenler daha açık görüşlü ve daha toleranslı oluyor. Türkiye de içlerinde Rusya’dan Amerika’ya, Brezilya’dan Fransa’ya 18 ülkeden toplam 7 bin 292 kişiyle yapılan araştırmaya göre çok seyahat eden kişilerin güven duyguları da gelişiyor. Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere, yani bizim sektörümüze. Otobüsçü gözü kara girişimcidir, altından yel geçen lastik tekerlekli bir otobüse bir fabrika parası yatırır ve yatırımının karşılığını alabilmek için de gece gündüz, sıcak soğuk demeden çalışır. Koşulların değiştiğinin, artık seyahat hizmetlerinde de rekabet yaşandığının farkında olmadığı için de tanıtım yapmaz. Oysa sistemli bir tanıtım çalışmasıyla hem seyahate teşvik eder hem de otobüslerinin doluluk oranlarını arttırır. Bu tanıtım çalışmaları, özel otomobille yola çıkanları da hedef alabilir. Diyelim ki dört kişilik bir ailenin kendi aracıyla yola çıktığında bilet parasından daha tasarruflu olduğu gözükebilir. Ancak unutulmamalıdır ki binek otomobillerin avantajlı yanları olduğu gibi dezavantajlı yanları da vardır ve epey de fazladır. İlki güvenlik, otobüs kaptanları şirketlerin iç eğitimlerinden geçtiği ve otogarlarda denetlendiği için otobüsle seyahat çok daha güvenli. İkincisi konfor, yol boyu sürekli dikkatli olmak zorunda kalacağınız sürücülüğü mü istersiniz yoksa çayınızı yudumlayacağınız, gazete veya derginizi okuyacağınız rahat bir yolculuğu mu tercih edersiniz? Sadece bu bile seyahate teşvik için yeter şart. Önümüz yaz, sektör için sezon. Vatandaş da tatile gitmek için düşünüyor. O zaman otobüsçüler yapacakları tanıtımla vatandaşı tatil için program yapmaya teşvik edebilir. Bu, araştırma sonuçlarının da kanıtladığı gibi hem vatandaşın lehine hem de doluluk oranlarını arttıran otobüs işletmecileri lehine bir durum olacaktır.

Salim Altunhan

08/05/2017

OTOBÜSÇÜNÜN HİZMET AŞKI…
İnsanlar ait olma duygusuyla yaşarlar. İster istemez bir takıma, bir ülkeye, bir dine ait olmak isterler. Biz de bu yeryüzünde yaşayan milyonlarca insandan farklı değiliz. Biz, bir şehre, bir takıma, bir ülkeye aitiz ama bir o kadar da bir sektörün temel taşlarıyız. Otobüsçüler hizmet sektöründe, sadece işlerini yapıp para kazanmazlar, bir de insan kazanırlar. Bu, müşteri sadakatidir ve çığ gibi büyür. Bazıları bunun farkına varmadıkları için, başarılı olanların önüne engel olmak için dikilirler. Başarılı olanlar da tıpkı su gibi ya çevresinden dolanır ya da üzerinden aşar. Çünkü hedefleri sadece para kazanmak değildir, başkalarının da kazanması için önayak olmaktır. Her yer her zaman güllük gülistanlık olmaz. Bazen hava soğur, bazen yağmur yağar, bazen de kar, tipi fırtına çıkar. Ama hep biliriz ki her gecenin sonunda muhakkak ve mutlaka güneş doğar. Şimdi, buna da bağlı olarak birbirini kandırarak, haksız rekabet yaparak, hile ve desise ile ham hum şaralop yapanlar bütün kazandıklarını bir gecede kaybederler. İşini iyi yapanlar, ahlaklı olanlar, hileye boyun eğmeyenler yavaş ama güvenli gider menzile. Son dönemlerde üzerinde durmak istediğim bir konu var: Paralel. Devletin paraleli olmaz, ama derinde yatan güçler, sanki başkasıymış gibi kendini gösterip subaşını tutmaya kalkıştı. Açığa çıkınca da ne yapacaklarını bilemeyip ihlaslı, ahlaklı insanlara çamur atmaya kalkıştılar. Hepsi bir bir çıktı ortaya. Hepsi teker teker açığa çıkarıldı. Bıçakla kesilir gibi kesilip atılamadığı için zaman alacaktır temizlenme. Ancak tam da burada önemli bir nokta var. Yerinden yurdundan edilenler, işinin başından uzaklaşanlar, evlerini barklarını bırakmak zorunda kalanlar; bir başvurdu, iki başvurdu, üç başvurdu… Baktı ki sonuç alamıyor, bu kez de yatırımlarını dışarı götürmeye başladı. Biliyorum ki içi kan ağlıyor, biliyorum ki gece gündüz burada bıraktığı işi, çalışanları ve ailesi için ne yapsam da onlara bir faydam dokunsa diye hesap kitap yapıyor. Yetkililere sesleniyorum: Otobüsçüler halka hizmet için vardırlar. Bir fabrika fiyatına, altından yel geçen otobüsle halka hizmet etmeye çalışırlar. Onlarca örnek verebilirim, hata olduğu görülünce davalar düşürüldü, insanlar işlerinin başına döndü. Peki, otobüsçü için niye bu zulüm? Otobüsçünün halka ve hakka hizmeti parayla pulla ölçülmez. Otobüsçünün aidiyet duygusu gelişmiştir. Otobüsçüyü küstürmeye gelmez!

02/05/2017

Kamu yararına

Biz otobüsçüler yolcularımız arasında ayrım yapmayız. Bütün yolcularımız bizim için velinimettir, işte o nedenle de anlamıyorum ya bu yaşananları. Şimdi kapanmış bir firma, yıllar önce, seçici davranıp yolcusuna ayrımcılık uyguluyordu. Herkes unuttu bile. Çünkü ayrımcılık zarar verir, hem sektöre hem de ülkeye, millete…

Hayat güllük gülistanlık değildir her zaman. Onun için evlendirme memuru, “Tasada ve kıvançta, hastalıkta ve sağlıkta…” diye hem olumlu hem olumsuz yanlarını işaret ediyor hayatın… Hayatınızı birleştirecekseniz, bunun böreği de var, küreği de… Sonra, “Bilmiyordum, oynamıyorum” diye mızıkçılık yapma hakkınız olmaz. Kasap et derdindedir hep, koyun ise can derdinde… Herkes kendi paçasını kurtarma telaşındadır her zaman. Kimi haklıdır, kimi haksız… Ama tek şey var apaçık ortada görünen: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”. Bunları sezon geliyor diye yazdım. Sezonda, bütün bir yılın giderlerini karşılayacak otobüsçü, bir de kâra geçecek ki yeni yatırımlar yapabilsin. Böylelikle yolcusunu daha güvenli, daha huzurlu ve daha seri taşıyabilsin gideceği yere…

Anlı şanlı, yandan çarklı bazı arkadaşlar, fırsat bu fırsattır diye hem bilet fiyatlarına zam yapma hazırlığında hem de haksız rekabetle meslektaşını alt etme amacında. Oysa otobüsçü ayrım yapmaz diye başlamıştık söze… Yolcu velinimetimizdir, başımızın üstünde yeri vardır. Hem piyasa koşullarına uygun hem de firmamızı yarınlara taşıyacak bir fiyat belirlemeliyiz. Uçakları, hatta hızlı treni de unutmadan yolcuyu yeniden otobüsle seyahate çağırmalıyız. İşte, Körfez Köprüsü de açılacak bu sezon içinde. Yolcu özel otomobiliyle gitmeyi kolaylık olarak görüyor. Oysa başlı başına bir yorgunluktur binek otomobil. Ne manzarayı görürsünüz doğru düzgün ne de keyif alırsınız yolculuktan. Oysa otobüsle yolculuk öyle mi ya! Çayınız kahveniz, sandviçiniz elinizin altında, koltuk arkası ekranda istediğiniz film veya müzik, hatta oyun bile… Uzatın ayaklarınızı keyfini çıkarın yolculuğun. Otobüsçü meslektaşlarımız birbirleriyle haksız rekabet için çaba harcayacağına otobüsle yolculuğun güvenli, konforlu ve rahatlığını öne çıkaran tanıtımlar hazırlamalı.

Hiçbir sektörde olmadığı kadar federasyonumuz var, ama “kamu yararına spot” dönmüyor televizyonlarda toplu taşımacılığı teşvik amaçlı. Çok zor bir şey değil ki! Hem emniyet kemerli hem teknolojik gelişmiş araçlarla hem de sıcak soğuk servisiyle karayolu yolcu taşımacılığı sektörünü tanıtan ve yolculuğa teşvik eden filmler yapılabilir. Soruyorum çok mu zor? Bakanlık da destekler bu çalışmayı, otobüs üreticileri de…

10/04/2017

EL İNSAF KEMAL KILIÇDAROĞLU

Ey aşk, pardon menfaat, ey çıkar sen nelere kadirsin. Olay tüm Türkiye’nin, tüm Dünyanın önünde cereyan ediyor. 16 Nisanda yapılacak halk oylaması öncesi yaşanan olaylar insana gayri ihtiyari bu kadarı da olmaz dedirtiyor. Hani derler ya deveye sormuşlar senin boynun niçin eğri, deve cevaplamış benim nerem doğru misali. Yıllarca Ak partililerle beraber siyaset yapmış Saadet parti, Milliyetçi hareket partisinden başkanlık sevdasıyla ayrılmış veya kovulmuş bir kaç zat-ı muhterem bakan eskisi, bir Bayan,  Atatürk’ün partisi CHP, hendek ve çukur partisi HDP, vatan hainleri, Fetöcüler, Türk ve Türkiye düşmanı PKK, İŞİD ve diğer terör odakları ve anlı şanlı yandan çarklı, kendilerini dev aynasında gören vicdansız, insafsız, merhametsiz, çapsız, ruhsuz, tek dişi kalmış canavarlar, kahpe Almanya, Hollanda, İsviçre, Belçika velhasıl kalan tüm Avrupa hatta Amerika, İngiltere bile Türkiye’de 16 Nisanda ki referandumda var güçleriyle hayır çıkması için her türlü yalanı, karalamayı, iftirayı utanmadan, sıkılmadan, hayâ duymadan söylüyorlar. “Hayır” çıkması için gazetelerine Türkçe hayır, hayır diye manşet atıyorlar. Belki de çok yakında Türkçeyi öğrenip Türkçe okuyup, yazıp konuşmaya başlayacaklar. Yahu aymaz Avrupalılar size ne Türkiye’nin referandumundan. Türkiye’nin politikasına, iç işlerine niçin, niye, neden, ne hakla, otuz beşe bakla misali müdahil olma, karışma dangalaklığı yapıyorsunuz. Oturun kendi külünüzü karıştırın, kendi derdinize yanın. Yaşlı nüfusunuzla, köhnemiş zihniyetinizle acınacak durumdasınız. Kendi kel başınıza merhem bulmanın çarelerini arayın. Bırakın biz Türklere gölge etme aymazlığı yapmayın. 1071 den beri bin yıl geçmesine rağmen kuyruklarınız ne kadar sizleri acıtmış ki bir türlü unutamıyorsunuz. Avrupalıları biliyoruz, anlıyoruz haçlı duyguları hiç dinmeden bin yıldan beri devam ediyor. Amma velakin içimizdeki Almanlar, Hollandalılar yani Avrupalılar gibi düşünenlere ne diyelim. Mesela CHP li Konya milletvekili kendini bilmez, aymaz ve dallama bir müsvedde çıkıyor küstahça 16 Nisan da sülalenizi, topunuzu, tüfeğinizi “Evet”çilerin hepsini denize dökeriz deme küstahlığı yapıyor. Meydanlara çıkıp miting bile yapmayan Kılıçdaroğlu ise fireni patlamış damperli hafriyat kamyonu gibi bodoslama gidiyor. 15 Temmuz darbesi kontrollü darbeymiş. Kılıçdaroğlu şehit olan 249 kişinin, gazi olan 2000 kişinin hesabını soracakmış. Merak ettim kimden, nasıl soracak. Fetö alçağı hakkında bir kelam etmeyen Kılıçdaroğlu şu an bu darbenin müsebbibi 50.000 kişi hapiste orgeneral, tüm general, general, kor general, tüm general rütbesindeki generaller, her rütbeden askerler beşer onar kez ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorlar, ömür boyu hapiste çürüyecekler, belki de idam edilecekler. Bunun için mi kontrollü darbeye kalkıştılar el insaf yani.

03/04/2017

YAZIHANELER KAPATILDI, SERVİSLER KALDIRILDI

Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar, elden gelen öğün olmaz, o da zamanında bulunmaz. Kurda sormuşlar senin ensen niçin kalın, kendi işimi kendim yaparım demiş kurt. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan neyi öğütlüyor. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Birlikten, beraberlikten dirlik doğar, bunu idrak edeceğiz, bileceğiz.

Anlı, şanlı, yandan çarklı TOFED kurulalı 12 yıl oldu. Peki, bu 12 yılda TOFED ne yaptı. Devamlı tribünlere  oynadı, otobüsçüleri ipteki cambaza baktırıp, gönüllere yelpaze vurup, bir güzel gazlarını -ceklerle, -caklarla aldı. 12 yıldan beri Galip Öztürk Ağa’nın sayesinde, himayesinde Galip Ağa’nın korumasında, kollamasında, himayesinde başkanı, genel sekreteri, yönetim kurulu üyeleri saltanat sürüyorlar. Üç federasyonun bir de İPRU’nun yapamadıklarını, hayal bile edemediklerini 22 Mart’ta yayınlanan Ulaştırma Dünyasında okudunuz. Güneydoğulu otobüsçüler bir aydan biraz fazla bir zamanda yaptılar, uygulamaya başladılar. Urfalı, Siverekli, Diyarbakırlı, Mardinli, Batmanlı otobüsçüler aklın yolu birdir. Bize bizden fayda gelir, çareyi başka yerlerde taa uzakta İstanbul’da ki federasyonlardan aramayalım dediler. Urfa da, Diyarbakır da, Mardin de, Batman da toplantılar yaptılar akil adamlar gibi asgari müştereklerde bir oldular, beraber oldular. İstişare sünnettir felsefesiyle anlaştılar ve Bursa, Manisa, İzmir, Konya, Mersin, İstanbul, Ankara, Adana ya gittiler, ziyaret ettiler yazıhanecileriyle oturup konuştular, şartlarını söylediler ve kardeş kardeş hakla, adaletle çalışmaya başladılar. Muhakkak cepleri para görmeye başladı ve huzurla işlerine devam ediyorlar, edecekler. Güneydoğulu meslektaşların yaktığı bu birlik, beraberlik ateşi inşallah bütün Türkiye sathına yayılacak tüm Türkiye otobüsçüleri zarar etmeyecek, eksi bakiye yazmayacak cepleri para görecek, huzur içinde yolcularını sevenlerine kavuşturacaklardır. Güneydoğulu meslektaşlar kollarını sıvayıp, kendi göbeklerini kesme cesareti göstermeyip TOFED ten ve diğer federasyonlardan medet umsalardı, daha çok uzun zaman beklerlerdi ve çözüm, çare de bulamazdı. Malum kelin merhemi olsa kendi başına sürer. Kendine hayrı olmayan dedeler otobüsçüye nasıl himmet edecekler.

Eminim gün gelecek Galip Ağa gerçekleri görecek, canına tak edecek har vurup harman savrulan paralarının bir gün TOFED’çilerin gülüm helvalarının yandığı gündür ve o gün eminim çok yakındır. Galip Ağa’nın sabrının sınırı vardır. Galip Ağa’nın TOFED’çilere yaptığı kıyakları babalar oğullarına bile yapmaz.

Vesselam.

 

 

27/03/2017

EŞKIYADAN PADİŞAH OLMAZ!

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım! …
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?

Mehmet Akif Ersoy

MAL SAHİBİ MÜLK SAHİBİ HANİ BUNUN İLK SAHİBİ

Hz. Mevlana’ya sormuşlar bu kadar çok okursun bu kadar yazarsın bu güne kadar ne öğrendin? Hz. Mevlana’nın cevabı ise haddimi bilmeyi öğrendim olmuş.

Bende kendimi bildim bileli elimden geldiğince hep haddimi bildim.  Kendime yapılmasını istemediğimi karşımdakine yapmayacak kadar erdemli olmaya nokta kadar menfaat için virgül gibi kıvrılmamaya, hiç kimseye iftira atmamaya, yazılarımda özel hayata hakarete varan sözler yazmamaya hep çaba harcadım. Amma velakin haklı olarak yanlışlara veya yapılmayanlara, yapılamayanlara en tabi hakkım olan eleştiri hakkımı hep kullandım ve kullanacağım. Biliyorum eleştirilerim muhataplarımı çok sinirlendiriyor. O zaman muhataplar da alacaklar ellerine kalemleri benim yazdıklarıma cevap verecekler. Oh ne güzel dünya Galip Öztürk Ağa’nın himayesinde, koltuklara zevkle yapışıp, Galip Ağaya şirin gözükmek için otobüsçülere hayal satmak, saltanat sürmek. Gün gelir yıldızlar da kayar. Galip Ağa TOFED’e verdiği desteği çektiği gün TOFED’in ve IPRU’nun yerlerinde yeller eser. Ulu şair Mehmet Akif Ersoy, çok çok önce yukarıdaki şiirinde bugünlere ışık tutmuş, yol göstermiş. Herkesi bu şiiri bir değil, binlerce okuyup düşünmesi yorumlaması gerekir. Koca yunus da ne demiş; mal sahibi, mülk sahibi hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan. Mala, mülke, şana, şöhrete tenezzül edenlere ithaf olunur.

20/03/2017

EŞKIYADAN PADİŞAH OLMAZ

Hani bir söz der ya fala inanma ama falsız da kalma. Ben hiç siyasetin içinde olmadım. Hiç bir siyasi partiye üye olmadım. Hiçbir siyasi partide görev almadım. Bizim Edirne’miz küçük bir şehir, kasaba irisi gibi HDP’nin haricinde Edirne’de ki a, b, c, d, e partilerinin başkanları, yöneticileri hepsi tanışımdır. Çoğu okul arkadaşım, mahallelim, dostum, kardeşimdir. HDP’liler hariç hepsiyle güzel geçinirim, hiç ayrım, kayırım yapmadan. Malum otobüsçünün belki evinde unu yoktur ama ünü vardır. İnsan için düşünen hayvan demiş ya filozofun biri bende haliyle düşünmeden edemiyorum. Bazı siyasetçilerin gaflarını, zırvalıklarını. Örneğin CHP genel başkanı Kılıçtaroğlu evet çıkarsa bir kişi satın alınırsa bütün Türkiye’yi satın almış oluyorsun. Evet çıkarsa muhtarlıklar fesh edilebilir. Daha bir sürü akla ziyan, akla havsalaya sığmayacak anlamsız, manasız, tutarsız, deli saçması söylemler. Yahu 16 Temmuzda hain ihanet şebekesi fetocular kahpece, kalleşçe, uçaklarla, helikopterlerle, toplarla, tanklarla, tüfeklerle, en modern silahlarla hayasızca, şerefsizce Türkiye’yi birilerine peşkeş çekmek, hatta bölüp, parçalayıp satmak için Türk insanının üstüne bomba yağdırdılar, her türlü antini, kuntini yaptılar. Türk insanı ne yaptı cesurca tankların önüne durdu. Altına yattı fetönun satılmış, şerefsiz hainlerine dur dedi. Derdest edip emniyet güçlerine teslim etti. 250 den fazla şehit 200 den fazla gaziye mal oldu bu hayasız ayaklanma. Ama hain, şerefsiz fetö çakallarının tümü beşer onar ağırlaştırılmış hapisle yargılanıyor. İnşallah 15 Nisandan sonra idam cezası geri gelir de devlet bu şerefsiz satılmış hainleri boşu boşuna beslemez asar. Hal böyle iken nasıl olacakta bir kişiyi satın alırsan Türkiye’yi satın alabileceksin. Pazardan limon almak, patlıcan, biber, domates almaktan da mı kolay Türkiye’yi satın almak. En önemlisi de neden, niçin, niye Avrupalıların Türkçe gazete çıkarıp hayır, hayır yazdıracak kadar Türkiye sevdaları depreşti. Türkleri madem seviyorlardı ulu hakan 2. Abdülhamid’i tahtan indirip Osmanlı imparatorluğunun yedi de beş toprağını kahpece, kalleşçe gasp ettiler. Türklere, Rumlara, Boşnaklara, Iraklılara, Suriyelilere, Ermenilere vs vs. Gül gibi geçinen Osmanlı tabasına ayrılıkları, acıları, gözyaşlarını yaşattılar. Parçaladılar, böldüler. Ulu hakan 2. Abdülhamid tahttan indirilişinden sonra Osmanlı toprakları kan gölüne döndürüldü. Milyonlarca masum insan nahak yere öldü ve hala yanı başımızda Irak’ta, Suriye’de binlerce masum insan nahak yere ölmek mecburiyetinde kalıyor.

 


13/03/2017

SEN ÇOK YAŞA GALİP ÖZTÜRK AĞA!

                İsak ile Mişon iki Yahudi esnaf, dükkânları yan yana. İsak ve Mişon sabah erkenden dükkânlarını açarlar taburelerine oturmuş çaylarını yudumlarken İsak Mişon’a dönmüş ‘Mişon bre kuzum benim hanım ha bire benden para istiyor. Pazartesi 100 lira istedi, Salı 200 lira istedi, Çarşamba 300 lira istedi, ha bu gün Perşembe 400 lira istedi’ demiş. Mişon hayretle İsak’a bre kuzum ‘İsak senin hanım bu kadar parayı ne yapıyor’ diye sorunca, ‘vallahi bilmem o istemesine istiyor ama ben hiç vermedim ki’ diye cevabı yapıştırmış.

Bizim otobüsçüler de anlı şanlı, yandan çarklı, attı mı mangalda kül bırakmayan, burnundan kıl bile aldırmayan kendilerini dev aynasında gören havalı cıvalı federasyon bir de uluslararası İPRU var. Sektör gazetelerinde boy boy resimler çarşaf, çarşaf beyanatlar. “İstanbul ulaştırma müdürüne gittik, Ankara ulaştırma bakanlığına gittik, genel müdürle görüştük, müsteşarla görüştük, İstanbul ticaret odasında görüşmeler yaptık. İstanbul Büyükşehir yetkilileriyle, Belediye Başkanıyla görüştük. WOW Otel’de çalıştay yaptık şu kadar misafir ağırladık, yedik, içtik, eğlendik, hoş geçtik hoşça vakitler geçirdik. Bakanlık yetkilileri ile çok olumlu görüşmeler yaptık, fikir teatisinde bulunduk” vs. Çocuklara hikayeler.

Beyler peki netice ne oldu? Malum Hatice değildir, önemli olan neticedir netice! Döviz aldı başını gitti, mazot beş lira sınırına dayandı, yedek parça, lastik, akü, vs.… Tüm girdilerle, dövizle beraber iki kata yakın zamlandı. Yavuz Sultan Köprüsü bir açıldı, pir açıldı. Otobüsçünün karabasanı oldu, iflahını kesti, nefes alamaz hale getirdi.

Üç federasyonun ve IPRU’nun başları, başkanları kovuldukları günden beri havanda su dövüyorlar. Tribünlere bir güzel oynayıp tüm otobüsçüleri ipteki cambaza baktırıp otobüsçülerin gönüllerine yelpaze vurup, gazını alıp iktidarını sürdürüyorlar. İktidarın nimetlerinden gani gani faydalanıyorlar. Nasıl olsa arkaların da dağ gibi Galip Öztürk Ağa var. Destekse destek, paraysa para, sponsorsa sponsor… Federasyoncuların bu dünyada işleri iş, bir elleri yağda, bir elleri balda. Bir ellerinde cımbız, bir ellerinde ayna, neden olsun ki umurlarında dünya ve otobüsçüler. Sağ olsun Galip Öztürk Ağa.

Allah Galip Ağaya zeval vermesin. Vesselam.

06/03/2017

MART AYI DERT AYI

Mart kapıdan baktırır kazma, kürek sapını bile yaktırır demiş atalarımız.

Bir mart ayında Ali dayının samanlarına bir hırsız dadanmış. Her gece el ayak çekilince Ali dayının samanlarını çalıyormuş. Ali dayının samanları her gün azalınca Ali dayının canına tak etmiş ve tek kırma tüfeğini almış içine fişeğini yerleştirip samanlığın kuytu bir köşesine siperlenmiş başlamış hırsızı beklemeye. Hani derler ya yavuz hırsız ev sahibini şaşırtır. O misal gece yarısına doğru samanlığın kapısı birkaç kez tak tak diye vurulmuş. Yavuz hırsız samanlığın kapısını açmış ve yüksek sesle ‘mart ayı dert ayı selamünaleyküm Ali dayı. Bir sepet samanı verirsen iyilikle, vermezsen zorla alacağım’ deyince  Ali dayı yavuz hırsıza sesleniyor.” Çok çabuk saman sepetini doldur hemen git. Ben samanlığımı dolanıp her gece samanlarımı çalan hırsızı bekliyorum demiş. Kıssadan hisse işte.

Gerçekten mart ayı dert ayıdır. Hem de çok büyük bir dert ayıdır. Soba, kömürlü kalorifer kullananların odunu, kömürü mart ayında bitmek üzeredir. Mart ayı martlığını da yapar. Giderayak birkaç defa esaslı soğuk olur. Malum mart ayı vergi ayıdır. Hesap, kitap ayıdır. Biz otobüsçüler hacı bekler gibi dört gözle sezonun gelmesini bekleriz. Para kazanmak için ama birkaç yıldan beri mübarek ramazan ayı da sezona denk geldiği için sezonun bir ayında da yolcu olmuyor. Otobüsler 10-15 yolcuyla seferlere çıkıyor. 2016 sezonunda bir de 16 Temmuz ayaklanması oldu, Rus turistler gelmedi. Bu iki olay otobüsçülerin çok aleyhine oldu. Otobüsçüler mart ayında bir de gelir vergisi verecekler. Vergileri bilmem nasıl ödeyeceğiz. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

Mart denince aklıma geldi 21-23 Mart’ta Konya da  düzenlenecek tarım fuarı geldi. Ben fuara Edirne Ticaret Odası’nın davetlisi olarak gideceğim. Konya ya gidiş 60TL, Konya’dan geliş 100 TL. Uçak biletlerini aldım. Halbuki Edirne Ticaret Borsası otobüsler de kiraladı ulaşım için ama uçak biletleri ucuz olunca bedava tahsis edilen otobüslerle yolculuk yapmayıp, ücret ödeyip uçakla yolculuk yapma yolunu tercih ettim.

Sezonda uçaklar 60 TL 100 TL ye yolcu taşıyorlar mı? Tabi ki taşımazlar fiyatlarını en az dört, beş kat  artırırlar. Ama biz Vatan, Millet, Sakarya aşkıyla dört, beş yıl öncesinin fiyatlarıyla yolcu taşımaya devam ediyoruz. Ne diyelim böyle başa böyle tarak, böyle şapkaya böyle kalak. Vesselam.

 

27/02/2017  

                                             ÇEVİRİN KAZI YANMASIN!

Anlı şanlı ve yandan çarklı IPRU’cular başı, başkanı, yönetim kurulu üyeleri cümbür cemaat Ulaştırma Bakanı’nı ziyaret etmişler. Bakandan beş istek istemişler.

Tanıtım ve üye sayısının artırılmasına destek, otobüs teşhiri için IPRU’ya fuar alanı tahsisi, KDV indirimi, IPRU’ya mali kaynak yaratılması.

Merak ettim bakan ne cevap verdi acep, bu istekler,  emriniz başım gözüm üstüne demiştir büyük bir ihtimalle.

Aç tavuk kendini buğday ambarında hayal edermiş ya IPRU’cuların hali de bu. TOFED’in, IPRU’nun işi gücü al tekke ver küllah, çevir kazı yanmasın hinliği ve cinliği ile dostlar alış verişte görsün kurnazlığı yapıp tribünlere oynayarak otobüsçülerin gönlüne yelpaze vurup gazını almak. Galip Öztürk Ağa’ya da şirinlik yaparak, şirinlik muskası yazarak paracıklarını çarçur ederek keyif sürmek. Eskiden araçların arkasında babam sağ olsun, ağa babam sağ olsun diye yazardı. TOFED‘çiler ve IPRU’cular için de Galip Ağa sağ olsun. Galip Ağa destek vermezse, finanse etmezse TOFED ve ıPRU bir anda kendilerini fesheder, yerlerinde yeller eser. Galip Ağa olmasa TOFED’e, IPRU’ya kim sponsor olur, sponsor olmayı bırak, kim kaale alır. Kıymet-i harbiyeleri, esbab-ı mucibeleri ne olur? Kocaman, koskocaman bir hiç. Aslında Galip Ağa olmasa, Galip Ağa destek vermeseydi ne TOFED, ne de IPRU kurulmazdı, kurulamazdı.

IPRU’ya kaynak yaratılması için yurt dışına çalışan otobüslerin her birinden 5 dolar alınıp IPRU’ya verilmesini istemiş alma ağacında doğan IPRU’cu tatlı su kurnazları. Neden ve niye? Ne karşılığında? Yurt dışına çalışan otobüslere hangi hizmeti veriyorsunuz?  Bakan sizin uşağınız mı? Bakanın işi gücü yok IPRU’cuların haraç toplamasına aracılık edecek.

Ey tatlı su kurnazı IPRU’cular Türkiye Cumhuriyeti muz cumhuriyeti değil, hukuk devleti akıllı olun, kafanıza kafa koyun, kendi menfaatiniz için, edeceğiniz cukkalar için böyle abuksubuk, olmayacak isteklerde bulunmayacak kadar maddeye tenezzül etmeyecek kadar erdemli olun. Bizim her gün 7-8 otobüsümüz yurt dışına gidiyor, giderken 5 dolar, gelirken 5 dolar etti 10 dolar. 8 otobüs 80 dolar, Ayda 2 Bin 400 Dolar. 2400*3,6=8640 TL.  Yani her gün 80 dolar bir ayda 8640 TL yapar.

Beyler bırakın böyle çalışmadan, ter dökmeden para kazanma düşüncelerini. Balık tutmak isterseniz mecburen ıslanacaksınız. Vesselam.

 

20/02/2017

Lider olunmaz, lider doğulur!

 

“Şehirlerarası otobüsle yolcu taşıma sektörünün birçok paydaşının katkısı ile bir ön hazırlık çalışması yapıldı. Şimdi bakanlık yetkilileri yeni yönetmeliğin taslağını hazırlayacak ve bu kez de taslak üzerine bir toplantı yapılıp nihai karar verilecek. Tabi kimi sektör mensubu davetli değildi, onlar ve davetliyken önemli mazeretleri varken gelemeyenler hariç; keyfi olarak gelmeyenler ve gelip de toplantı salonuna bile girmeyenler ve hatta toplantı salonuna girip herhangi bir katkı sağlamayanlar bir daha, ne mevcut yönetmelikten, ne de değişikliklerden şikâyetçi olma hakkını benim nazarımda kaybetmiştir.”

Yukarıdaki satırları eski Ankara Dernek Başkanı Mustafa Tekeli çalıştay sonrası yazmış. Gerçekten kısa, öz ve anlaşılır şekilde zülf-ü yâre dokunarak, zurnayı zortlatarak gerçekleri nalın mıhına vurarak açık ve seçik dile getirmiştir.

Ne demiş atalarımız lider olunmaz, lider doğulur. Örnekse işte cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de on yıldan fazla bir parti iktidar olmaz deniyordu. AK Parti 15 yıldan beri iktidar. Recep Tayyip Erdoğan’ın kurduğu AK Parti büyük bir oy farkıyla iktidar oldu, ama kendi milletvekili bile olamadı. Azmiyle, iradesiyle, halka verdiği güvenle başbakan ve cumhurbaşkanı oldu. On beş yılda kaç kongre, kaç seçim kazandı, haddi, hesabı yok. Hele cumhurbaşkanını ilk kez halkın seçtiği seçimde sağcısı, solcusu, PKK’lısı, tüm partiler, STK’lar akademisyenler, aydınlar vs. vs. tümü bir araya gelip çatı kurdular. Çatı adayı belirlediler ve Recep Tayyip Erdoğan’ı yine alt edemediler, cumhurbaşkanı olmasını engelleyemediler. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan iradeli, azimli, dirayetli, karizmatik bir lider olduğu için Türk insanının yüzde atmışa yakınının kalbinde taht kurmuş.

Lider, bireyleri ortak hedeflere yöneltmeli, hedefleri benimsetmeli, sinerji yaratmalı. Lider sorgulayıcı ve sabırlı olmalı, daima önde değil yeri geldiğinde arka planda durmayı bilmeli. Yaratıcı olmalı, prensipleri ile hareket etmeli, değişim mühendisi olmalı, yeniliklere açık vizyon, misyon sahibi olmalı, kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmayacak kadar erdemli ve hoşgörülü olmalı. Yiğidin hakkını yiğide, Sezar’ın hakkını Sezar’a verecek kadar hakkaniyetli olmalı, kin gütmemeli, kindar olmamalı. TOFED’in başına hasbel kader atanarak başkan olan Birol Özcan’da bu liderlik vasıflarının kaçı var. Bileğinin hakkıyla hangi ve kaç seçim kazanmış ki Van’dan, Mardin’den, Rize’den, Antalya’dan, Kars’ tan vs.vs. illerden insanlar işlerini, güçlerini bırakıp gelsinler. Gelenler dağın fare doğuracağını, bu tip toplantıların otobüsçünün gönlüne yelpaze vurmak ve gazını almak için yapıldığını bildikleri için toplantıya gitmeye gerek duymazlar. Sahi ben Edirne’deyim yani iki saatlik mesafedeyim, düğün kemiğiyle köpeğin semirmeyeceğini bildiğim için otelde kalmaya, yemek yemeğe de tenezzül etmem. Ben niye bu toplantılara çağrılmıyorum? Başım mı kel, ayaklarım mı kokuyor? Cevap verin bakalım federasyonun başı ve yönetim kurulu üyeleri.

 

20/02/2017

ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN BEY’E NASİHATİ

Ey Oğul, beysin…

Bundan gayrı öfke bize; gönül almak sana suçlamak bize; katlanmak sana

Acizlik bize; hoş görmek sana kem göz, şom ağız bize; bağışlamak sana

Üşengeçlik bize, gayretlendirmek sana, bölmek bize, bütünlemek sana

Çatışma, geçimsizlik, anlaşmazlık bize; adalet sana düşer ey oğul, beysin…

Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın ancak,

Bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen; öfken ve nefsin bir olup aklını yener sabretmesini bil,

Vaktinden önce çiçek açmaz açık sözlü ol, her sözü de üstüne alma.

Sevildiğin yere sık gidip gelme. Ananı, atanı say.

Bilesin ki; bereket büyüklerle beraberdir oğul

Üç kişiye acı; cahiller içindeki alime, zengin iken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene…

Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın…

Ey oğul! Yaşça, bilgice senden büyük olabiliriz. Ama sen Bey’sin

Biz senin yanında, senin emrindeyiz… bunu bilesin…

Lakin unutma! Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir…

Haklı olduğuna inanıyorsan mücadeleden korkma, yılgınlık gösterme…

Bilesin ki! Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!

Yolun uzun, işin çetin, yükün ağırdır…

Allah yardımcın olsun.

Yani demem o ki; bazı öyle sözler ve nasihatler vardır ki yüzlerce değil binlerce yıl geçse de dün söylenmiş gibi taptazedir. Şeyh Edebali insanı yaşat ki devlet yaşasın demiş ya ben de firma sahiplerine diyorum ki münferit otobüsçüleri yaşatın ki firmalarınız ilelebet yaşasın. Şoförlerinizin direksiyonda sigara içmelerini, telefonda muhabbet etmelerini engelleyin, müşteri velinimettir felsefesiyle yeni ve temiz otobüslerde kibar, saygılı, traşlı, temiz giyimli şoför ve personelle hizmet verin ki yolcular uçakları tercih etmesin.

 

Otobüsçüyü yaşatın ki sektör yaşasın. Otobüsçüyü yaşatın ki insanlar seyahat etme özgürlüğünü dilediğince kullansın. Otobüsçüyü yaşatın ki araç üreticisinden akaryakıtçısına, muavininden şoförüne, lastikçisinden,  yan sanayiine herkes ve en önemlisi ekonomi yaşasın.

 

06/02/2017

SÖYLESEM TESİRİ YOK, SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL

 

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere varan vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

Fuzuli

 

 

Fuzuli Oğuz’un Bayat boyundandır. 1483 yıllarında doğmuş 1556 da 72-73 yaşlarında hakka yürümüştür. Azeri Türküdür. 16. Yüzyılda yazılan şiir sanki dün yazılmış gibi. Bu güne tam tamına uyuyor. Bilmiyorum bu şiirin altına ne yazılır, altı nasıl doldurulur, ne yorum yapılır. Her cümlesi, her satırı mana, anlam, nasihat yüklü, tabi anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az misali okuyup yorumlamak şartıyla. Bende yıllardan beri alıyorum elime kalemi ama yazmıyorum aklıma geleni. Evet zülf-ü yâre dokunuyorum gerektiğinde, zurnayı da zart zart zortlatıyorum ama hiçbir zaman asla ve kata iftira, çamur atma densizliği yapmıyorum. Deveden büyük filin, padişahtan büyük Allah’ın olduğunu bildiğim için gelen ağam, giden paşam diyecek, nokta kadar menfaat için virgül gibi kıvıracak kadar menfaatperest ve erdemsiz olmadığım için sektör gazetelerinde hep doğruları yazdım ve yazacağım. Kendime şunu da şiar edinmişimdir. Kendime yapılmasını istemediğimi başkasına yapmayacak kadar erdemli olmayı. En önemlisi de tüm köşe yazılarımı kafa yorarak, göz nuru dökerek kendim yazarım. Bazı tatlı su kurnazı aymazların tüm yazılarını editörlerin yazdığını da biliyorum, o yazar bozuntusu, emek hırsızı aymaz yazarlar pazartesi sabahı merakla gazetelerin gelmesini yazmadıkları, yazamadıkları, apardıkları, çaldıkları, altlarına imza attıkları yazılarını acaba ne yazdık diye. Şu an otobüs sektörü, bilumum otobüsçüler  en zor günlerini yaşıyor. Tehlike çanları devamlı, mütemadiyen, durmadan, dinlenmeden çalıyor. Bazı yörelerde yıllardan beri anlamsız, manasız, acımasız yıkıcı rekabet vites yürüterek tam gaz devam ediyor. Kerelerce yazdığım gibi dövizin iki kat artmasına, mazota, lastiğe, yedek parçaya vs. girdilere iki üç kat zamlar yapılmasına rağmen otobüsçüler 6-7 yıldan beri aynı fiyata hatta daha düşük fiyata soğuk, sıcak, tatlı, tuzlu, ikisi, üçü bir arada açık büfe ikrama servise vs. vs. promosyonlara yılmadan, yorulmadan devam ediyorlar.

Ne diyeyim Allah tüm otobüsçülere akıl fikir ihsan etsin.  VESSELAM- AMİN

30/01/2017


ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ

Herkesin anlayış derecesi farklıdır. ‘Benim sana anlatacaklarım senin anlayacağın kadardır’ demiş Mevlana hazretleri.

Bir Türk atasözü de ‘anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az’ der.

Çocukluğumdan beri erken yatar erken kalkarım, hoş tüm Altunhan ailesi erken kalkarız. Üzerimize güneş doğmaz, sabah ezanı okunmaz. Kahvaltı yaparken de ışıklar yanar, karanlık olduğu için. Bu sabah 5.30 gibi uyandım, bundan 12-20 gün önce 39,49,59 liraya bedavadan ucuza yolcu taşıyan uçaklar, şu an sömestre tatilinde kaç liraya yolcu taşıyorlar acaba diye en uygun, en kolay bilet sitelerine girip bir inceledim. Antalya 300-500 TL. Ankara aktarmalı olursa 700 TL’lere çıkıyor bilet fiyatı. Bodrum 300TL ve üstü. Amma velakin otobüs bilet fiyatları ne hikmetse 4-5 yıl öncesiyle aynı.

4-5 yılda mazota, lastiğe, yedek parçaya kaç kez kallavi zamlar geldi acaba bilen, çetelesini tutan var mı? Hele hele dövizin yükselmesi, hem de çok aşırı yükselmesi yüzünden otobüs alım fiyatları ve tüm girdiler akıl almaz derecede, müthiş yükseldi, ama otobüsler on kuruşa, bedavadan ucuza, evden eve servis, her köşe başında yazıhane, soğuk, sıcak, ikisi bir arada, üçü bir arada, sade Türk kahvesi, tatlı, tuzlu, diyet bisküvi, kek, açık büfe sınırsız hizmet, gak diyene kahve, guk diyene kek.

Bir Osmanlı paşası İngilizlere şöyle demiş. Bu Osmanlı imparatorluğu ne menem şeydir, temelleri ne kadar sağlam atılmış, yıllardan beri siz dışardan, biz içerden, türlü entrikalar, türlü ihanetler yapıp yıkmaya uğraşıyoruz. Yine de yıkılmıyor.

Otobüsçülük de ne menem bir şeydir ki dövizin ateşi hiç düşmüyor ha bire yükseliyor. Dövizle beraber otobüs alım fiyatı, mazot, lastik, akü vs. vs her şey yükseliyor. Teyyareler sezon dışında bedavadan ucuza  ve üç on kuruşa 29,39,49 liraya yolcu taşıyor. Vicdana, insafa uymayacak acımasız rekabeti, hükümetin hamiliğinde, hükümetin kollaması, kayırması ile yapıyorlar. Bütün bunlar yetmiyor bir de otobüsçülerin kendi aralarında yaptıkları anlamsız, manasız, acımasız, etik değere, meslek adabına uymayan aptalca rekabetleri var. İnsan merak etmeden edemiyor. Sahi bu değirmenin  suyu nereden geliyor?

Söyleyen boşuna söylememiş Allah’ım sen beni dostlarımdan koru, evvel  Allah ben düşmanlarımı kendi becerimle, kendi gücümle yenerim, hallederim. Bu anlamlı söz bizim otobüsçülük sektörüne nasılda cuk diye oturuyor. Düğünde, bayramda, cenazede, iftar yemeklerinde hep beraberiz, yüzümüzde tebessüm, can ciğer kuzu sarmasıyız. Ya sonra, hasım. Akıllı, erdemli insanlar hasım olmazlar, rakip olurlar, rakip. Vesselam …

23/01/2017

KAÇAN BALIK BÜYÜK OLUR

 

Türkiye’de nüfus her gün değil, her saat artıyor. Genç bir nüfusumuz var. Diğer taraftan Üç milyondan fazla Suriyeli, bir milyondan fazla Iraklı, Ermeni ve Asyalı, Afrikalı onları da katarsak beş milyondan fazla yabancı Türkiye’de ikamet ediyor. İyi bir sayım yapılsa Türkiye’de yaşayan insanların sayısı 85 milyonu geçmiş 90 milyona merdiven dayamış olduğu anlaşılır.

Hal böyle iken neden, niçin, niye otobüs yolcularının, otobüsle yolculuk yapanların sayısı azaldı?

Yerli genç nüfus, emeklisi, işçisi, köylüsü, amiri, memuru ve yabancılar niçin otobüsle yolculuk yapmayı tercih etmiyorlar?

2016 yılında en az beş milyondan çok fazla yolcu kaybı var. Tüm firmaların bunun sebebini, nedeni  bulması gerekir, acep ne ola diye öz eleştiri yapması, yapabilmesi gereklidir. Bu çok önemlidir. Yani iğneyi kendine, çuvaldızı karşındakine batırmak, nalıncı keseri gibi olmamak, hep kendine yontmamak, testere gibi olup bir sana bir bana erdemini göstermek, gösterebilmek gereklidir.

Malum kaçan balık büyük olur, yakalanan balık da ya tava ya ızgara olur.

Otobüsçülerin üç tane federasyonu bir de uluslararası IPRU’su var. En büyüğü yüze yakın derneği ile otobüsçülerin çatı kuruluşu olduğunu iddia eden TOFED ‘dir ve TOFED’in kurulduğu 2005’ten beri değişmeyen yönetim kurulu üyeleri vardır. Sahi neden, niçin, niye TOFED’de başkanlar değişiyor da genel sekreter, başkan yardımcıları, yönetim kurulu üyeleri tabi senatör gibi hep aynı. AKP’de 13-14 yılda değişen milletvekilinin haddi hesabı yok, sayılamayacak kadar çok… Bakanlar değişti ama ne hikmetse TOFED yönetimi  bir geldi, pir geldi. Koltuklara tutkalla yapıştırıldılar yerlerinden kalkmak değil kımıldamıyorlar bile.

Bizim Edirne’de ramazan ayların da davulcular  şöyle bir mani söylerler: Eski cami direk ister. Dayanmaya yürek ister. Benim karnım toktur ama. Arkadaşımın canı börek ister.

Trakya otobüsçüler Derneği Başkanı benim, derneğimizin 120’den fazla üyesi var. Derneği kurduğumuzdan beri üyelerden hiçbir kuruş aidat almadık. Aidatları kendimiz ödüyoruz. TOFED yıllardan beri SHELL’den komisyon, üretici firmalardan sponsorluk adında paralar alıyor. Bir o kadarını belki de çok fazlasını Galip Öztürk ağa finanse ediyor. Peki TOFED ihtiyacı olan derneklere bu güne kadar kira, kırtasiye yardımı olarak kaç para vermiştir? TOFED yönetimi bir ile, bir bölgeye gitse  krallar gibi karşılanır mükellef sofralar kurulur, ikramda sınır tanınmaz. Peki hasbel kader İstanbul’a gelen bir dernek başkanına TOFED’ çiler hangi ikramda bulunur, bulunabilir? Doğru konuşanı dokuz köyden kovarlarmış; benim gibi doğru yazanı; zülfü yâre dokunanı, zurnayı zortlatanı da güçleri yeterse dokuz değil 99-999 köyden kovsalar ne yazar. Düğün kemiğiyle köpeğin semirmeyeceğini biliriz. Vesselam.

 

16/01/2017

                               TARİH TEKERRÜRDEN İBARET DEĞİLDİR!

Tarih tekerrürden ibarettir derler demesine ama ulu şair M. A. Ersoy da bu tezi şöyle çürütüyor: ‘Eğer tarih tekerrürden ibaret olsaydı insanlar yaptıkları hatalardan ders alır, aynı hataları yapma gafletine düşmezler ve tarihte tekerrür etmez.’

Malum perşembenin geleceği çarşambadan belli iken, karın şiddetli yağacağı, yolların, bellerin kapanabileceği, kara kışın bu sene çetin geçeceği belliyken, gerekli önlemlerin alınması gerektiği meteoroloji tarafından açıklanırken, tüm gazetelerde dokuz sütuna manşet, iri puntolarla çarşaf çarşaf uyarılar yayınlanırken, tüm TV kanallarında anons edilirken, etkililer, yetkililer, karayolcular, trafikçiler ne yapıyordulardı, kış uykusuna mı yatmışlardı,  çokoprens almaya mı gitmişlerdi, gözlerine at gözlüğü takıp lay lay lom mı yapıyorlardı?

Vazifenin namus, yapmayanın namussuz olduğu bilinci ve felsefesiyle görev disiplini ve ahlakıyla etkililer, yetkililer, sorumlular kış lastiği veya zincir takmayan araçları hemen sağ şeride çektirip trafikten men etseydiler en önemlisi de TIR’ların birkaç günlüğüne karayollarında seyretmesini yasaklasaydılar bu kadar sıkıntı yaşanmazdı diye düşünüyorum.

Ben Edirne’deyim, Edirne’de ikamet ediyorum.  Çok sık, bazen her gün, bazen gün aşırı Yunanistan’a, Bulgaristan’a gider gelirim. Çoğu zaman Bulgar tarafında 20-25 hatta 30 km’lik  TIR kuyrukları görürüm. Bilmiyorum o TIR’lar Bulgar gümrüğünü 2-3-4 veya 5 günde mi geçerler?  Gümrüklerde 4-5 gün bekleyen TIR’lar 2-3 gün trafiğe çıkmasalardı ne olurdu?

Bu TIR’lar Marmara’nın tüm yollarının, bilhassa Bursa, İzmir yolunun 15 saatten fazla kilitlenip, kapanmasına sebep oldular. Ya sebep oldukları kazalar nedeniyle kaç kişi suçsuz, günahsız, nahak yere öldü, kaç kişi yaralandı, kaç kişi sakat kaldı ve kaç milyon milli servet heba oldu?  Bunları düşünen,  bilen, çetelesini tutan kaç tane etkili, yetkili, amir, müdür vardır acaba?

Malum hikayeyi  çok kişi bilir. Temele idam cezası vermişler, darağacına giderken son sözünü sormuşlar. Temel’in cevabı ‘bu bana ders olsun’ olmuş.

İnsan merak etmeden edemiyor acaba Türkiye’nin Ulaştırma Bakanı, Karayolları Genel Müdürü, Emniyet Genel Müdürü, belediye başkanları, amirler, memurlar, müdürler kar yağmadan ya da kar yağarken gereken önlemleri, tedbirleri alıp, insanların beddualarını değil, hayır dualarını alabilecekken neden gerekli tedbirleri zamanında almazlar?

Bir yılda 365 gün var bu 365 günün kaç gününde kar yağıyor ki? Bu 5- 10 günlük karda tedbir almayıp milleti çile çektiren, yaralanmasına, sakat kalmasına, ölmesine, milyonlarca liralık milli servetin heba olmasına sebep olanlardan hesap bu dünyada sorulmasa da öteki dünyada muhakkak sorulur ve sorulacaktır.

09/01/2017

SEN YANMASAN! BEN YANMASAM!

Nazım Hikmet Ran bir şiirinde;

‘Sen yanmasan,

Ben yanmasam

Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa’ demiş.

Ben de nazım Hikmet’in bu şiirinden esinlenerek doğruları, gerçekleri, zülf-ü yâre dokunarak, zurnayı zortlatarak yazıyorum. Hiç ama hiç kimseye düşmanlığım, kinim yok. Hiç kimseyi kıskanmayacak kadar erdemliyim. Ama birde hayatın yadsınamayacak gerçekleri var. Bunları dillendirmek, dile getirmek kadar doğal bir şey olabilir mi? Malum şair en güzel şiiri, romancı en güzel romanı yazmak ister ve bunun için çaba harcar.

Keza şoför aracı hoş kullanmak, az mazot yakmak, pilot uçağı en güzel, sarsıntısız, yolcularını rahatsız etmeden kaldırmak, yol almak ve indirmek için çaba harcar, gayret eder. Futbolda santrafor gol atmak için, kaleci gol yememek için gayret eder, çırpınır. Pehlivan arkaya geçip iki puan almanın telaşındadır hep.

Biz yazarlar da yazılarımızı çok insanın okuması, beğenmesi, taktir etmesi için kafa patlatırız haliyle. Mevlüt hocanın çok sık anlattığı bir anekdot vardır. Bir Alman sosyal demokrat şöyle demiştir. Bir ülkede iktidarın çok aktif olmayıp, pasif olması muhakkak ki iyi bir şey değildir, ama felaket de değildir. Felaket muhalefetin çok pasif olması, muhalefet görevini yapmaktan aciz olmasıdır. Ne alem kördür, nede insanlar aptaldır. Kör bile aynı çukura iki kere düşmez. Ve kurnazlıkla kerizliği de ince bir soğan zarı ayırır demiş atalarımız.

Görevini layıkıyla, özveriyle, cansiperane yapan, sorumluluğunu aldığı kurumun, derneğin, federasyonun hakkını, hukukunu her platformda arayan başları, başkanları herkes takdir eder, hakkını verir, yeri gelince alkışlar. Ama suya sabuna dokunmadan, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın deyip, dört dönüm bostan, yan gel yat Osman misali, salla başını al maaşını aymazlığı, kurnazlığı yapanlar da haliyle tenkit ve eleştiri oklarının hedefi olurlar.

Şimdi taraflı tarafsız, ilgili ilgisiz tüm sektör mensubu arkadaşlarım vicdan en rahat yastıktır felsefesiyle ellerini vicdanlarına koysunlar ve cevap versinler sektörün üç federasyonu ve IPRU’su ne iş yaparlar, hangi projeye imza atarlar, otobüsçülerin haklarını, hukuklarını ne zaman, nerede hangi platformda arama zahmetine katlanırlar. Bol bol gazetelerde, boy boy şunu ziyaret ettik, bunu ziyaret ettik anlat anlat heyecanlı oluyor misali caklarla, cuklarla otobüsçülerin gazlarını alıp, bir güzel gönüllerine yelpaze vuruyorlar.

Hasan dağı arpalık eğer saban yürürse,

her derede bir değirmen eğer suyun gelirse,

her köylüden bir tavuk, eğer köylü verirse,

bu gidiş güzel gidiş, eğer sonu gelirse.

Bu dörtlük federasyonlara, bilhassa TOFED’e nasılda cuk diye oturuyor. Di mi ama….

02/01/2017

YA DEVLET BAŞA! YA KUZGUN LEŞE!

Devlet devletliğini, devlet gücünü, devlet babalığını, şefkatini gösterip, bölücü vatan hainlerinin kafalarına demir yumruğunu vurunca Güneydoğu ve Doğu illerinde yaşayan Kürt kardeşlerimiz devlet güvencesini görünce safını hemen belirlerdi ve devletinin yanında yer aldı.

Kırk yıla yakın bir zamandır Kürtlerin hakkını, hukukunu koruyacağım yalanı ve dolanıyla Kürtçe bilmeyen kahpe, kalleş, kan içici sahtekârlar en büyük zararı Kürt kardeşlerimize verdiler. Kürt halkının iş yerlerinin kepenklerini kapatıp ticaretlerini engelleyip tamiri mümkün olmayan zararlara sebep oldular, patlattıkları bombalarla en çok Kürt halkını yaraladılar, öldürdüler, sakat bıraktılar. Şehrine, kasabasına hizmet için seçilen belediye başkanları asıl görevleri, şehirlerin, kasabaların yollarını daha güzel hale getirmek iken belediyelerin iş makinaları ile mevcut yolları kazıp köstebek yuvası haline getirdiler. Şehirleri, kasabaları çöp yığını haline getirip bölge halkına en büyük ihaneti, en büyük kötülüğü yaptılar. Bre küstah, kahpe, kalleş, aymazlar size hiç söylemediler mi devlet her zaman iş başındadır. Devlet manda arabasıyla tavşan yakalar sözünü. Eşkıyadan padişah olur mu hiç tarih hiç eşkıyanın padişah olduğunu yazıyor mu utanmadan, sıkılmadan, hayâ duymadan küstahça arkanıza PKK’yı, YPG’yi Kandili aldığınızı böbürlenerek televizyon ekranlarında salyalarınızı akıtarak, devleti tehdit ederek haykırdınız, görevini hakkıyla, şerefiyle, vatan aşkıyla yapan askere, polise hakaret ettiniz, küfür ettiniz, tokat atma küstahlığı yaptınız. Yetmedi devletin bütün değerlerine, milletvekillerine, bakanlara, Başbakana, Cumhurbaşkanına en ağır şekilde saldırdınız, hakaret ettiniz peki ne kazandınız?

Devlet, devlet olduğunu hatırlayınca, devlet gibi davranınca suç işleyenleriniz palas pandıras hapsedilince hepiniz dut yemiş bülbül gibi sus pus oldunuz. Hani nerde sizleri gaza getirip devlete en garız hakaretleri ettiren sizlerin sırtını sıvazlayıp arkanızdayız diyen şer odakları kahpe, kalleş Avrupalı dayılarınız, amcalarınız. Ne kadar aciz, aymazsınız ki ve ne kadar cahil. Elden gelen öğün olmaz, o da zamanında bulunmaz. El şeyiyle gerdeğe girilmez.  Özlü sözlerini hiç duymadınız mı? Her neyse kendi düşen ağlamaz, düşenin dostu olmaz, kişi ne yaparsa kendine yapar demiş atalarımız. Ben buradan sizlere bir türküden alıntı yapayım. Alçaklara kar yağmış üşümediniz mi, bre aymazlar siz bu işin buralara geleceğini, devletin sizleri derdest edip kodese koyacağını düşünmediniz mi?

Kodeste çok zamanınız olacak düşünün bakalım nerede yanlış yaptınız.

 

26/12/2016

HESAPSIZ KASAP

Atalarımız akıllı adam dünyaya uyar, akılsız adam da dünyayı kendine uydurmaya çalışır demişler. Ne kadar da güzel, ne kadar da doğru demişler…

Biz otobüsçüler yıllardan beri fikir olarak, taktik olarak, gelişen şartlara, değişen dünyaya ne hikmetse bir türlü uyum sağlayamadık.  Evet teknoloji harikası yepyeni, son model otobüsleri uçaklarda olmayan koltuk arkası ekranlarla, uydu antenlerle donattık. Yolculara uçaklarda olmayan ve daha yıllarca olmayacak konforu sunduk, sunuyoruz ve sunmaya devam edeceğiz. Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama hesabımızı, kitabımızı, çıkarımızı, menfaatimizi hiç düşünmedik, düşünemedik. Halen de öyleyiz. Bodoslama, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete misaliyiz.

Ama nereye kadar?

İşte bu sene, tam da şu an an şapka düştü, kel göründü.

Yukarıda yazdığım gibi büyük küçük, anlı, şanlı bütün firmalar zorda. Malum hesapsız kasabın hali kötü olur. Otobüsçüler de bu zor duruma hesapsızlıktan, kitapsızlıktan düştüler.

İnşallah bundan böyle aklıselim galip gelir de otobüsçüler derlenip, toparlanır. Bir ve beraber olup bu zor günlerin üstesinden gelirler.

Kabul etsek de etmesek de su an çok açık bir gerçek var. Büyük- küçük, bol ikramlı, 2+1 koltuklu (3 Koltuklu) , 2+2 (4 koltuklu) koltuklu otobüslere sahip bütün otobüs firmaları zorda.  Hem de öyle az buz değil, bir hayli zordalar. Hani derler ya bıçak kemiğe dayandı, ,işte o raddeye gelmelerine ramak kalmış durumda. Hesabını kitabını bilmeyen, kar zarar hesabını yapamayan, devamlı olarak anlamsız ve bir o kadar da acımasız rekabet ipine sarılan otobüsçülerin böylesi zora düşecekleri, zor günler yaşayacakları belliydi. Hesapsız kasabın neresine kaçarmış masat işte o hesap misali, otobüsçülerde de yıllardan beri yaptıkları rekabetler 3-10 kuruşa, bedavadan ucuza yolcu taşımakla, otobüslere kamyon gibi  bagaj yükleyip, ücret almamakla, soğuk, sıcak, tatlı, tuzlu, yazları dondurma, açık büfe sınırsız ikram vermekle, her köşe başına yazıhane, terminal açmakla, 46 kişilik otobüsleri 2+1 koltuklu yapıp, 38 kişiye düşürmekle, zor günleri kendileri davul zurnayla davet ettiler.

8 koltuk az gibi görünebilir ama 8+8 eder mi 16. 50 liralık bir hatta, giderken400 lira kayıp, gelirken 400 lira kayıp. Etti 800 lira. Çarpalım 800’ü 30 ile. Ne oldu, çıktı ortaya 24 bin liracık.

Ya bu işler böyle işte… Bu işler hesabını kitabını bilmeyenleri emin olun çok fena şişler. Ve şu an otobüsçülerin tümü şişleniyor, hem de çok fena şişleniyor.

19/12/2016

AKIL YAŞTA DEĞİL BAŞTADIR

 

‘Akıl yaşta değil başta’ demiş ya atalarımız, ne kadar da doğru söylemişler.

Biz otobüsçüler böbürlenerek ‘cumhuriyetle aynı yaştayız’ diye övünürüz. Övünürüz övünmesine ama daha dün gibi yeni kurulan uçak şirketleri bir geldiler pir geldiler. Oyunu kuralına göre öyle güzel, öyle kurallı oynuyorlar ki ticari dehada otobüsçüleri fersah fersah geçtiler.

Sezonda, bayramda seyranda, tatil günlerinde yüksek fiyata yolcu taşıyıp, tabiri caizse yağmur yağarken küplerini, destilerine, kovalarını lebaleb bir güzel dolduruyorlar.

Sezon bitinci, bayram, seyran tatil olmayınca da otobüsçülerden daha ucuza yolcu taşıyarak otobüsçülerin iflahını kesip, rızıklarını ellerinden alıp perperişan ediyorlar.

Otobüsçüler 3-5 yolcu ile yola çıkmak mecburiyetinde kalırken veya servis iptal etmek mecburiyetinde kalırken, uçaklar ise tıka basa, 46 oturan, 46 ayakta misali tıkır tıkır uçuyorlar.

İçlerinden kıs kıs gülüp, biz otobüsçülere cırcır böceği ile karınca hikayesini okumalarını öneriyorlardır.

Malum karınca yaz boyu yılmadan, yorulmadan, dinlenmeden, engel-çengel tanımadan azimle çalışmış, ambarını buğdayla doldurmuş. Cırcır böceği de yaz boyu şarkı söylemiş, kış gelip soğuklar başlayınca ambarda yiyeceği bir şey de kalmayınca dayanıyor komşusu karıncanın kapısına. ‘Açlıktan ölmek üzereyim, bana biraz buğday ver de ölmeyeyim’ deyince, karınca, cırcır böceğine şu anlamlı soruyu soruyor: ‘Böcek kardeş, yaz boyu sen ne yaptın. Niye yiyeceğini tedarik edip depolamadın.’

Cırcır böceği, ‘Ben yaz boyu cırcır cırcır cırcır şarkı söyledim. Kışı hiç düşünmedim’ diye cevaplamış. Karınca da, ‘Madem yaz boyu şarkı söyledin, şimdi de bir güzel oyna’ demiş.

Biz otobüsçüler de sezonda, bayramda, seyranda, tatil günlerinde üç on kuruşa bedavadan ucuza yolcu taşıyoruz. Soğuk-sıcak çeşit çeşit dondurma dahil açık büfe, sınırsız ikram eder her köşe başına yazıhane açarız, en uzak yerlere bir-iki yolcuya servis koyup, en önemlisi de otobüslere kamyon gibi bagaj yükleyip 5 kuruş dahi ücret talep etmeyiz.

Sezon, bayram, seyran olmayınca kara kışta da kara kara düşünmeye başlarız. Servis mi iptal etsek, yolcuları başka firmaya mı aktarsak?

Akılsız başın zahmetini ayaklar çekermiş. Akılsız ve akıllanmaya hiç niyeti olmayan otobüsçülerin zararı da kendilerine, ailelerine, çoluğuna-çocuğuna, şoförlerine, muavinlerine, tüm çalışanlarına ve de Türk ekonomisinedir.

İnşallah bir gün otobüsçüler de aklın yolunun bir olduğunu idrak ederler, dünkü uçak şirketleri gibi kârı-zararı öğrenirler, oyunu kuralına göre oynamaya başlarlar da otobüsleri zarar etmeden Türk insanına asırlar boyu hizmete devam eder.

Vesselam.

12/12/2016

                 GÖNÜLLERE YELPAZE

                Hani derler ya ölmüşüz ama ağlayanımız yok diye. Otobüsçülere, otobüs sektörüne nasıl da cuk diye oturuyor bu söz.  İnsan için düşünen hayvan demiş ya filozofun biri, bende bazen bazı şeyleri, tabi merak ettiğim şeyleri düşünüyorum. Aklıma düştü, düşündüm. Merak ettiğim konu dört ay önce yani ağustos ayında mazot kaç paraymış, şimdi kaç para oldu?

Ağustos ayında Edirne’de mazot 3,64 lira imiş, yeni yapılan son 16 kuruşluk zamla beraber olmuş 4,42 lira.

4,42-3,64 = 78 kuruş zam var ortada. Yani usul, yavaş yavaş, çaktırmadan, mehter marşı gibi gelen mazot zamlarının toplamı olmuş 78 kuruş.

78 kuruştan ne olur diye düşünebilir bazı insanlar.  Öyle ya ekmek 1 lira ilen 78 kuruşun lafı mı olur? Derler demesine ama otobüsçü penceresinden bakınca kazın ayağı hiçte öyle değildir. Örneğin bizim otobüslerimizden biri Uzunköprü’den kalkıp Ankara’ya gidip gelse maksimum 450 litre mazot tüketir. 450X78 = 351 lira eder. Bu 350 lirayı 10, 20, 30, 40, 50 otobüsle çarp. Bunları da önce 30’la yani bir ay ile çarp, çıkanı da 12 ile çarp ve bir yılda otobüsçülerin cebinden çıkan paraların hesabını yap. Ama yapamazsın, niye yapamazsın çünkü bu 78 kuruş dört aydaki mazota gelen zam daha kocaman sekiz ay daha var…

Otobüsçünün derdi, kaderi sadece mazota gelen zamla bitmiyor. Ki döviz de aldı başını gitti. Otobüsçü bileti Türk parasıyla satar amma velakin otobüsü dövizle alır. Yedek parçaların tümü lastik, akü vs dövize endekslenmiştir. Döviz yükselince otomatikman otobüsçünün tüm giderleri de artar. Ya bir de dövizle otobüs satın alan dövizle borçlananlar var. Allah onların yardımcısı olsun bilmem halleri nicedir.

Fakaaat hani şair demiş ya sessiz gemi şiirinde “Gidenler memnun ki yerinden,  yıllar geçti dönen yok seferinden” diye. Bizim otobüsçüler de hallerinden pek memnunlar ki hiç sesleri sedaları çıkmıyor. Yahu dört ayda mazota bu kadar zam geldi, Yavuz Sultan Selim köprüsü iflahımızı kesti, dünyalar kadar zarar ediyoruz, çoluğumuzun, çocuğumuzun istikbalini düşünmüyoruz rızklarını kara asfalta döküyoruz deme cesaretini gösterip aklın yolunun bir olduğunu idrak edip bir olup, beraber olup bir araya gelerek bilet fiyatlarına makul bir zam yapmak veya iyileştirmek bile akıllarına gelmiyor.

Tabi burada en büyük vazife en büyük görev üç federasyonun başkanlarına ve yönetim kurulu üyelerine düşer. Ama maşallah onlar çok rahatlar, çok hallerinden memnunlar suya sabuna dokunmadan komşu ziyaretleri vs ile lay lay lom keyif sürüyorlar tabii. Gazete manşetlerinde arz-ı endam ederek otobüsçülerin gazını alıp gönüllerin bir güzel yelpaze vuruyorlar. Vesselam.

05/12/2016

VATAN MİLLET SAKARYA

Atalarımız ‘Allah’ım sen beni dostlarımdan koru ben düşmanlarımı hallederim’  demiş ya bu söz bizim otobüsçülük sektörüne nasıl da cuk diye oturuyor. Otobüsçüler düğünde, bayramda, gezilerde, iftarlarda, genel kurullarda, toplantılarda bir araya geldiklerinde can ciğer kuzu sarmasıdırlar, ama akrep bile yapmaz akrabaların akrabaya yaptığını misali her zaman rahmani değil şeytanidirler.

Derviş dervişin arkasına sırayla geçer özlü sözünden bihaberdirler. Ayı kırk tane masal bilirmiş kırkıda armutla ilgili imiş ya, bizim otobüsçülerin tek bildiği, en iyi bildiği şey rekabet yapmaktır.

Otobüsçünün rekabeti salt fiyat indirmek, fiyat kırmak değildir. Tatlı, tuzlu, sıcak, soğuk, açık büfe, sınırsız ikram. 2+1 yeni teknoloji harikası modern, konforlu otobüsler. En ücra köşeye 1-2 kişiye servis hizmeti otobüslere kamyon gibi bagaj yükleme, her köşe başına yazıhane, terminal, israfın, hesap bilmezliğin daniskası say sayabildiğin kadar. Bilmiyorum şu an uçak bilet fiyatlarını merak edip inceleyen var mı? Ben Şanlıurfa’ya İstanbul’dan 70 lira ya uçtum, dönüşte de Mardin’den Ankara’ya yine 70 lira. Peki, bayramda seyranda, yılbaşında sezonda kaç para uçak biletleri 4-5-6 hatta 7 kat pahalı amma velakin biz otobüsçüler çok mert, çok centilmen, çok vatansever olduğumuz için vatan, millet, sakarya aşkıyla yaz kış, bayram, seyran, yılbaşı sezon kıran kırana acımasız, manasız, anlamsız rekabet neredeyse üç on kuruşa, bedavadan ucuza yolcu taşıyan firmalar ellerinden gelse ikram olarak köfte ekmek bile verecekler. Sahi yazları yolcularına dondurma ikram eden gönlü bol firmalar kışları niçin boza ikram etmezler?

Otobüsler otobüs parçaları döviz ile alınıyor ne hikmetse otobüs biletleri ise dövize falan endeksli değil yıllardan beri aynı fiyata bilet kesiyor hatta bazen yıllar önceki fiyattan daha ucuza da bilet kesiliyor. Şu günlerde Bayrampaşa Otogarı’nın halini muhakkak herkes görüyor. Bom boş tabiri caizse inler cinler top oynuyor. Maalesef her gün bayram, seyran, sezon yok sezonu hesaplasan ramazan ayını da cık san zar zor üç ay dolu dolu bir ay da bayram, seyran, yılbaşı vs. desek etti dört ay. Dövizin alıp başını gittiği, rekor üstüne rekor kırdığı tarihi zirve yaptığı yolcunun kıt olduğu şu zamanda otobüsçünün gülüm helvasının tam yandığı günlerdeyiz. Malum üç tane aslan gibi federasyonumuz bir de uluslararası IPRU muz var peki başardıkları, kotardıkları otobüsçünün yarasına merhem oldukları ne var? TOFED başı ve yönetim kurulu; Ankara’yı, Ulaştırma Bakanlığı’nı, İstanbul Ticaret Odasını, Mercedes’i vs. ziyaret etmiş miş! Boy boy resimler. Peki, otobüsçünün lehine kotardığınız ne? Gönüllere yelpaze vurmak ve otobüsçünün gazını almak… Yani hayal tüccarlığı yapmak!

28/11/2016

İŞ BİLENİN KILIÇ KUŞANANIN

Malum Yavuz Sultan Selim köprüsü bir açıldı, pir açıldı. Otobüsçülerin karabasanı oldu. Üzerimize kâbus gibi çöktü. Ne umduk, ne bulduk hani derler ya ben istedim bir göz Allah verdi iki göz. Ama biz otobüsçülerde tam tersi oldu. Yavuz Sultan köprüsü sayesin de bir gözümüzden olduk, kör olduk. Köprü açıldığından beri otobüsçülerin iki gözü iki çeşme feryad-ı figan ediyorlar. Ama duyan yok, dinleyen yok, çare bulan, çare üreten yok. Üç tane federasyondan ciddi bir adım yok. Sadece laf olsun, torba dolsun, dostlar alışverişte görsün misali kerhen otobüsçülerin gönlüne yelpaze vurmak, gazını almak için cılız birkaç beyanat.

150 km fazladan yol. 200 TL köprü otoban ve fazladan mazot bedeli, aylardan beri hem ağlarım hem giderim diyen gelin misali otobüsçüler bu faturayı ödüyorlar. Yolcuların kaybettiği iki saatlik zaman israfı, şoförlerin takografproblemi, aşınan lastik vs. cabası. Rahmetli Süleyman Demirel ne demişti demokrasiler de çareler tükenmez. Gelelim şimdi zurnanın zırt ettiği yere.  Turizm de çalışan, turist taşıyan otobüslere ikinci köprü serbest peki bizim anlı şanlı ve yandan çarklı üç federasyon başkanlarının, yönetim kurulu üyelerinin, firma sahiplerinin, otobüsçü ağalarının, otobüsçü ağababalarının hiç aklına gelmez mi. Bir olup, beraber olup B2 ve TURSAB belgeli otobüslerle ikinci köprü Fatih Sultan Mehmet’ten servis hizmeti vermeyi. Hele hele otobüsçülükte hep ilklere imza atan Metro Turizm için bu iş tereyağından kıl çekmekten daha kolaydır. Avrupa ve Asya yakasında 50-60 Km’lik en ücra köşeye servis hizmeti veren Metro Turizm için tahsis edeceği 20-25 turizm belgeli otobüsüyle bu işi çok güzel, çok mükemmel yapar. Otobüs şoförleri, yolcular hayır duası eder. Asya yakasına, Avrupa yakasına yolculuk eden yolcular da gidiş gelişte iki saatten fazla zamandan tasarruf edecekleri için Metro Turizm’i tercih eder, yolculuklarını Metro Turizm ile yapar. Metro Turizm geçte olsa Selim Paşa Metro tesislerine karşılıklı gidiş-geliş için yazıhane yaptı, servis koydu Silivri Selim Paşa, Kumburgaz, Büyükçekmece, Hadımköy ve tüm o havalinin Trakya’ya gelen yolcuların tamamı Metro Turizm ile yolculuk yapıyor. Çünkü vakit nakittir. Vaktin bedelini ödeyecek hiçbir para birimi yoktur ve olamaz. Yapacağım demekle, yapmanın arasında dağlar kadar fark vardır.

İşte meydan işte pehlivan. Fikir benden uygulamak sizden. Haydi kolay gelsin. Yapın sizi ellerim acıyana kadar alkışlayayım.

 

 

 

21/11/2016

 

GEZ DÜNYAYI- GÖR KONYA’YI

Evet gez dünyayı, gör Konya’yı  derler.Derler demesine ama gezeceksin dünyayı yalnız Konya’yı değil Türkiye’nin tüm illerini, ilçelerini, kasabalarını, köylerini, mezralarını, dağlarını, ovalarını, ormanlarını, sahillerini, adalarını göreceksin. Muhakkak Konya çok önemli bir ilimiz. Türkiye’nin en büyük yüz ölçümüne sahip. Türkiye’nin buğday ambarı. Hz. Mevlana’nın yaşadığı, türbesinin bulunduğu tarihi ve tarih kokan güzide bir şehrimiz. 18 milyonluk İstanbul’daki maçları dokuz on bin seyirci izlerken Konya’da kırk binden fazla seyirci dolduruyor Konya stadını.

Velakin Türkiye’min her şehrinin, her yöresinin kendine has özellikleri, güzellikleri var.

Eşimle üç gün Şanlıurfa’da,  üç gün Diyarbakır’da, üç gün de Mardin’de misafir olduk. Daha önceki yazılarımda yazdığım gibi Şanlıurfalı, Diyarbakırlı, Mardinli meslektaşlarım bize çok güzel, çok mükemmel ev sahipliği yaptılar. Yemekte, içmekte, ikramda sınır yoktu. Mardin Dernek Başkanı Abdurrahman Aygüler’e ‘Abdurrahman yeter artık’ demek zorunda kaldık. Şanlıurfa ‘da, Diyarbakır’da otur yemek, kalk kebap, ciğer, çiğ köfte, kaburga dolmasıenvai çeşit salata ve tatlılar. Mardin’e geldik bumbar dolması, içli köfte, kapalı lahmacun, kebap vs. vs. Mide fesadı geçireceğiz dedim ama dinleyen kim, ikram üstüne ikram.

Mardin’den uçakla Ankara’ya geldik. Eşim Ankara’da kızımızın ve torunumuzun yanında kaldı. Ben kendi otobüsümle Edirne’ye döndüm. Akabinde Edirne Ticaret Borsası olarak 170 kişi ile beraber Romanya Bükreş’te ki tarım fuarını ziyaret etmek ve incelemek için yola revan olduk. Hamzabeyli Sınır Kapısı’ndan geçip Bulgaristan’a girdik. Bulgaristan yolları yoldan başka her şeye benziyor. Yamalı bohça gibi. Yolları yamalayarak tamir etmişler sözüm ona. Yollar dar, çok virajlı ve virajlar çok keskin. Romanya yolları da bizim yolların müjdesine gelemez. Otel fiyatları, yemek fiyatları Türkiye’den çok fazla. Kahvaltı, yemek eh işte. Türkiye ile hiç ama hiçbir şeyi kıyaslanmaz. Ama mesleğim icabı dünyanın bir çok yerini gezdim, gördüm, geziyorum, görüyorum ama Türkiye başka, bambaşka. Çok güzel , çok mükemmel, fevkaladenin  fevkinde. Neymiş o Paris, Prag, Varşova, Budapeşte, Londra, Münih, Viyana, Atina vs. vs yerler. Gelin,gezin, görün yerli malı Türk’ün malı. Güzel Türkiye’mizin havası, suyu, coğrafyası ayrı bir güzel, insanları ayrı bir güzel, yemekleri, kebapları, tatlıları ayrı bir güzel. Güzeller güzeli Türkiye’yi doya doya yaşayın. Mutluluklarını, huzurlarını, keyiflerin en güzelini yaşayın. Vesselam . Türkiye’m Türkiye’mcennetim benim.

 

 

 

 

07/11/2016

 

GÜNEYDOĞU’NUN KADİM ŞEHRİ, KARTAL YUVASI MARDİN

Samsun’dan gelip Mardin Kızıltepe’ye devam eden Metro Turizm otobüsünde eşimle beraber Mardin’e hareket ettik. Otobüs sadece Diyarbakır’dan iki yolcu aldı, yirmi+yirmi kırk TL. İki kişide biz, ettik dört kişi. Tabii otobüsün o bomboş halini görünce bizimde içimiz cız etti. Haliyle mazot dört TL’yi geçmiş, beş TL’ye dörtnala gidiyor.

Diyarbakır çıkışında yol yapımı olduğu için yol bozuk ve meşakkatliydi ama biraz sonra bölünmüş normal yola girdik ve yol güzeldi. Otobüsler malum teknoloji harikası koltuk arkası ekranlar, temizlik, konfor, kaptanlar tıraşlı, elbiseleri, gömlekleri, kravatları… pırıl pırıl. İkramı anlatmama gerek yok. Tatlı, tuzlu, kek, kraker vs. Sıcak, soğuk, çay, kahve, kola, meyve suyu, sade kahve, ikisi bir arada, üçü bir arada vs. vs. Otobüs değil sanki beş yıldızlı otel bundan iyisi olsa olsa Şam’da kayısıdır. Mardin de Mardin Dernek Başkanı Abdurrahman Aygüler karşıladı bizi. Abdurrahman çok temiz, çok ferah, mükemmel bir otelin süit odasını ayırtmış bize. Hani derler ya anlatılmaz yaşanır diye. Otelin müdürü, çalışanları güler yüzlü, saygılı malum Anadolu insanını anlatmaya hiç gerek yok genlerinde var insana sevgi, insana saygı ve hizmet aşkı. Herkes bilir otobüsçüler gönlü bol insanlardır izzet-i ikramı misafir ağırlamayı çok severler. Abdurrahman hadi bakalım ağam hazırlan da Mardin’e has yemeklerin olduğu lokantaya gidelim dedi. Biz aç değiliz falan desek de Abdurrahman dinler mi hiç. Mardin’in en ünlü lokantasına götürdü bizi. Anında masayı öyle bir donattılar ki üç değil sanki masada on üç kişiydik. Mardin’in mumbar dolması meşhur, lahmacun, kapalı, içli köftenin şekli daha bir başka, kebaplar harika hani derler ya yemede yanında yat. Aynen öyle Mardin takdire şayan bir şekilde temiz düzenli, intizamlı, iş yerlerinin tabelaları standart abartısız hepsi aynı ve aynı ebatta. Kahve, kuru yemiş, şifalı otlar, gümüşçü, kuyumcu iş yerleri temiz, pırıl, pırıl dükkân sahipleri, elemanlar güler yüzlü, temiz, bakımlı ve ikram etmekten mutlu oluyorlar. Mardin otogarı yeni, bakımlı, temiz, pırıl, pırıl, çığırtkanı, bağıranı, çağıranı, otogara gelenleri rahatsız edeni yolunu keseni yok nedense büyük ve yazıhaneler çok, yazıhanelerinde yarısından fazlası boş.

Urfa’da, Diyarbakır’da, Mardin’de Metro Turizm yazıhaneleri hep başta ve köşede. Urfa’da Mehmet Küp, Diyarbakır’da Hamza Erdal, kardeşleri ve yeğeni Mardin’de Abdurrahman Aygüller cansiperane işlerinin başında ama Metro Turizm’in bu üç ilde çalışan otobüsleri çok az hem de hiç yok denecek kadar az. Bu üç il çok ihmal edilmiş, şu an hepsinin gözü kulağı Galip Ağada ümitleri de Galip Ağada malum ağanın eli tutulmaz eminim Galip Ağa bu üç ile dikkatini çevirecek. Bu üç ile daha fazla otobüs tahsis edip, yeni hatlar açılması için emir verecektir. Elçiye zeval olmaz ben bu üç ilde Metro Turizmin ihmal edildiğini gördüm ve Galip Ağanın dikkatine sundum. Yazılacak çok şey var ama bu hafta çokta fazla yazdım. Ben buradan bize çok yakın ilgi alaka, yakınlık gösteren bizi mükemmel ağırlayan, ikramda bulunan Mardin’in tarihi yerlerini gezdiren HDP’li eski İl Başkanı Alaattin Turan’a HDP’li Artuk’lu Belediye Başkanı Mehmet Emin Irmak’a, Otogar Müdürü Osman Altun’a, kardeşim, dostum Musa Çaktır’a, Mardin Dernek Başkanı Abdurrahman Aygüler’e ve muhterem hanımına eşim ve ben çok teşekkür ediyoruz.

01/10/2016

                                               DİYARI BEKİR ALLAH VEKİL

Geçen haftaki yazımda Şanlıurfa’yı misafirperver Şanlıurfalı meslektaşlarımı yazmıştım. Bu hafta da Diyarbakırlı misafirperver meslektaşlardan biraz dem vurayım istedim.

Şanlıurfa’dan Cuma günü Özlem Diyarbakır’ın otobüsü ile 10.15’te eşimle hareket ettik malum otobüsler teknoloji harikası, konforlu. Şanlıurfa-Diyarbakır yolu bölünmüş muntazam. Şanlıurfa’ya uçakla gittik. Uçakta çay, su hepsi parayla. Ben öksürmekten korktum para isterler diye, hostesler herkese ver 25 TL ön koltuğa otur diye adeta yalvarıyorlar yolculara. Otobüsler de ise ikram açık büfe. Şanlıurfa Otogarı takdire şayan derecede planlı, düzenli, temiz yani ve fevkaladenin fevkin de. Amma velakin Diyarbakır Otogarı tabir-i caizse içler acısı. Otogar yolcuların rahat edeceği bir otogar değil. Otogar öyle planlanmış ki büfeler ön plana çıkarılmış. Bilet kesilen otobüs yazıhaneleri arka planda adeta saklanmış. Malum köşe değildir iş alanında önemli olan. Köşe işyeri, yazıhane vs. dir önemli olan. Otogara insanlar büfelerden alışveriş yapmak, tost yemek, gazoz içmek için gelmezler. Bilet almak huzurlu bir şekilde 10-15 dakika istirahat etmek için gelirler. Koridorlar bir acayip gelen, giden yolcular bir hayli zorluk çekiyorlar. Şanlıurfa’da görmediğim ve çok memnun olduğum çığırtkanlar Diyarbakır’da ziyadesiyle fazla var. Ortadoğu’nun başkenti peygamberler ve sahabeler, şairler şehri kadim şehir Diyarbakır’ın otogarı terim caizse içler acısı ve Diyarbakır’a, Diyarbakırlılara hiç ama hiç yakışmıyor.

Kadim şehir Diyarbakırlı meslektaşlarda Şanlıurfalı meslektaşlar gibi bizi heyecanla karşıladılar akrabadan daha çok ilgi, alaka gösterip, yemeklerin, kebapların, ciğerin en güzelini ikram etmek için yarıştılar. Diyarbakır Dernek Başkanı Aydın Bey’e, Mahmut Arıkboğa’ya, Nurettin Üçdağ’a, Zülküf Özkaçar’a, Cengiz Karakaş’a, Fuat Güneş’e, hem Urfa’ya hem de Diyarbakır’a koşa koşa gelen Siverekli Hacı Ali’ye, Hamza Erdal’a, kardeşlerine, yeğenine kendim ve eşim adına çok teşekkür ediyorum. Şanlıurfa’daki, Diyarbakır’daki meslektaşlarıma selamlarımı, saygılarımı gönderiyorum.

24/10/2016

URFALIYAM EZELDEN GÖNLÜM GEÇMEZ GÜZELDEN

18 Ekim Salı akşamı eşimle beraber Peygamberler şehri, kadim Şehir Urfa’ya geldik. Urfa’da şimdiye kadar belediye başkanlığı yapmış herkesi kutlarım. Caddeleri, sokakları çok geniş ve çok bakımlı. Bir o kadar da düzenli. Şanlıurfa insanı malum; saygılı, efendi, alçakgönüllü, mütevazı ve tabi çokça misafirperverler. Urfa’da 3 gün kaldı. Ama otobüsçü arkadaşların, meslektaşların bizlere gösterdiği yakın ilgi, içtenlik ve misafirperverlik, hani derler ya; “Anlatılmaz, yaşanır” diye işte aynen öyleydi.

Şanlıurfa Cesur’un sahibi Necdet İpekçioğlu, amcası, ağabeyi, kardeşleri, Assoy Turizm’in sahibi Osman Asoğlu, Astor’un Müdürü ÖmerGeçgel, Şanlıurfa Eser Turizm’in sahibi Mehmet Küp, eski dernek başkanı Kadir, Viranşehir Dernek Başkanı Salih Özkan, Astor’un yeni sahibi Adnan, hele hele Şanlıurfa otogarı Müdürü ve Dernek Başkanı Fuat Altun, oğulları; Ahmet, Mehmet, muhterem hanımı, gelinleri eşim ve bana öyle ilgi gösterdiler ki, adeta üzerimize titrediler. Tabi Şanlıurfa’nın olmazsa olmazı sıra gecesi. Yukarıda da dediğim gibi anlatılmaz, yaşanır nitelikte harikaydı.

Şanlıurfa Otogarı gerçekten takdire şayan. Temiz, bakımlı, düzenli, çığırtkan yok. Dolayısıyla da bağıran, çağıran hatta yüksek sesle konuşan bile yok. Şehir içinde yazıhane yok, servis yok.

Tabi Şanlıurfa demek Balıklı Göl demek. Ben Bulgaristan ve Yunanistan’daki geniş ve bakımlı parkları gördükçe hayıflanır ve kıskanırdım. Ama Balıklı Göl ve çevresindeki yemyeşil, bakımlı, temiz alanı, camileri, yatıları korunan onca alanı gördükten sonra bir Türkiyeli olarak çok sevindim. Gurur duydum. 21 Ekim Cuma sabahı kaldığımız otelin onuncu katından kadim şehri Urfa’yı seyrederek yazıyorum bu haftaki köşe yazımı. Birazdan Diyarbakır’a hareket edeceğiz. 2 gün sonra Mardin, 4. Günün sonunda ise Ankara. Leyleği havada gördük herhalde.

Urfa Dernek Başkanı Fuat Altun’a, hanımına, oğulları ve gelinlerine, Urfalı misafirperver otobüsçü dostlara, kendim ve eşim adına binlerce teşekkürler.

  

 

 

 

17/10/2016

DAMDAN DÜŞENİN HALİNDEN…

Birlikten kuvvet doğar. Bir olun, iri olun, diri olun. Bir elin nesi var, iki elin sesi var…demiş atalarımız. Ve dernekler, konfederasyonlar vs. vs. adında birlikler kurulmuş. Tüm bu kuruluşların kuruluş gayesi haliyle ortaklarının, üyelerinin haklarını, hukuklarını, menfaatlerini her platformda korumak, kollamak, hak verilmez alınır, hakkını aramayan dilsiz şeytandır prensibiyle yılmadan,yorulmadan çaba gösterip, mücadele edip ortaklarının, üyelerinin gasp edilen veya gasp edilmek istenen hakkını söke söke almak, korumak, kollamaktır.

Maşallah bizim otobüs sektöründe anlı şanlı yandan çarklı üç federasyonumuz ve birde uluslararası IPRU muz var. Ama ne hikmetse hepsi kendine Müslüman. Kendi menfaatlerini ve çıkarlarını düşünen başkan ve yönetim kurulu üyelerinden müteşekkil oldukları için suya sabuna dokunmadan sektör gazetelerinde arz-ı endam ederek bol bol kendilerini övmekte, hayal satmaktadırlar. Taraflı, tarafsız herkes elini vicdanına koysun en rahat yastığın vicdan olduğunu bilsin ve söylesin. Mevcut üç federasyon ve IPRU bu güne kadar otobüsçülerin lehine hangi icraatlar da bulunmuşlar, otobüsçülerin hangi yarasına merhem olmuşlardır? Son bir ayda mazota 70-75 kuruş zam geldi ÖTV yükseldi vs. Hâlbuki Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan Ankara’daki TOFED genel kurulların da hem başbakan iken hem de cumhurbaşkanı iken ÖTV vs. girdilerin düşürülmesi hakkında ümit vermişti.

Uzun lafın kısası belge fiyatları bir iken bin oldu, sigorta primleri yükseldi de yükseldi, mazot zammı herkesin malumu ve Yavuz Sultan köprüsü bir açıldı, pir açıldı olan otobüsçüye oldu. Otobüsçü nasıl olsa un çuvalı vurdukça toz çıkıyor.150km fazladan yol, 80 TL köprü ve otoban 120 TL mazot farkı. Üç tane federasyon, birde IPRU yaptıkları, kotardıkları ne? Hiç bir şey, sıfıra sıfır elde var sıfır… Ve üç federasyon ve IPRU’nun başkanlarının, yönetim kurulu üyelerinin kaç tanesinin otobüs veya dönen tekerleri var acaba? Hangisi damdan düştü ki. Her gün damdan düşen, perişan olan otobüsçünün halinden anlayıp, dertlerine çare bulacaklar. Buna inanmak bence abesle iştigaldir, saftirikliktir gerisi de laf-ı güzaftır. Vesselam.

 

 

 

10/10/2016

AKREP BİLE YAPMAZ

Sekiz- dokuz ay boyunca dört gözle, heyecanla, hacı bekler gibi beklenen sezon mehter marşıyla geldi, İzmir marşıyla yıldırım hızıyla gitti.

Sezon içinde birkaç yıldan beri ramazan ayıda var. Bu yıl Ramazan yetmiyormuş gibi bir vatan haini, şarlatan, kan içici FETÖ’nün n başını çektiği kiminin darbe, kiminin kalkışma dediği vahim olay oldu. Memurların, devlette çalışanların izinleri kalktı. Sezonun tadı da, tuzu da kalmadı. Sezon üzerine kurulan hesapların hiç biri tutmadı.

Ne hikmetse birkaç yıldan beri sezonun otobüsçüye bir hayrı olmuyor. İngilizlerin Osmanlı İmparatorluğu sendromu yani çöküş zamanında söyledikleri ‘şu Osmanlı ne menem bir şeydir, bizler dışardan, Osmanlı tebası içerden yıkmak için var güçle çalışıyoruz, türlü türlü entrikalar çeviriyoruz, çeşit çeşit hainlikler, kahpelikler yapıyoruz amma ve lakin Osmanlı İmparatorluğu’nu bir türlü parçalayıp yıkamıyoruz. Hoş sonunda emellerine nail oldular üç kıtada 24 milyon km’ye hükmeden cihan imparatorluğu Osmanlı’yı yıkmayı başardılar.

Biz otobüsçüler de yıllardır aynı cenderenin içindeyiz. Devlet belge fiyatlarını bir iken bine çıkardı, çeşit çeşit cezalar icat etti, hava yolu şirketlerine akıl almaz imtiyazlar sağladı. Bedavadan ucuza yakıt, alan vergisi vs. vs. Tayyarecilerin fiyatlarını kontrol, montrol hak getire, taban-tavan fiyatı onlar için fasa fiso, canları nasıl isterse, kontrol onların elinde.

Ve üçüncü köprü bir açıldı, pir açıldı adeta tüy dikti. 150km ekstra yol, iki saat zaman kaybı köprü ve otoyollar için 200TL.  Şoförlerin takograf handikapı, yorgunlukları,  bunlar yetmiyormuş gibi bizim centilmen otobüsçülerin hemen rekabet ipine sarılıp anlamsız, manasız, yıkıcı rekabete başlamaları. Hani demişler ya Allah’ım sen beni dostlarımdan koru, ben düşmanları öyle veya böyle hallederim, veya akrep bile yapmaz akrabaların pardon otobüsçünün otobüsçüye yaptığını…Bu sözler cuk diye oturmuyor mu Allah’ınızı severseniz biz otobüsçülere… Yapmamız gereken aynı gemide olduğumuzu hatırlayıp meslek adabına ve etik değerlere riayet etmek ama bunu ne zaman ve nasıl gerçekleştireceğiz çok merak ediyorum.

             

 

               

 

03/10/2016

KÖPRÜDEN GEÇEMİYOM AZ DOLDUR İÇEMİYOM

Hani derler ya “Ne umduk, ne bulduk. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olduk”. Biz otobüsçüler yani şehirlerarası yolcu taşıyan otobüsçüler 3. Köprünün temelleri atılınca çok sevinmiştik, öyle ya tırlar, kamyonlar, ağır tonajlı vasıtalar3. Köprüden geçecekler biz otobüsçülerde trafik yükü azalan2. Köprü Fatih Sultan Mehmet’ten zaman kaybetmeden rahat rahat geçecektik. Osman Gazi Köprüsü açılınca Bursa’ya ve Bursa güzergâhından Balıkesir, Manisa, İzmir vs. illere, ilçelere yolculuk yapan otobüsler gidiş gelişte iki saate yakın bir zaman tasarrufu edince biz otobüsçülerin, bilhassa yolcuların çok hoşuna gitti, hem bizler hem de yolcularımız çok memnun ve mutlu olduk. Merakla, heyecanla 3. Köprü Yavuz Sultan Selim’in açılmasını bekledik. Çünkü 3. Köprü açılınca trafik azalacak, rahatlayacak biz otobüsçüler ve yolcular yine zamandan tasarruf edecektik.

Ama bir gördük ki kazın ayağı maalesef hiçte öyle değilmiş. Şehirlerarası çalışan otobüsleri de tırlarla, kamyonlarla, ağır vasıtalarla aynı kategoriye soktular şehirlerarası otobüslerde 3. Köprüden geçmeye mecbur ettiler. Amiyane tabirle eşekten düşmüş karpuz gibi oldu. 3. Köprüden geçme mecburiyeti de biz şehirlerarası otobüsçüleri işte böyle yaptı. 3. Köprüden gidip gelme ekstra 150 km. 120 TL mazot farkı 80TL köprü ve otoban ve iki saat zaman kaybı.

Şehirlerarası otobüslerde yolculuk edenler için zaman önemlidir. Askere giden, askerden gelen, işine veya okuluna, düğüne, hastaneye, cenazeye vs. vs. gidenler, gelenler şehirlerarası otobüsleri kullanırlar. D2’ile çalışan yani turist gezdiren, transfer yapan otobüsler için zaman mevhumu pek önemli değildir adı üstünde turist gezecek, görecek, eğlenecek peki şimdi gelelim zurnanın zırt ettiği yere; niçin turizm de çalışan otobüsler 1ve 2. Köprüyü kullanırken biz D1 ile şehirlerarası çalışan otobüslere 3. Köprü mecbur edilmekte, dayatılmaktadır. Bu hakka, hukuka, adalete, eşyanın tabiatına zıttır ve aykırıdır.

Üç tane anlı şanlı yandan çarklı federasyon başkanları, yönetim kurulu üyeleri havanda su döğmeyi, laf salatası yapmayı, ulaştırma bakanlığına şirinlik yapmayı, yağ yakmayı bırakın. Vazife namus, yapmayan namussuz felsefesiyle şehirlerarası otobüsçülerin hakkını koruyun kollayın. Büyük vebal altındasınız bunu bilin.

 

26/09/2016

 İŞGÜZAR KAYYUMLAR

Hani derler ya bazı aymazların eline fırsat geçince babasını keser. Güneydoğu’da da kayyum atanan bazı akıl noksanı kayyumlar belki babalarını kesmedi ama devletin bindiği dalı fütursuzca kestiler. T.C. Devleti Kürt vatandaşlarına Kürtçe radyolar TRT 6 vs. gibi televizyon kanalları açmış, Kürtçe konuşmayı, yazmayı serbest bırakmış, üniversitelerde Kürtçe kürsüler kurmuş, okullarda Kürtçe dersler verilmeye başlanmış.

Amma velakin devletin Güneydoğu’da atadığı 28 kayyumdan bazı aklı evveller ilk önce belediyelerden Kürtçe yazıları kaldırdı.

Sizleri oralara Kürtçe yazıları kaldırmanız için kayyum atamadılar. T.C. Devleti müsaade etmeseydi o Kürtçe yazılar o belediyelere zaten yazılamazdı. O 28 belediye bütçesinin yüzde 10 veya 15’ini maaş olarak ödemesi gerekirken yüzde 70’ini PKK yandaşlarına ödediği, iş makinaları ile o illerin ilçelerin alt yapılarını, yollarını yapması gerekirken haince tam tersini yapıp hendek ve çukur kazdıkları, belediye araçlarıyla, kamyonlarıyla bomba, patlayıcı taşıdıkları, halka hizmet edeceklerine kahpece zulüm ettikleri için görevlerinden alındılar ve sizler kayyum tayin edildiniz.

Türk insanı devlete devlet baba diye hitap eder. Devlet baba demenin muhakkak ki bir esbab-ı mucibesi vardır. Oralara atanan kayyumların ora halkına devlet baba güvencesini, devlet baba şefkatini, hoş görüsünü göstermesi lazım. Kürtçe tabelaları yerinden sökmek, belediye gönderine Türk bayrağı çekmek, mehterle gösteri yapmak sanki T.C. Devleti’nin belediyelerini zapt etmek havasına girmek neyin nesi? PKK’ya hizmet etmek, PKK’nın ekmeğine yağ sürmekten başka nasıl izah edilir. Anlamsız davranışlarınızın sonuçları beklenilenden farklı olur.  Atalarımız demiş ya havlamasını bilmeyen köpek sürüye kurt getirir diye. Kayyumların yaptıkları da bu söze cuk diye oturmuyor mu Allah  aşkına.

Kayyum efendiler şunu iyi bilin, iyi belleyin 780  binkilometrekare toprağı, 79 milyon Türkü, Kürdü, Laz’ı, Roman’ı, Tatar’ı, Boşnak’ı, Zaza’sı, Gürcü’sü, Ermeni’si ile biz bir bütünüz, güzel çok güzel mozaiğiz, kardeşiz, paylaşınca sevgilerin, mutlulukların artacağını dertlerin azalacağının bilincindeyiz. İşgüzarlık yapıp bize gölge etmeyin. Türkiye’de yaşayan bizler gül gibi anlaşırız, geçiniriz çünkü binyıllardan beri biriz, beraberiz, diriyiz, iriyiz.

 

 

09/09/2016

BAYRAM GELMİŞ NEYİME

Bayramlar güzel günlerdir, hoş günlerdir. Hısım akrabanın buluştuğu hasret giderdiği aylarca beklenendir bayramlar. Paylaşınca dertlerin azaldığı, sevgilerin, sevilenlerin mutlulukların arttığı zirve yaptığı günlerdir bayram günleri. Bu sebeple bayramlar dört gözle, heyecanla beklenir. Çoğu işler, çoğu projelerde bayram sonuna ertelenir, hele bir bayram gelsin de bakarız denir. Amma velakin bayramlarda yolu sevgiden değil Bayrampaşa Otogarı’ndan geçen yolcuları, otogar personelini, otobüs şoförlerini, hostları, hostesleri, muavinleri bir düşünce alır, hüzünlenirler, üzülürler. Malum Bayrampaşa Otogarı yıllardan beri şoförlerin, yolcuların kâbusu olmuştur. Kronikleşmiş olduğundan her bayramkâbus olmaya devam etmesine rağmen hiçbir etkili, hiçbir yetkili tarafından kangren haline gelmiş Bayrampaşa Otogarı yasasına neşter vurma zahmetine katlanmamakta veya cesaret edememektedir.

2005 yılında Galip Öztürk başkanlığın da büyük ümitlerle kurulan, sinesinde yüze yakın dernek barındıran TOFED ne hikmetse Galip Öztürk’ten sonra başkan olan cesaretsiz, basiretsiz iş beceremeyen eyyamcılar sayesinde otobüsçülerin hiçbir yarasına merhem olamadı.Olamazlar da! Çünkü TOFED’in ve diğer iki federasyonun başlarının ve faal yönetim kurulu üyelerinin otobüsleri değil dönen tekerleri bile yok. Damdan düşenin halinden kim anlar muhakkak ki damdan düşen anlar. Bir yılda bir milyon Euro zarar eden duayen meslektaşımız Fındık Kale’nin sahibi Sabri Karataş’ın ve mağdur olan dünyalar kadar zarar eden meslektaşlarımızın hakkını, hukukunu her platformda bu başlar, başkanlar aramaz, arayamaz. Aynı kişiler ara sıra, bazen Ankara’ya arz-ı endam ederler sektör gazetelerine poz verirler, havanda su döverler, akıllarınca şark kurnazlığı yapıp otobüsçülerin gönüllerine yelpaze vurup gazını alma hinliği, cinliği yaparlar. Hani şair demiş ya derdim bir idi bin oldu… Yavuz Sultan Selim köprüsü bir açıldı pir açıldı, ‘köprüden geçemiyom, az doldur içemiyom’ der ya bir türkü yeni köprünün faturası ekstradan 150 km ye yakın yol, iki saat zaman kaybı 120 TL mazot farkı, 80 TL köprü ve otobanlar. Bayramlarda 4-5 saatte otogara girip çıkamayan otobüslere birde iki saat köprüden geçti gelin işkencesi.

Hadi bakalım kolay gelsin otobüs sektörünün üç tane federasyonun başkanları ve yönetim kurulu üyeleri silkenin kendinize gelin, emanetin hakkını verin, otobüsçülerin haklarını, hukuklarını koruyun.

 

05/09/2016

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ

Osman Gazi Köprüsü açıldığında Bursa güzergâhından İzmir’e ve diğer illere giden otobüsçüler ve yolcular çok memnun ve çok mutlu olmuşlardı. Malum çağımız hız ve sürat çağı ve zaman çok önemli. Vakit nakittir. Amma velakin Yavuz Sultan Selim Köprüsünün açılmasıyla otobüslerin Yavuz Selim’den geçişleri mecbur olunca otobüsçülerin ve yolcuların hevesleri, memnuniyetleri, mutlulukları kursaklarında kaldı.

Hani derler ya; “Ne kadar geç verdin, ne kadar çabuk aldın” Allah’ım otobüsçüler ve otobüs yolcuları da aynen öyle oldu. Duyduğum kadarıyla 3 Eylül Cumartesi günü otobüs sektörünün üç federasyonu Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile ilgili toplantı yapacaklarmış ve gazeteciler ile Yavuz Sultan Köprüsüne gideceklermiş, hatta eylem yapmayı da düşünüyorlarmış. On yıllardan beri her türlü haksızlığa uğrayan otobüsçü hangi eylemi yapabilme cesaretini ve yürekliliğini gösterdi ki şu anki olağan üstü hal ortasında eylem yapacaklar merak ettim? Hangi tür bir eylem acaba kontak mı kapatacaklar ve tüm otobüsçüler, tüm otobüs firmaları eyleme evet diyecekler mi?

Üç tane anlı şanlı federasyonun başları, başkanları, yönetim kurulu üyeleri boş verin boyunuzu aşan işleri hiç düşünmeyin çünkü yapamazsınız! Siz beni dinleyin, iki önerim var kabul edersiniz, etmezsiniz paşa gönlünüz bilir. Otobüsler Yavuz Selim’den geçmesin Fatih Sultan Mehmet’ten geçsin ama otobüsçüler Yavuz Selim’den geçmiş gibi Yavuz Selim’e haftalık veya aylık köprü geçiş ücretini ödesin. Bu olmazsa veya kabul edilmezse, kabul görmezse Anadolu yakasına büyük bir otogar yapılsın Marmaray’la entegre edilsin. Anadolu’dan gelen otobüsler Anadolu yakasındaki yeni otogarda yolcularını indirsin ve alsın. Malum demokrasiler de çareler tükenmez ama Has bel kader baş, başkan olanlar tavşan yürekli değil iradeli, cesur, iş bitirici olsun. Boşuna dememişler “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye. Ve yaptıkları yapacaklarının teminatıdır kişinin vesselam.

 

29/08/2016

VURUN ABALIYA! PARDON OTOBÜSÇÜYE!

Cumhuriyet döneminin en uzun ulaştırma bakanlığı yapan şu an başbakanlık koltuğunda ki Binali Yıldırım otobüsçülerle beraber olduğu her toplantıda babasının otobüsçü olduğunu, babasına otobüs aldırttığını söyler söylemesine ama otobüsçüler en zor günlerini Binali Yıldırım bakanlık yaptığı dönemde yaşadılar.

Belge fiyatları bir idi bin oldu, özel hava yollarına sınırsız imtiyaz tanındı; korundu, kollandı, bedavadan ucuza yakıt kullandılar, kullanıyorlar ve uçaklarda 30 kuruşluk suyu 6 TL ye satıyorlar su 6 TL ise varın hesaplayın çayın, kolanın, kahvenin, tostun, kekin fahiş fiyatını. Hızlı trenler malum çalıştıkları hatlarda otobüsçülerin ümüğünü sıktılar, ocaklarına incir suyu döktüler. Otobüsçüler o hatlardan pes edip çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Yazımı mecburen Cuma günü yazıyorum. Çiçeği burnunda yeni ulaştırma bakanı otobüslerin dünyanın en geniş köprüsü Yavuz Sultan Selim Köprüsünden geçeceğini söyledi. Otobüsçülerin ümidi bugün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu yanlışı düzeltmesi. Eğer bakanın dediği gibi otobüsler 3. Boğaz Köprüsü’nden geçmek mecburiyetinde bırakılırsa işte o zaman otobüsçülerin yandığı gündür. 3. Köprüden geçmek mecburiyetinde kalan otobüsler git-gel 150 km ye yakın bir masrafı boşu boşuna kat edecekler. Kaybolan zamanın, ekstradan yakılan mazotun, aşınan lastiğin hesabını, kitabını yapan çetelesini tutan faturasını merak eden bir etkili, yetkili, baş, başkan yok mudur koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nde?

Hikâyeyi bilirsiniz Nasrettin Hoca eşeğine diyet uygulamaya başlamış her gün yemini azaltmış, azaltmış eşek zayıflamış, zayıflamış Hoca bir sabah ahıra girince bir bakmış ki eşek nalları dikmiş. Hoca yahu tam eşeği açlığa alıştırmıştım, hiç yem vermeyecek kıvama getirmiştim tüh eşek öldü demiş. İnşallah biz otobüsçülerin sonu Nasrettin Hocanın eşeğine benzemez. Yıllardan beri otobüsçü şamar oğlanına döndü! Gelen vuruyor, giden vuruyor, oda yetmiyor biz otobüsçülerde saksağan gibi birbirimize yaptığımız anlamsız, manasız, acımasız rekabetlerle canlarımıza ot tıkıyoruz. Vesselam.

 

18/08/2016

 FETOCULAR ŞAŞIRINCA

Kişi şaşırınca eve gider hanımına hala diye hitap edermiş. Anlı şanlı, yandan çarklı, asfalt kabadayısı, tatlı su kurnazı, Kurnazlıkla kerizliği ince bir soğan zarının ayırdığını idrak etmekten, bilmekten aciz, aymaz, yalancı, kalleş, takiyyeci FETO denen ciğeri peş para etmeyen din istismarcısı şarlatanın avanesi, ruhunu şeytana satmış vicdansız, haysiyetsiz uşaklarının yakalanınca veya yakalandıktan sonra söylediği yalanları televizyonlardan izleyip, gazetelerden okuyoruz.

Türk halkının üzerine Türk halkından çaldıkları uçaklarla, helikopterlerle bomba atan, ateş eden, tanklarla kendi halkına ateş eden, paletlerin altında ezen Feto’nun yaratıkları işkembe-i kübradan öyle yalanlar atmışlarki; Erzurumlu meşhur Tayyar pehlivanın yalanları Feto’nun uşaklarının attığı yalanların yanında çok masum kalır, esamesi bile okunmaz.

Neymiş efendim Kahramanmaraş’ta bir bağ evinde saklanırken baskın yapan emniyet güçlerini görünce balkondan atlamak isterken yakalanıyor, arandığından bihaber olduğunu, niyetinin kaçmak olmadığını, yüksek atlama sporu antrenmanı yaptığını söylüyor ifadesinde. Danıştay hakimi generalin biri ifadesinde kaynanasının hasta olduğunu 15 Temmuz günü hasta olan kaynanasını ziyarete geldiğini söylüyor. Başka bir generalinde ne hikmetse tamda 15 Temmuz günü torununu özleyeceği tutmuş, torununun özlemine dayanamamış Ankara’ya gelmiş. Bir cumhuriyet savcısı, cumhuriyetin savcısı yolda kimlik kontrolüne tabi tutuluyor, kimliğini veriyor incelenince 17 suçtan aranan bir sabıkalı olduğu anlaşılıyor, araçtaki çanta açılınca da cumhuriyet savcısının gerçek kimliği meydana çıkıyor. Feto’nun karaktersiz, şerefsiz ve kalleş uşakları Türk milletinin savaş uçağını, helikopterini, topunu, tüfeğini, silahını, bombasını, tankını çaldı yetmedi sözde, cumhurbaşkanın Marmaris’te kaldığı oteli basıp Ankara’ya Akıncı Üssü’ne sağ veya ölü götüreceklerdi.

Ama vatanı kurtaracak haybeci şabanlar, vatansever askeri, polisi ve halkı görünce silahlarını, teçhizatlarını bırakıp tabana kuvvet ormana, dağlık alana tavşanlar gibi kaçtı. Bu seferde köylünün domatesini, biberini, salatalığın, fırıncısından ekmeğini çalmağa başladılar. Sonunda fareler gibi dehlizlerde yakalanıp derdest edilip, kodesi boyladılar.

İşte böyledir bu işler hainler kazdıkları kuyuya düşerler. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olurlar. Ey aptal Feto, salak Feto, Türk ve Türkiye düşmanı zalim, vicdansız, şerefsiz Feto gördün mü güvendiğin tüm, tuğ generallerin, albayların, subayların nasıl rezil rüsva oldular?

 

08/08/2016

YALANCININ MUMU.

Malum yalancının mumu yatsıya kadar yanar ve yalancının evi yanar da kimse inanmaz. İnanan bir insan için imandan sonra en güzel sıfat muhakkak ki doğruluktur. Doğruluk peygamberlerde bulunması gereken beş sıfattan bir tanesidir. Mümin yalan konuşmamalı.Çünkü mümin güvenilir kimsedir, mümin korkak olabilir, cimride olabilir ama yalancı olamaz, olmamalıdır. Peygamberimiz oyalamak ve yetiştirmek için bile olsa yalan söylenmeyeceğini, söylenen yalan sözün günah olduğunu beyan etmiştir. Atalarımız  da ‘yalan kötülüklerin anası’ demiştir.

Yalan kötülüklerin anasıdır denmiştir denmesine ama FETO denen riyakar,düzenbaz 1960’ın sonlarından beri yalanların en daniskasını insanlara utanmadan, sıkılmadan söylemiştir ve söylemeye devam etmektedir. Adam veya adamlar Harbiye’de, mülkiyede, hukukta okumuşlar binbaşı, yarbay, general, amiral, orgeneral olmuşlar, kaymakam, vali yardımcısı, vali olmuşlar, hem de Diyarbakır’da, İstanbul’da valilik yapmışlar. Emniyette polis, komiser, emniyet amiri, emniyet müdürü olmuşlar. Üniversitede doçent, dekan, rektör olmuşlar ama o kadar kuş beyinliler ki ilkokul mezunu yalancı, riyakar, takiyyeci, şarlatan bir vaize inanıyorlar, inanmaktan öte tapıyorlar.

İnsan düşününce aklı, havsalası almıyor. Komutanını dinlemiyor, komutanının emirlerine uymuyor FETO denen şarlatanı dinliyor. Tanklarla, uçaklarla, helikopterlerle Genelkurmay’a, Gazi Meclis’e, MİT’E, özel polis harekete zalimce, haince, şerefsizce saldırıp, 300’e yakın suçsuz, günahsız, masum insanı vahşice katlediyorlar. İki bine yakın masum insanı hunharca yaralıyor, sakat bırakıyor. Bu ne aymazlıktır, bu ne satılmışlıktır, bu ne biçim sadistliktir, zalimlik, namussuzluktur, şerefsizliktir.

Sanmıyorum dünya tarihinde böyle bir şerefsizlik, kalleşlik olsun. Türk halkının uçağıyla, tankıyla, helikopteriyle Türk halkına bomba atmak, kurşun sıkmak, katletmek, Genelkurmay Başkanı’nın elini kolunu bağlayıp, boğazını kayışla sıkmak, bazı komutanları şortlarıyla evlerinden almak, düğünü basıp kuvvet komutanlarını yere yatırıp ellerini kelepçelemek gibi şerefsizlikleri yapanlar insan değildirler, insanlıktan nasibini almayan aşağılık, kalleş, şerefsiz yaratıklar, güruhlardır.

Her neyse mevlam neylerse güzel eyler, eden bulur, inleyen ölür. Bazen de şerden hayır doğar. Vesselam.

 

01/08/2016

Peki siz bu haltı niçin yediniz?

Hikâyeyi biliyorsunuzdur ama son dönemde yaşananları bize öyle güzel anlatıyor ki ben de hatırlatmadan geçemeyeceğim.

Ali Ağa ile maraba Mehmet, Ali Ağa’nın yaylı talikasıyla köyden kasabaya gidiyorlarmış. Ali Ağa bakmış yolun kenarında ineğin dışkısı var. Aklına şeytanlık gelmiş hemen ve Ali Ağa maraba Mehmet’e dönüp ‘ula Mehmet şu gördüğün dumanı tüten taze dışkıyı yersen bu atla yaylı talikayı sana vereyim’ demiş.

Maraba Mehmet’in canına minnet, kabul etmiş. Yaylıdan atlayıp dışkıyı yemiş ve dizginleri eline alıp yaylıyı sürmeye başlamış. Ağa ise bir dakikalık bir eğlence uğruna arabasından olduğuna pişman, kendi budalalığına yanıyor.

Kasabadan dönüşte köye yaklaştıklarında tam marabanın pislik yediği noktaya geldiklerinde ağa artık dayanamamış; “Ula Mehmet. Ben bir halt ettim, şaka uğruna araba elden gitti, dışkı yemenin ederini vereyim, arabayı geri alayım” demiş. Maraba Mehmet “Olur Ağam, olur ama bir şartla. Sen de aha şu kalan kurumuş inek pisliğini yiyeceksin ki ödeşelim.” Ağa mecbur kabul etmiş ve arabasını geri almış.

Çiftliğe yaklaşırlarken Mehmet, Ağa’ya şu soruyu sormuş: “Ağam, araba giderken de senindi dönerken de senin, peki biz bu kadar b.ku neden yedik?”

Ben de şimdi buradan FETÖ’nün vicdansız, acımasız, insanlıktan nasibini almamış teröristlerine soruyorum. Üç yüze yakın günahsız insanı niçin öldürdünüz? Üç bine yakın masum, çoluk çocuk, kadın erkek masumu niçin yaraladınız? Gazi Meclisi, Genelkurmay’ı, Özel Harekat Polis binasını, televizyon binalarını vs. vs yerleri niçin acımasızca, uçaklarla, helikopterlerle, tanklarla bombaladınız, ateş yağmuruna tuttunuz?

Suçsuz, günahsız, masum insanların üzerine hangi sadist duygularla, uçaklardan, helikopterlerden, tanklardan bomba attırdınız, kurşunlattınız?

Hani sözün bittiği yer derler ya; ben ve Türk halkı sizlere en ağır kelimeleri söylesek en galiz küfürleri etsek azdır. Hadi suçsuz, günahsız, masum Türk insanına acımadınız, kendi analarınıza, babalarınıza, eşlerinize, çocuklarınıza da mı acımadınız? Yakınlarınız şimdi insan içine nasıl çıkacaklar? Çocuklarınız okullarda nasıl okuyacaklar? Amiral, general, tuğgeneral, tümgeneral, korgeneral, orgeneral olmuşsunuz ama ne yazık adam olamamışsınız, insan olamamışsınız.

Hadi bakalım şimdi FETÖ sizleri kurtarsın. Kendine hayrı olmayan size nasıl himmet edecek? Bu saatten sonra başlarınızı dizlerinizin arasına sokup, kendim ettim kendim buldum şarkısını bol bol söylersiniz. Bizler de sizlere, ‘alçaklara kar yağmış üşümediniz mi FETÖ’nün askerleri bu işin sonunu düşünmediniz mi’ deriz koro halinde. Vesselam.

 

26/07/2016

TANRI TÜRK’Ü KORUDU

Malum çok bilinen çok kullanılan bir sözdür Tanrı Türk’ü korusun sözü. Şu bir gerçektir ki yüce Allah bu sefer gerçekten Türk’ü korudu. Aslında sadece Türk’ü değil, Türkiye’yi korudu.Türkiye de yaşayan Türkiye mozaiğini teşkil eden Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Roman’ı, Tatar’ı, Boşnak’ı vs.vs. Türkiye’de yaşayan insanları, Iraklı, Suriyeli vs mültecileri de korudu.

İhtilalci diye lanse dilen, ihtilalci diye geçinen afra, tafra yapan  FETÖ’nün kan içici, çakal yavruları, arasında sivil, üniformalı, çoluk, çocuk, bay, bayan masum insanları tankla ezerek, uçakla bombalayacak, helikopterle kurşunlayacak, milletin evi gazi meclisi de bombalayıp tarumar edecek, TRT’yi, Türksat’ı, MİT’i, polisi de bomba ve kurşun yağmuruna tutup masum insanları hunharca katledecek, uçak, gemi, helikopter, silah, bomba  vs çalacak, masum, zavallı, görevi sadece spikerlik yapmak olan bir bayana başına silah dayayıp bildiri okutacak kadar kalleş, şerefsiz, sapık, yalancı, zavallı güruhlardır.

Bu şerefsizler o gece ne kadar yalan yanlış, kahpelik, şerefsizlik dolu çok mesaj yayınladılar. Ve bu  çakal yavruları Müslümanmışlar, Amerika da ki baş sapık da Mehdi’ymiş. İslamiyet’te tek kılavuz, tek yol gösterici vardır o da Kuran-ı Kerimdir. Atalarımız dinime küfreden bari muselman (Müslüman) olsa demiş ya, bu FETÖ uşağı şerefsizlerinde eminim ki Müslümanlıkla, İslamiyet’le hiç ama hiçbir ilgileri yoktur. Olamaz  da zaten. Afra, tafra yapan bu çakal yavruları çok da beceriksiz. Niye mi? O kadar çaba harcayıp organize ettikleri, organize oldukları kendilerine altın tepsiyle ikram edilecek kadarkotarladıkları ihtilali bile beceremediler, yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldular. Çok hassas, çok ince hesap kitap yaptılar ama ne yazık ki yaptıkları hesaptan kocaman, koskocaman bir sap çıktı.

Şimdi hapishanelerde ömür boyu çile çeksinler, kendimiz ettik, kendimiz bulduk şarkısını bol bol dinlesinler. Eşkıyadan padişah olmayacağını idrak etsinler. Vesselam.

18/07/2016

BAYRAM TADINDA BAYRAM

Gazetelerden okudum, televizyonlardan izledim çok memnun oldum, çok da sevindim niye mi?  Ramazan bayramındaki yoğunluk eminim otobüsçü, otelci, lokantacı, yollarda ki tesisler, A.V.M.’ler, çarşılar, pazarlar İstanbul’da Mahmutpaşa esnafı ve Türkiye’nin her ilinde, her ilçesindeki, kasabasında, köyünde ki bilumum esnaf haliyle taksiciler, dolmuşçular,nakliyeciler,kahveciler, tatlıcılar, pastaneciler vs. vs. herkesi mutlu etti.

Yurdum insanının tümü bayramı huzurla, mutlulukla, keyifle, neşe içinde geçirdi. Tabi bir de şu trafik kazaları olmasaydı,150’ye yakın insan rahmetli olmasaydı, 300’e yakın insan da yaralanmasaydı. Telafisi mümkün olmayan hasarlar olmasaydı, muhakkak ki bayram çok çok daha hoş, çok daha keyifli, çok daha neşeli olurdu. Diyebiliriz ki bayram şeker tadında, bal tadında, bayram tadında geçti. Eskiden nedense Ramazan Bayramı’na şeker bayramı derlerdi, kanaatimce bu Ramazan Bayramı tam bir şeker tadında bayram oldu. Büyük bir ihtimalle önümüzdeki Kurban Bayramı tatili de 9 gün olacak.

Geçen haftaki yazımda İstiklal Marşı’nın şairi M.A. Ersoy’un ‘Tarih Tekerrürden İbarettir’ sözüne, ‘Eğer öyle olsaydı insanlar yaptığı hatalardan ders alırlar, tarihte tekerrür etmezdi’ cevabını yazmıştım. Bende temenni ediyorum araç sürücüleri Kurban Bayramı’nda trafik kurallarına harfiyen uyarlar, hız limitini aşmazlar, trafik ikaz ve işaretlerini ihlal etmezler. Yorgun ve uykusuz direksiyona oturmazlar, gerektiğinde mola verip dinlenirler ve öyle yola koyulurlar. Böylece tarih tekerrür etmez. Ölümlü, yaralanmalı, maddi hasarlı kazalar yok denecek kadar azalır, hiç kimsenin ocağına ateş düşmez, ölenler mezara girmez, yaralılar acı çekmez ve sevdiklerini, sevenlerini üzmezler.

Sabah Gazetesi yazarı Yavuz Donat’ı devamlı takip ederim, yazılarını pür dikkat okurum 14 Temmuz tarihli köşesinde Afyon’u yazıyor. Malum Roma gibi en önemli yollar Afyon’dan geçiyor. Afyon tam bir makas, tatil yörelerine giden yolların çoğu da Afyon’dan geçmek mecburiyetinde.Afyonlu bazı işletmecilerin ve esnafların görüşlerine yer vermiş Yavuz Donat usta. Afyonlu işletme sahipleri ve esnafın ifadelerine göre Afyon Afyon olalı beri böyle bir hareketlilik, yoğunluk görmemiş. Lokumcu, kaymakçı vs. esnaf yirmi saat çalışmak mecburiyetinde kalmış, fırıncılarda en az yirmi saat iş başındaymış. Bizim Saroz Körfezi’nde, Erikli’de, Enez’de ve diğer sahillerde marketlerde mal, fırınlarda ekmek, otellerde, motellerde yer kalmadığı için millet plajda uyumak mecburiyetinde kaldı. İnşallah Kurban Bayramıda kazasız belasız, bereketli, huzur ve mutluluk içinde geçer. Vesselam.

 

 

11/07/2016

Bayramı mı? Ölüme mi?

Tarih tekerrürden ibarettir derler demesine ama ulu şair Mehmet Akif Ersoy o söze şöyle cevap vermiştir; “Eğer öyle olsaydı,yani tarih tekerrür etmemeliydi. Niye mi; İnsanlar yaptığı hatalardan ders alırlar tedbirli davranırlar aynı hatayı yapmazlar tarih tekerrür etmezdi.” Bir atasözü de kör bile aynı çukura iki kere düşmez diyor ama dokuz günlük bayram tatilinin başladığı Cuma gününden Perşembe gününe kadarki yedi günde Türkiye karayolları yine kan gölüne döndü. Ne şehittir ne gazi veresiye gitti Niyazi kabilinden tam tamına 93 ölü, 313 yaralı. Ben yazımı Cuma sabahı erken yazıyorum bakalım dönüş yolunda kaç kişi ölecek, kaç kişi yaralanacak, kaç kişinin ocağına ateş düşecek? Eskiden anlamlı bir fotoğraf vardı: Bir kamyon, kamyon kasası tıklım tıklım insan dolu ve şu ibare vardı; Düğüne mi? Ölüme mi?

Düşünmeden edemiyorum yurdum insanı bayrama mı, ölüme mi gidiyor? Bu kazaların maddi zararları var haliyle o zarar milli ekonomiye nasıl yansır acaba? Osmangazi Köprüsü’nden beş günde 500bine yakın araç geçmiş, yollarda feribot sıralarında kuyruklar 10-15 km’leri bulmuş, tatil yörelerinde, hanlarda, hamamlarda, otel ve motellerde yer yok! Yurdum insanı plajlarda uyuyor.  Hani derler ya; “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” Muhalefet Türkiye yandı,bitti kül oldu diye feryad-ı figan ediyor ama dokuz günlük bayram tatilindeki manzara bunun tam tersi muhalefeti tekzip ediyor. Malum arızalı saat bile günde iki kez doğruyu gösterir. 13 yıldan beri iktidarda olan AK Parti hükümetinin hiç mi doğru yaptığı bir iş yok ve niçin Ak Parti girdiği her seçimde oylarını arttırıyor. Türk insanının yarısı niye Ak Partiye oy veriyor… Muhalefet bar bar bağırıyor, atıp tutuyor anayasa mahkemesine bin bir tane şikâyet ediyor ama ne hikmetse Ak Partinin oyları her seçimde habire yükseliyor. Bence muhalefet bağırmayı, çağırmayı, yalan yanlış atıfta bulunmayı, karalama edebiyatını bırakmalı, yeni bir strateji belirlemeli ve yanlışlardan dönmeli.

Adama sormuşlar adın ne? Mülayim. Sert olsan ne yazar demişler. Unutmayın, otları, nebatları yeşerten gök gürültüleri değil, sakin sakin yağan bereketli yağmurdur. Vesselam…

26/06/2016

SEN ZOT BEN ZOT KİM VERECEK EŞEĞE OT?

Erdemli insan alıngan değil, anlayışlı olur. Elden gelen öğün olmaz, o da zamanında bulunmaz. Düğün kemiği ile köpek semirmez. Vazife namustur, yapmayan namussuzdur. Bugün bana, yarın sana, çalma elin kapısını sonra çalarlar senin de kapını. Meyve veren ağaç taşlanır. Debbağ sevdiği deriyi yerden yere vururmuş. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Nokta kadar menfaat için virgül gibi bükülmez…

Bunlar gibi yüzlerce atasözü var. Say say bitmez…  Yirmi yıla yakın bir zamandan bu yana sektör gazetelerine ve kendime ait Edirne Havadis Gazetesinde alıyorum elime kalemi, yazıyorum aklıma geleni. Yazdıklarım belki de fındıkkabuğunu doldurmayan, laf olsun torba dolsun, dostlar alışverişte görsün diye ipe sapa gelmeyen anlamsız, manasız yazılar olabilir. Ama bakıyorum da yirmi yıllık zaman diliminde yazıları devamlı yayınlanan çok az kişiyiz. Ben köşe yazılarımı hiç kimseye hakaret etmek için yazmıyorum, yazmam. Özel hayat gene beni hiç alakadar etmez. Çünkü ben kendime yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmayacak kadar erdemli olmaya dikkat ederim. Yukarıda yazdığım atasözleri rehberimdir. Feyzi atasözlerinden alır, çokça da kullanırım.

Köşe yazarları da haliyle gerektiğinde zülfü yâre dokunmalı. Özgüven, medeni cesaret sahibi olmalı. Yiğidin hakkını yiğide verecek kadar aklıselim olmalı. Kral çıplak diyebilmeli ki yazılarımız okunsun. En önemlisi de benim bilmeyerek, istemeyerek, haddimi aştığım yazılarım olursa muhataplarımın cevap hakları vardır. Malum tez ve antitez vardır. Bütün insanlar aynı düşünemez. İstişare sünnettir. Rahmetli Demirel ne demişti; “Konuşun Türkiye! İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır.” Biz de aynı gemide ki meslektaşlarımızla rakip olabiliriz ama hasım olmamalıyız. Asgari müşterekte bir olmalıyız. beraber, iri ve diri olmalıyız. ne demiş atalarımız sen zot ben zot kim verecek eşeğe ot? Vesselam…

 

20/06/2016

ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR

Ulaştırma Dünyası Gazetesi geçen haftaki sayısında 1. sayfada iri puntolarla, dokuz sütuna manşet atmış: “Türkiye – Irak hattında adalet aranıyor” diye.

Adaletsizlik yalnızca Türkiye- Irak hattında yapılmıyor otobüsçüye. Otobüsçü yıllardan beri o kadar çok adaletsizliğe uğruyor ki, hangi birini sayalım, hangi birini yazalım?

Belge paraları 1 liradan 100 liraya çıktı, sigortacılar da un çuvalı misali ha bire otobüsçüye vuruyorlar. Akıl almaz derecede pahalı, fahiş fiyata sigorta yapıyorlar. Neredeyse otobüsün taksiti kadar bir meblağdan söz ediyoruz. Uçaklar malum, bayramda seyranda, sezonda 100 liraya taşıdıkları yolcuyu ölü sezonda 10 liraya taşıyorlar. Şehir iç servis kullanıyorlar. Yüksek hızlı tren de çaktırmadan, sessiz sedasız otobüsçünün yolcusuna ve ekmeğine göz koymuş durumda.

Şu an Ankara – İstanbul arasında çalışan hızlı tren Pendik’e kadar geldiği için pek talep görmüyor ve tercih edilmiyor.  Pek yakında o tren Haydarpaşa Garı’na kadar gelmeye başlayınca yolcunun tamamına yakını hızlı treni tercih etmeyecek mi?

Bilet fiyatları Türk parası ile ama otobüs alımlarında fiyatlar Euro ile. Otobüsçüler hiç bir zaman etik değere, meslek adabına değer vermedikleri, kendilerine yapılmasını istemediğini meslektaşlarına yapmayacak kadar erdemli olmadıkları, paylaşınca menfaatlerin, sevgilerin artacağını, dertlerin azalacağını, rakiplerine hasım gibi görmemeyi bilmedikleri için, gözlerine rakibin tavuğu kaz gibi göründüğü için 5 yıldan beri olduğu yerde sayan, artmayan bilet fiyatlarını umursamadan bir de rekabete başlarlar.  Hem de en acımasız, en yıkıcı şekilde.

Malum su uyur ama tetikte bekleyen korsan hiç uyumaz. Gerçi A1 ve D2 alavere dalaveresiyle sağ olsun bakanlık sayesinde korsanlar da yasallaştı.

Galip Öztürk çoluğundan çocuğundan, işlerinin başından ayrı olmasından mağdur.  Haliyle de Galip Ağa da haklı olarak ‘adalet’ arıyor.

TOFED 2005 yılında kuruldu. Göstermelik tek liste ile girilen seçimlerde başkanlar bir kaç kez değişti. Amma velakin ne hikmetse yönetim kurulu üyeleri, başkan yardımcıları, genel sekreter temcit pilavı gibi 11 yıldır hep aynı, her seçimde ısıtılıp ısıtılıp otobüsçüye dayatılıyor.  Ve ben de adalet arıyorum. Neyin adaletini arıyorum? Göz nuru döküyorum, yazılarımı kendim yazıyorum, zaman harcıyorum, ama eleştirilerim sansüre uğruyor, yazılmıyor. Erdemli, cesur insanlar eleştiriye açık olurlar. Yanlış varsa cevap verecek kadar erdemli olurlar. Unutulmasın ki meyve veren ağaç taşlanır. Bu ülkenin cumhurbaşkanına bile diktatör bozuntusu deme aymazlığı yapılıyor. Hâlbuki ben hiç kimseye yazılarımda hakaret etmem, haddimi bilirim. Ama eleştiri yapacak kadar cesur, özgüven ve medeni cesaret sahibiyim vesselam.

Şimdi merak ediyorum, bu yazım ne kadar makas yiyecek ve kuşa dönecek?

 

 

Editörden Not: Yazarımızın köşe yazısında herhangi bir değişiklik yapılmamış, kendisinin haber merkezimize gönderdiği köşe yazısı ‘aynen’ yayınlanmıştır.

13/06/2016

Hodri meydan

Ulaştırma Dünyası Gazetesi, 779. sayısında, dokuz sütuna iri puntolarla manşet atmış; “Otobüsçüler yıkıcı rekabet istemiyor.”  Hani derler ya; ‘güler misin ağlar mısın’ veya ‘laf ola beri gele, dam üstünde saksağan vur beline kazmayı,  laf olsun torba dolsun, dostlar alıverişte görsün’ misali gazetenin 6. sayfasında da firma sahiplerinin, anlı şanlı büyük firmaların genel müdürlerinin, dernek başkanlarının görüşleri beyanatları yer almış.

Otobüsçü ağaları, otobüsçü babaları, genel müdürler, dernek başkanları şu yıkıcı rekabet denen musibeti yapanlar kimler? Uzaydan ufolarla gelen zevat mı yapıyor, yoksa sizlerin ensesine silah dayayıp mecbur edenler mi var! Ben yirmi yılı geçen zaman içinde temcit pilavı gibi köşe yazdığım gazetelerdeki yazılarımda; ‘yıkıcı rekabet yapmayın, empati yapın, kendinize yapılmasını istemediğinizi meslektaşlarınıza yapmayacak kadar erdemli olun, rakiplerinizi hasım gibi görmeyin, aynı gemide olduğumuzu hatırlayın, gemiyi batırma gafletine düşersek hepimiz derin karanlık sulardayız, aklın yolu birdir, akıllı adam dünyaya uyar, akılsız adam dünyayı kendine uydurmaya çalışır, bir olalım, diri olalım, birlikten dirlik doğar, paylaşmak güzeldir;  paylaşınca sevgiler, mutluluklar, kazançlar artar, dertler azalır’  diye durmadan yazıyorum çiziyorum. Ancak anlayan da yok, tınlayan da yok. ‘Ayvaz kasap hep bir hesap’ misali tüm otobüsçüler bildiğini okuyor,  karakolda doğru konuşup ne yazık ki mahkemede şaşırıyor. Çünkü hesaplarına öyle geliyor. Ben de yazılarımı su üstüne yazmış gibi oluyorum.

Beyler, herkes şunu bilsin; el elin eşeğini türkü söyleyerek arar. Elden gelenle öğün olmaz, o da zamanında bulunmaz. İnsan iyiliği de kötülüğü de kendine yapar. Dürüst olun, samimi olun, en rahat yastığın vicdan olduğunu bilin. Samimiyseniz yıkıcı rekabet kalkar, bir günde değil bir saatte biter. Çare kendinizsiniz.  Samimiyseniz, Pazartesi günü, İstanbul’dan Kırklareli’ne 20 liraya, Edirne’ye 25 liraya bilet kesmeyin. On bin nüfuslu kasabalara beş büyük firma, aynı saatte ucuza bilet keserek servis yapmayın. Haydi hodri meydan! Vesselam…

 

16/05/2016

                               YAPACAĞIM DEMEKLE YAPMANIN!

                Bir Alman sosyal demokratı şöyle demiş:  Bir ülkede iktidarın tembel, pasif olması, iş yapmayıp, dört dönüm bostan, yan gel yat Osman misali savsaklaması, elini taşın altına koyup atılımlar ve yatırımlar yapmaması muhakkak ki iyi, hoş, güzel değildir. Amma velakin felaket de değildir. Gerçek felaket muhalefetin vurdumduymaz, kör ayvaz misali pasif, pısırık gününü gün etmek için dostlar alışverişte görsün düşüncesiyle suya sabuna dokunmadan sözüm ona muhalefetçilik oynamasıdır.

TOFED’in kuruluşundan beri genel sekreteri olan Mevlüt İlgin Alman sosyal demokratlarının sözünü kullanır kullanmasına ama uygulamada Mevlüt Hoca hiç de öyle değildir. TOFED ne hikmetse muhalefeti hiç sevmez. TOFED’de bütün işler, ahbap çavuş ilişkileriyle, çevir kazı yanmasın, ipteki cambaza baktırıp, otobüsçünün gazını almak, gönlüne yelpaze vurmak ve tribünlere oynamaya dayanmaktadır.

Yeni bir üst örgüt kurulmuş, konsey çatısı altında toplanıyorlarmış. Bakıyorum kuranlar yine aynı adamlar. Tamamına yakınının ne otobüsü, ne de dönen tekerleri var. Malum damdan düşenin halinden damdan düşen anlar, dertlinin halinden de derdi çekmiş veya çeken anlar. Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır kişinin demiş atalarımız. Konsey kuran bu zat-ı muhteremler, otobüsçülerin bu güne kadar hangi yaralarına neşter vurma cesaretini göstermişler ki şimdiden sonra gösterebilecekler. Hem daha önce kurulan bir istişare konseyi var. O istişare konseyi var iken yeni bir konsey kurmanın manası ne ola ki?

Kamyoncuların ne federasyonu ne de konseyleri  var  ama herkesin malumu belge fiyatlarının çok büyük bir bölümünü indirmeyi başardılar. Nur içinde yatsın rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ne demişti ‘konuşan Türkiye.’ Ama bizim TOFED’in başına çöreklenen zevat sadece kendi konuşacak, kendi çıkar ve menfaatlerine göre davranıyor. Mesela ben önce TOFED’de merkez yönetim kurulu üyesiydim, sonra başkan yardımcısı oldum. Birol Özcan başkan olunca benim TOFED’le alakam kesildi.

TOFED’de yöneticiler ve otobüs camiası, ellerinizi vicdanlarınıza koyun, en rahat yastığın vicdan olduğunu idrak edin ve deyin bakalım bilgim, birikimim, tecrübem, öz güvenim, medeni cesaretim başkan dahil hangi TOFED, hangi IPRU, hangi konsey üyesinden az. Ben 150’ye yakın üyesi olan Trakya Otobüsçüler Derneği başkanıyım, gazetelere, gazeteme yazdığım köşe yazılarını kendim yazarım, beyanatları kendi ağzımdan veririm. Ne ikbal peşindeyim, ne de istikbal. Akıbetin malum ve iki arşın cepsiz, beyaz bez olduğunu da çok iyi bilirim, nefsimi terbiye etmekten keyif alırım, nokta kadar menfaat için de virgül gibi kıvırmam. Kargadan başka da kuş tanımam ama kargalar da çiftliğimizdeki kirazları yiyorlar. Vesselam.

 

09/05/2016

İNSAN İNSANIN AYNASIDIR

Kör iki Bektaşi karşılıklı köfte yiyorlarmış. Bektaşi’nin biri diğerine köfteleri niçin ağzına ikişer ikişer atıyorsun deyince diğeri sen nasıl anladın demiş. İthamda bulunan Bektaşi çünkü ben öyle yapıyorum demiş.

Parkta iki sevgili ağaca yaslanmış sohbet muhabbet ederlerken kız oğlana sormuş; şu an ne düşünüyorsun diye, oğlanda senin düşündüğünü düşünüyorum deyince kız var gücüyle tokadı oğlanın yüzüne patlatmış… Terbiyesiz demiş. Kıssadan hisse.

Kişiye sormuşlar karşındakini nasıl bilirsin diye, kendim gibi bilirim demiş. Ne kadar doğru bir söz. Atasözleri, deyimler, vecizeler ataların, bilgelerin imbiğinden süzülmüş kısa, öz, çok anlamlı, çok manalı sözlerdir. Öyle olmasalar yüzlerce, binlerce yıldan beri sanki dün veya az önce söylenmiş gibi taptaze olabilirler miydi? Her gün sayısız kez sayısız insan tarafından kullanılırlar mıydı? Kişi namussuzsa karşısındakini namussuz, ahlaksızsa, ahlaksız, hırsızsa, hırsız, kahpeyse, kahpe, kalleşse, kalleş, yalancıysa, yalancı kabul edecek, addedecektir haliyle.

Bir gün Peygamber efendimiz arkadaşlarıyla otururken Ebu Lehep Meclise girmiş ve Peygamber efendimize ya Muhammed birçok yerleri gezdim senden daha çirkinine rastlamadım deyince efendimiz, doğru söylüyorsun ya Ebu Leheb her halde dünyanın en çirkini sensin deyince Ebu Leheb efendimiz haklısın ya Ebu Leheb diyor. Biraz sonrada Hz. Ali içeri giriyor ve Peygamber efendimize ya Muhammad bu dünyada senden güzelini görmedim diyor. Efendimiz doğrusun ya Ali diyor. Hz. Ali Efendimize sana baktıkça içime huzur doluyor diyor. Efendimiz doğrudur ya Ali diyor. Meclisteki sahabe Efendimize ya Resul Allah biraz önce Ebu Leheb geldi ne kadar çirkinsin dedi, doğru söylüyorsun dediniz. Şimdi Ali geldi ne kadar güzelsiniz dedi ona da doğrusun dediniz, hikmeti nedir diye sorunca Peygamber Efendimiz; “İnsan insanın aynasıdır kişinin kendisi nasılsa karşısındaki insanı da öyle görür” demiş. Şöyle bir etrafımıza dikkatle bakarsak, incelersek binlerce, tonlarca karşısındakini kendi gibi kabul eden, kendi gibi addeden insanlıktan nasibini almamış insan müsveddeleri görürüz. Rabbenacı hep banacı, deveyi hamutuyla götüren, İzmir’i verse illa Karşıyaka’yı da isteyen, karnı doysa gözü doymayan, bitmek bilmeyen ihtiras sahibi zavallılar şunu unutmayın ölüm var ama ölümden önce hastalıklar da var. Vesselam.

02/05/2016 

 VURUN ABALIYA! PARDON TRABZONSPOR’A

Malum hikayeyi muhakkak herkes bilir. Hani Nasrettin Hoca’nın evine hırsız girmiş, yükte hafif pahada ağır ne varsa toplamış. Hocanın evini soyup soğana çevrilmiş. Komşular Hoca’nın başına toplanmışlar; başlamışlar fetva vermeğe.  Köpek  bağlasaydın hırsız giremezdi, kapıları güzel kilitleseydin, pencerelere demir korkuluk  taksaydın vs vs  hırsız senin evine giremezdi, talan edip soyup soğana çeviremezdi, sen mallarından olmazdın, üzülmezdin vs vs demişler.

Hoca komşularına dönüp iyi komşusunuz, güzel ve hoş komşusunuz, önerileriniz de çok makul ve mantıklı. Ama bre komşular tüm suçu bana yüklediniz, evime girip talan eden, soyup soğana çeviren bu densiz hırsızın hiçbir suçu hiçbir günahı yok mu? demiş.

Pazar akşamı saat 21.00’den beri anlı şanlı yandan çarklı, görsel ve yazılı medya ve televizyonlarda işkembe-i kübradan bol bol atıp, ahkam kesen, sözüm ona spor yorumcusu, felaket tellalları mal bulmuş mağribi gibi Trabzonspor’un üzerine öyle bir çullandılar ki evlere şenlik. Kişi ve kişiler hırlı olur, hırsız olur, ama vicdanlı olur. En rahat yastığın vicdan olduğunu bilecek kadar mert ve erdemli olur.

2015-2016 futbol sezonunda Trabzonspor’un  otuza yakın puanı hakemler tarafından gasp edilmiş, hakkı yenmiş. Trabzonspor’u hakemler şamar oğlanı haline getirmiş, gelen vuruyor, giden vuruyor. Hem de insafsızca, vicdansızca. 30. haftada Beşiktaş maçına Cüneyt Çakır’ın, Trabzonspor maçına Bülent Yıldırım’ın verilmesi tesadüf müydü? Hiç sanmıyorum, resmen kasıtlıydı. Çünkü Fenerbahçe’ye şampiyonluk yolu açılmalıydı. Beşiktaşlı Alexis’in hareketi penaltı ise Hasan Ali’nin kasten ve resmen topu ceza sahası içinde elle önlemesi penaltının hasıdır, ağa babasıdır. Bülent Yıldırım vicdansızlık etmeyip, beş dakika delikanlı olup Trabzonspor’un anasının ak sütü gibi hakkı olan penaltısını verme erdemini gösterseydi, o maç 4-0’a gelmezdi ve vahim olaylar olmazdı.

17 yaşındaki genç, kentin valisi ve  emniyet müdürü suçlu ilan ediliyor, tu kaka ediliyor da peki bu vahim olayların tek müsebbibi, başlatanı, fitili ateşleyeni, vicdansız hakem Bülent Yıldırım olmasına rağmen niçin suç Bülent Yıldırım’a değil de başkalarına atılıyor? Suni suçlular aranıyor, suçlanıyor, atıfta bulunuluyor?

Şimdi Futbol Federasyonu Başkanı olan zat’ın  Beşiktaş’ın başına ne çoraplar ördüğünü  Beşiktaş’ı borçlandırıp per perişan ettiğini sağır sultan bile duydu ve öğrendi . Ama Demirören sonunda Beşiktaş’ı yüzüstü bıraktı. Taltif edilip Türkiye futbolunun başı yapıldı. Trabzon’un damadı Trabzonspor’un başına bela oldu ve olmaya da devam ediyor. Mahkeme salonlarında adalet mülkün temeli yazıyor. Hakimlerin verdiği kararlar temyiz ediliyor, ama hakemlerin verdiği kasıtlı, yanlı kararlara hiçbir şey yapılamıyor. Bu mudur hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti?

25/04/2016 

                                              HAYDİ ABBAS VAKİT TAMAM

Otobüsçülerin dört gözle, merakla, heyecanla, hacı bekler gibi bekledikleri sezon mehter marşıyla gelmeye başladı.

Malum ne hikmetse sekiz, dokuz ay beklenen sezon, yukarıda yazdığım gibi ağır ağır, nazlı nazlı, mehter marşıyla gelir ve giderken de İzmir marşıyla, yıldırım hızıyla gider.

Sezon sezon dediğimiz üç dört aydır.

Sezon içine son yıllarda Allah kabul etsin bir de ramazan ayı girdiği için sezon iyice kısalacaktır.

Hani Bektaşi’ye sormuşlar namaz kılar mısın? diye.  Bayramdan bayrama, bayramdan bayrama diye çok hızlı cevap vermiş. Ya içki içer misin? diye sorulunca Bektaşi ‘akşamdannn akşamaaa, akşamdannn akşamaaaa‘ diye cevap vererek, çok sık namaz kıldığını, ama içkiyi çok ender içtiğini ima etmiş veya abartmış aklınca.

Meslektaşlarımız biz otobüsçülerin ümitle, heyecanla beklediği sezonda da yeni yatırımlar yaptı. Yeni otobüsler alındı. Firmalar gençleştirildi  ve firmalar yeni sezona hazır hale getirildi. İnşallah otobüsçü meslektaşlarımız  bu sezon da paylaşma erdemini gösterirler. Paylaşınca sevgilerin çoğalacağını, dertlerin azalacağını idrak ederler.

Aklın yolu bir diyerek en rahat yastığın vicdan olduğunu bilerek, kendilerine yapılmasını istemediklerini meslektaşlarına yapmayarak sağ duyu örneği gösterirler. Sezonda anlamsız, manasız, yıkıcı rekabet ipine sarılmazlar.

Hiçbir şeyden çekmedi nasırından çektiği kadar demiş ya şair. Otobüs sektörü de yüz yıla yakın geçmişinde rekabet illetinden çektiği kadar çekmedi hiçbir şeyden. İnşallah bu sezonda tarih tekerrür etmez. Otobüsçüler akl-ı selim olurlar, hemen rekabet ipine sarılmazlar, uçak şirketlerinden feyz alırlar, oyunu kuralına göre oynamayı idrak ederler. Yağmur yağarken yani sezonda yatırdıkları sermayenin, emeklerinin hakkını almak için bir olurlar, beraber olurlar, birlikten dirlik doğacağını, herkesin kazanacağını, mutlu ve bahtiyar olacağını anlarlar, uygularlar. Yeni sezonda egolarının, hırslarının esiri olmadan, meslektaşlarını kıskanmadan, kazançlarında gözü olmadan hakla, hakkaniyetle, saygıyla, sevgiyle, etik değerlere, meslek adabına yaraşır biçimde davranırlar, hareket ederler. Sermayelerini, emeklerini boşu boşuna kuru bir inat, hasetlik, fesatlık uğruna heba etmeyecek kadar akıllı olurlar. Böyle olunca hem kendileri kazanırlar, hem de meslektaşları kazanır.

Akıbet malum iki arşın beyaz bez ve cepleri de yok. Koca Yunus ne demiş “ Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi, mal da yalan mülk de yalan var sende biraz oyalan.”

Ve ulu Hakan Kanuni Sultan Süleyman da “ Gök kubbede baki kalan hoş sedadır “ diye ne kadar anlamlı bir söz söylemiştir. Tabi ki anlayabilenler için…

 

18/04/2016

EDEN BULUR, İNLEYEN ÖLÜR

Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanları, hasta adam yaftasının yapıştırıldığı zaman… İngilizlerin Osmanlı için şöyle bir söylemi ve tespiti var imiş: ‘Allah, Allah bu Osmanlı İmparatorluğu ne menem bir şeydir ki bizler dışarıdan, (yani tüm Avrupa ve Amerika) satılmış binlerce vatan haini ise içerinden uğraşmasına rağmen Osmanlı İmparatorluğu inatla yıkılmamak için direniyor.

Ya şu an ki durum ne?  Osmanlı’nın hasta adam dendiği, iç ve dış mihrakların her türlü kahpeliği, kalleşliği yaptığı öyle bir dönem ki, Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele karşı mücadele eden ve kazanan Türk insanı şu an sayılamayacak kadar düvelin 7, 17 belki de 27 terör örgütünün kahpe, kalleş saldırısına karşı mücadele ediyor. Ve her gün nahak yere onlarca şehit veriyor.

Bence mevcut hükümetin çok daha radikal kararlar alıp, caydırıcı kesin kararlara imza atması ve acilen uygulaması gerekir.

Mesela PKK ile ilişkisi olan tüm memurların, işçilerin, çiftçilerin, emeklilerin, devletten aldıkları maaşları kesilmeli. Okullarda ki PKK yandaşı, PKK ajanı, PKK militanı soysuz öğrencilerin bursları kesilmeli, okuldan atılmalı. PKK’ya destek veren, PKK reklamı yapan yayınlar kapatılmalı. Müsebbipleri en ağır şekilde cezalandırılmalı ve vatan haini bütün soysuzlar vatandaşlıktan çıkarılmalı. Dünyanın hangi ülkesinde milletvekillerinin devletten her ay tıkır tıkır maaş alıp kendilerine tahsis edilen sekreterlere terör örgütü militanlığı yaptırıyor? Tahsis edilen araçlarla terör örgütüne militan ve silah taşıyor? Polisi tokatlıyor? Meclis başkanına, başbakana, genelkurmay başkanına, cumhurbaşkanına ağır hakaretler edebiliyor?

Hiç merak edip öğrenmek isteyen var mı acaba İngiltere İRA örgütünü nasıl bitirmiştir, iktidarı, muhalefeti tüm İngiliz halkı bir olmuş, beraber olmuş, aklın yolu bir demiş, asgari müşterekte birleşmiş ve İRA terör örgütü bitmiştir.

İngiltere’de İRA’yı övmenin, İRA ya methiye düzmenin cezası da beş yıl hapistir. Vesselam.

11/04/2016

KILIÇDAROĞLU VE DEVİRDİĞİ ÇAMLAR.

                Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş.

  1. Kemal Atatürk’ün kurduğu, rahmetli İsmet İnönü ve Bülent ilk duayen siyasetçi Deniz Baykal’ın genel başkanlığını yaptığı, Türkiye’nin en eski partisi CHP’nin başına hasbelkader bir kaset dalaveresiyle geçip genel başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun devirdiği çamların hesabını, kitabını bilen, çetelesini tutan var mı acaba.

Ülke ateş topuna dönmüş tüm dış mihraklar ne kadar terör örgütü varsa ülkemize saldırıyor, aslında düşman gibi görünen DAİŞ, PKK,PYD, vs vs kan içici terör örgütleri bir olmuşlar ittifak halinde ülke içinde kalleşçe eylemler yapıyorlar, bombalıyorlar, uzun namlulu silahlarla, keskin nişancılarla, canlı bombalarla, tuzakladıkları patlayıcılarla topluma ve polise, askere, jandarmaya, köy korucularına, suçsuz günahsız insanlara haince, acımasızca, kalleşçe saldırıyorlar, ölümlerine sebep oluyorlar, yaralıyorlar.

Kürtlerin haklarını koruduklarını iddia edip Kürt kardeşlerimizin, Kürt dostlarımızın, arkadaşlarımızın  evlerini, iş yerlerini yıkıyorlar, talan ediyorlar. Sokakları, caddeleri köstebek yuvası haline getiriyorlar.

Resmi 3 milyon, resmi olmayan belki 4-5 milyon mülteci ülkemizde ekmek isterler, su isterler, yatak, yorgan ve diğer ihtiyaçlarını isterler.

Ülkemiz tam bir ateş çemberine alınmış, bir de paralel yapının kan içici terör örgütleriyle ittifakı var. Kurtuluş savaşında yedi düvelle savaşıp savaşı kazanan Türk insanı şu an yediden çok fazla düvelle mücadele ediyor. Allah Türkiye’nin Türkün, Kürt’ün, Laz’ın, Boşnak’ın, Roman’ın  velhasıl kelam Türkiye mozağinin yar ve yardımcısı olsun. Amin.

Ve  CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu TC hükümetinin bayan bakanının birilerinin önüne yattığını kameraların karşısında alenen söylüyor, bundan hicap duymuyor, özür dileme erdemi gösterip, bir an için ağzımdan kaçtı, gayesini aştı deme alicenaplığını bile göstermiyor. Sözümün arkasındayım deyip hepimizi suçluyor. Neymiş efendim Kılıçdaroğlu ve taifesine göre niçin herkesin aklı oraya takılmışmış. Kılıçdaroğlu ve taifesine soruyorum bir bayan bakanın birilerinin önüne yatması neyi çağrıştırır. Bu gafı, bu potu hasbelkader Cumhurbaşkanı yapsaydı sen ve taifen nasıl mal bulmuş mağribi gibi üzerine atlar ve Türkiye’yi velveleye verirdiniz.

Hele o CHP’li bayan milletvekillerinin Kılıçdaroğlu’nu aklamak için verdikleri mücadele ve dilbilgisi bilgileri… CHP’li vekil bayanlar çok gülünç oldunuz, hemcinslerinizi koruyamayacak, kollayamayacak kadar çıkarcı, menfaa perestsiniz ve hiçte cesur değilsiniz. Vesselam.

 

04/04/2016

MAN 2016 ANTALYA

Üretici otobüs firmaları 2016 yılında 2016 model otobüsleri görücüye çıkardılar. Mercedes’in yeni Trevego’su  ilk İstanbul’da görücüye çıktı. Davet edilmediğim için yeni Trevego’yu görme, inceleme şansım olmadı.

TEMSA ise yeni Maraton’unu hem İstanbul’da hem de Adana’da ki fabrikasın da görücüye çıkardı.

Geçen haftada Antalya’da MAN’ın konuğu idik. Üretici firmalar her yıl otobüslere yeni yeni şeyleri ilave ediyorlar, malum bisiklet hareket etmezse devrilir. Bu sebeple üretici firmalar her yıl teknolojinin getirdiği yenilikleri otobüslere adapte ediyorlar etmesine ama bu da otobüs fiyatlarının artmasına sebep oluyor. Teknolojinin getirdiği yenilikler muhakkak kullanılmalıdır, kullanılacaktır da amma velakin otobüsçü yıllardan beri bilet fiyatlarına zam yapamıyor, zam yapmayı bir kenara bırakalım bazı yörelerde İran, Irak savaşı gibi beş altı yıldan beri anlamsız, manasız, aptalca, yıkıcı rekabetler devam ediyor. Komşunun karısı kız, tavuğu kaz mantığıyla, küçük kasabalara bile anlı şanlı yandan çarklı büyük firmalar yazıhane açıp servislere başlıyorlar. Uçaklar dersen tam fırsatçı ve otobüsçünün elinden ekmeğini almak için her türlü hinliği, cinliği, aymazlığı, etik değeri, meslek adabı gözetmeden, dinlemeden fütursuzca yapıyorlar. Otobüs firmalarından daha ucuza her uçakta on, yirmi bilet kesip yolcuların kafasını bulandırıyorlar. Sezonda da bilet fiyatlarını beş on kat artırarak küplerini tıka basa dolduruyorlar. Özel araç satımları, alımları tam gaz devam ediyor. Türkiye karayollarına her gün plakasını yeni takmış binlerce özel otomobil katılıyor. Yani otobüsçü her taraftan kıskaca alınmış durumda. Bu şartlarda 2010 model otobüsünü 90-95 bir Euro’ya verip 2016 model Trevego’yu 315-320 bir Euro’ya nasıl alacak?

Allah otobüsçülerin yar ve yardımcısı olsun. Amin!

Antalya’da MAN’ın tanıtım toplantısı çok güzeldi, çok mükemmeldi tabiri caizse fevkaladenin fevkindeydi. Eski Dedeman, yeni Akro Barut Otel Antalya’nın içinde ve çok mükemmel bir otel. MAN’ın konukları üç gün boyunca hem 2016 model teknoloji harikası MAN otobüsleri gördüler, incelediler hem de gönüllerince eğlendiler. Meslektaşlar birbirleriyle bol bol hasret giderdi, sohbet, muhabbet ettiler. Akra Otel’de birinci gece çiğ köftesiyle beraber sıra gecesi vardı. İkinci gece de değerli sanatçı Şevval Sam mükemmel bir konser verdi. Çok samimi, iç içe bir şekilde konukları coşturdu. Tuncay (Bekiroğlu)Bey konuklarıyla ilgilendi, çok güzel bir konuşma yaparak otobüsçülere güven verdi. Önsel (Demircioğlu)Bey’de tüm konuklarıyla ilgilendi. Antalya da otobüsçülere geçirdikleri üç gün için MAN ailesine, Tuncay Bey’e, Önsel Bey’e ve katkısı olan tüm MAN’ cılara otobüsçüler ve Kendi adıma teşekkürler.

 

 

 

28/03/2016

AİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ.

 “TOFED yönetimi olarak biz her an bu sektör için var günümüzle çalışıyoruz. Eksiğimiz olabilir ve eleştiriye de açığız. Tüm il ve ilçe derneklerimizin başkanları ve sektör bizi eleştirsin, bizler bundan güç alır, eksik ve yanlışlarımızı görürüz.”

 

Yukarıdaki paragraf TOFED Genel Sekreteri Mevlut Hoca’nın (İlgin) 21 Mart tarihli Ulaştırma Dünyası Gazetesi’ndeki köşe yazısından alınmıştır.

Atalarımız demişlerdir ki ‘ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’. Hiç kimse Hatice’ye bakmaz, herkes neticeye bakar. Harmanın büyük olmasının önemi yoktur. Asıl olan danenin bol olmasıdır. ‘Anlat anlat heyecanlı oluyor. Ufak atında civcivler yesin. Kişi veya kişiler kendini övmeyecek yaptıkları işlerle başkaları tarafından takdir edilip övüleceklerdir’ demiş atalarımız.

TOFED lobi gücünü de artırmış, vatana, millete, otobüsçüye, yazıhaneciye, şoföre, muavine, hosta, hostese hayırlı olsun, Allah hayırlara vesile etsin.

TOFED’in lobi gücünü artırması gerçekten önemli, hatta çok önemli, amma velakin lobi gücünün artmasının otobüsçüye ne faydası olmuş, somut olarak elde edilen ne?

A1 ve D2 sorunu artarak devam ediyor. A1 ve D2’ciler kendilerine verilen belgenin yüzde 90’ını iptal ediyorlar, korsan taşımacılığın babasını değil ağa babasını, kanun yasa tanımadan, fütursuzca yapıyorlar. Bazı bölgelerde acımasız rekabet yıllardan beri devam ediyor.

Yeni 2016 model otobüsleri fiyatları 285 bin Euro, 320 bin Euro. 2010 modeli 90 bin Euro’ya vereceksin. 2016 modeli 320 Euro’ya alacaksın amma velakin 4 adet 2008- 2009 otobüsü takasa vereceksin bir tane 2016 alacaksın. Bu değirmenin suyu nereden gelecek, bu değirmenin taşları, otobüslerin tekerleri nasıl dönecek ve eşek sudan nasıl gelecek.

TOFED‘in başkanı, başkan yardımcıları, genel sekreteri, MYK’sı , yönetim kurulu üyeleri sizlere naçizane bir tavsiyem var; bırakın kendinizi övmeyi, otobüsçünün hakkını, hukukunu her platformda cansiperane, samimiyetle, cesurca koruyun. Otobüsçülerin A1’ciler ve B2’ciler tarafından alenen çalınan haklarının, rızıklarının takipçisi olun. Takiyye yapmayın, tribünlere oynamayı bırakın, hakkın verilmeyip alınacağını, hakkını aramayanın dilsiz şeytan olduğunu idrak edin. Malum ne alem kördür, ne de otobüsçüler aptal.  Ve bırakın kendinizi övmeyi, yaptığınız sadece gönüllerimize yelpaze vurup serinletmek. Otobüsçüleri ipteki canbaza baktırıp gazını almak. Velakin otobüsçü camiası yani bizler dokuz kişiyiz birbirimizin gelmişini, geçmişini, mazisini hatta ciğerini çok ama çok iyi biliriz.

Ne demiş atalarımız; yaptıkları yapacaklarının teminatıdır kişinin. Hadi bakalım TOFED şu A1, D2 otobüsçülerin üzerine karabasan gibi çöken problemleri çözün. Biz otobüsçüler yiğidin hakkını yiğide verecek kadar erdemliyizdir. Sizleri ayakta avuçlarımız kızarana kadar alkışlarız evelallah…

14/03/2016

YENİ MODELLER GÖRÜCÜDE
2016 yılında üretici firmalar yeni model otobüslerini bir bir görücüye çıkardı. Bu sebeple geçen hafta 4-5 Mart tarihlerinde Türkiye’nin dört bir yanından beş yüzün üzerinde otobüsçü Temsa’nın Adana’daki üretim tesislerinde toplandı. Otobüsçüler yeni model MARATON’u gördüler, incelediler, test ettiler, istişarede bulundular. TEMSA Satış Müdürü Murat Anıl ve Baybars Dağ bey tüm misafirleriyle birebir ilgilendi, yakın ilgi gösterdiler. Temsa yöneticileri çok güzel bir misafirperverlik örneği gösterdiler. Murat Bey’e ve Baybars Bey’e kendim ve ailem adına, tüm otobüsçülerin adına teşekkür ederim, kutlarım, tebrik ederim.
4 Mart Cuma gecesinde ise Adana Hilton’da sanatçı Ali Şan’ın mükemmel konseri vardı. Otobüsçüler, yemeklerini huzur için de yediler, içkilerini yudumladılar. Ali Şan’ı zevkle dinlediler. Bol bol oynadılar, zıpladılar Ali Şan’la selfi çektiler. Yani her şey çok güzeldi hatta fevkaladenin de fevkindeydi.
Malum dost acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyen, söyleyebilendir. Otobüsçüler o gecede bir Sabancı’nın yani Sabancı ailesinin bir ferdini aralarında görmek isterlerdi. Çünkü Mercedes, MaN HER İKİSİ DE Alman’dır ama Temsa Türkiye’nin bizim, bizlerin firmasıdır, Türk malı, Türkiye’nin malıdır. Türk otobüsçüsü de Temsa’yı Türk olduğu için tercih ediyor.
Haliyle yeni üretilen Maraton güzel miydi diye sorarsanız, evet güzeldi. Ama bilmiyorum fiyatı biraz fazla değil mi? 280- 285 bir Euro…
Ben gazeteci olduğum için, insanları bilhassa otobüsçüleri çok sevdiğim için otobüsçü kardeşlerim bir de şunu dile getirdiler. Türkiye’nin dört bir yanından, en ücra köşelerinden Temsa’nın davetine koşa koşa icabet ettik. Sabancı ailesi günün anısına otobüsçüye yeni Maraton’un bir maketini hediye etseydi çok güzel, çok anlamlı, çok manalı olurdu dediler.
Duayenimiz rahmetli Kamil Koç ‘dostun eskisi otobüsün yenisi‘ demiştir demesine ama bir hikaye de şöyledir. Adamın biri bir ev almak istemiş ev sahibiyle buluşmuşlar evi gezmişler, incelemişler. Ev alıcının çok hoşuna gitmiş, haliyle fiyatını sormuş. Ev sahibi öyle bir yüksek, fahiş fiyat söylemiş ki alıcı şaşırmış kalmış. Ev sahibine dönmüş manalı manalı gülmüş ve bayım iyi çok güzel de ben göremedim bu evin ahırı nerde demiş. Tabi şaşırma sırası ev sahibine gelmiş. Ne demek o, ahır ne arasın evde deyince, alıcı taşı gediğine koyup cuk diye oturtmuş. Senin istediğin parayı veren öküz veya inek nerede yatacak demiş. Kıssadan hisse işte. Evet otobüsçü kardeşlerim yeni otobüslerin fiyatları 285-320 bin Euro. Euro da üç aşağı beş yukarı 3,5 lira. Unutmadan otobüs biletleri de beş -on senesiyle aynı. Gazamız mübarek olsun. Hepinize hayırlı pazarlar…

07/03/2016

Değişmeyen değişimin kendisidir
Otobüsçülüğün çatı sivil toplum örgütü TOFED‘e bağlı yüze yakın dernek var. Bu derneklerin başları, başkanları, yönetim kurulu üyeleri var. Zaman içinde derneklerde önemli değişimler yaşandı. TOFED kurulalı 11 yıl oldu, bu 11 yıl boyunca başkanlar değişti ama yönetim kurulu üyelerinde aynı değişim yaşanmadı. Bu haliyle yaklaşık kırk yıl önce kalkan doğal senatörlük sistemine benziyor. Oysaki hayatta değişmeyen tek şek değişimin kendisi. Üstelik bizim sektörümüz değişimde her zaman öncü olan bir sektör. Sektörümüzün çatı sivil toplum örgütü de değişim de öncü olmalı, yönetimde yeni insanlara fırsat tanımalı. Bu yaklaşım her TOFED’i hem sektörümüzü güçlendirir.
İkinci bir konu; dernekler kendi imkânlarıyla, imece usulü sektörümüze faydalı olmaya çalışıyor. Haliyle bu derneklerin büroları var, bürolarının kiraları, fatura giderleri var. Derneklerde görev alan sektör mensupları maddi manevi destekleriyle oraları ayakta tutuyorlar. Ancak gönül ister ki TOFED de bu derneklere maddi destekte bulunsun. En azından bir bilgisayar veya fax makinesi alsın, yarım elma gönül alma misali maddi olarak da derneklerin yanında olduğunu hissettirsin. Dernekler olmasa, federasyon olamaz. Demek ki dernekler federasyonun can damarları ve olmazsa olmazı. Burada eleştirim tek taraflı değil dernek başkanlarını da eleştiriyorum. Onlar da bu konuları dile getirmelidir. Fikirlerini ve eleştirilerini açıkça paylaşmalıdır.
Burada eleştirilerimizi yaparken bir kişinin de hakkını teslim etmek, emeklerini takdir etmek gerekir. TOFED’in kurulmasını, bu günlere kadar gelmesini sağlayan TOFED’in kurucu ve onursal başkanı Sayın Galip Öztürk’tür. On bir yıldan bu yana maddi ve manevi olarak TOFED’den hiçbir desteğini esirgemeyen, arkasında duran, koruyup kollayan Galip Öztürk Başkan’dır. Galip Başkan sosyal medyayı da çok güzel kullanmaktadır. On binlerce takipçisi, binlerce beğeneni, yorum yapanı vardır. Ve Galip başkan facebook sayfasında Kuran-ı Kerim ayetlerini, İslam alimlerinin sözlerinin en güzellerini en mükemmellerini paylaşmakta ve taktir görmektedir. Adalet mülkün temeli ise, Hz Ömer, Dicle kenarında bir kuzuyu kurt kaparsa onun hesabı da benden sorulur demiş ise, ben de Galip Başkan’ı bu sektörün lideri olarak görüyorum. Benim yapıcı eleştirilerimi en iyi anlayacak, TOFED yöneticilerine tavsiyede bulunacak kişi de Galip Başkanımızdır. Hepimizin gönlünde yatan TOFED’in daha iyi yerlere gelmesidir, eleştirilerimiz de bunun içindir. Malum paylaşınca dertler azalır, sevgiler çoğalır. Sevincimizi de, tasamızı da, eleştirimizi de sektörümüzle paylaşıyoruz, sektörümüzü bir aile olarak görüyoruz.

29/02/2016

YENİ MODEL OTOBÜSLER GÖRÜCÜDE
1995 yılında iki adet 403 Mercedes almıştık. O yıllarda yoğun olarak yurt dışına çalıştığımız için 403’ler konu mankeni gibi Edirne Otogarı’nı süslediler. Bir hayli zaman sonra 403’lerimiz METRO Turizm’de çalışmaya başladı. 403’lerde dertler de başladı. Tavan havadanlıkları uçtu, ön kapı kapanmaz oldu vs. vs. Rahmetli Ali Galip’in Güle güle Gazetesi’ndeki köşemde ben bunları dile getirip yazınca ta Almanya’dan gazeteye geldiler. Doğru konuşanı dokuz değil doksan dokuz köyden kovuyorlar. Zamanımızda ama hiç önemi yok biz doğrunun, hakkın, hakikatin yanında olduk hep ve olacağız. Malum küçük adamların gölgeleri de küçük olur.
Gazetelerin internet sayfalarından öğrendim Mercedes görkemli bir şölenle yeni Travego aracını tanıtmış üç bin kişinin katılımıyla. Gazeteciler pek beğenmemişler yeni Travego’yu , hatta ön taraf kamyonla bire birmiş vs .vs. Ama ben zurnanın zırt ettiği iki konuya değinmek istiyorum.
Yeni Travego’nun fiyatı 320 bin (yazıyla üç yüz yirmi bin) Euro imiş. Allah, Allah illallah. Diğer taraftan otobüsçülerin tercih ettiği TEMSA’nın yeni aracı Maraton 260-265 bir Euro. Aradaki bu fark neden, niçin, niye, ne hakla otuz beşe bakla misali düşünmeden edemiyor insan. Fark sadece 60 bin Euro değil bu 60 bin Euro’nun bir de KDV, ÖTV farkı var haliyle.
Mercedes tepe yöneticileri 2+2 ideal otobüstür demiş. Ben Salim Altunhan Türkiye’nin hangi iline, hangi ilçesine gitsem otogarları muhakkak ziyaret ederim. Yolcularla sohbet muhabbet ederim. İzlerim, gözlerim şu an yolcuları otobüslerin markası hiç ama hiç enterese etmiyor. Yolcu ister telefonda olsun, ister bankoya gelsin sorduğu şu; 2+1 otobüsünüz var mı? Varsa hareket saati kaç? Otobüsler yılda kaç gün 46 koltuğu da doldurabiliyor? 2+1’lerde erkek yanı bayan yanı olmadığı için otobüsçü her seferde iki veya üç koltuk boş gitmek zorunda değil. Bu da bir avantaj bence.
Bilmem anlatabildim mi?

22/02/2016

ARİFE TARİF GEREKMEZ
ni şekilde anlasın veya yorumlasın.
İsviçreli eğitim reformcusu Johann Heinrich Pestalozzi; “Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene, hiç kimse yardım etmez” demiş. E daha ne desin? Biz otobüsçüler bırakın birbirimize, kendi kendimize bile yardım etmeyi, birbirimizi kıskanmayı, birbirimize alavere dalavere yapmayı, kuyu kazmayı şiar edinmişiz. Otobüsçüler birbirlerinden yolcu çalmak, yolcu tırtıklamak için her türlü hinliği, cinliği, entrikayı çok gYaşamımda edindiğim en büyük bilgi şudur; kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene hiç kimse yardım edemez.
‘Kendine hayrı olmayan dede; Kaldı ki gayrıya himmet ede.’ Elden gelen öğün olmaz o da zamanında bulunmaz. Düğün kemiğiyle köpek semirmez. El şeyiyle gerdeğe girilmez. Arife tarif gerekmez. Usta maymun kırbaç istemez. Varsa tırnağın kaşınırsın, yoksa tırnağın aval aval bakınırsın…
Düşünürler veya Atalarımız öyle manalı sözler söylemişler ki, aslında köşe yazısı veya makale yazmaya hiç gerek yok. Köşe yazarı isen bir filozofun, bir düşünürün veya bir atasözünü köşene yaz bırak herkes hesabına geldiğiüzel beceriyorlar. En rahat yastığın vicdan olduğunu bilen kendine yapılmasını istemediğini meslektaşlarına yapmayacak kadar erdemli olan, etik değerlere, meslek adabına uyacak kadar alicenap meslektaşımız yok denecek kadar az maalesef.
‘Efsane Bakan’ ile toplantı yapılmasına yapıldı ama sektör gazetelerinden öğrendiğim kadarıyla bakan KDV, ÖTV indirimini unutun demiş. Ne diyecekti ki? Diyeceği malum; otobüsçünün gönlünü serinletmek için yelpaze vurmak, gazını almak. Adresler göstermek. Hani Nasrettin Hoca ‘Ölme eşeğim ölme yaz gelince sana yeşil yoncalar biçip yedireceğim’ demiş ya onun gibi bir şey işte… Otobüsçü kafasına kafa koysun, çareyi kendi içinde arasın bulsun. Anlamsız, manasız rekabeti, açık büfe ikramı, evden eve yolcu taşımayı, her köşe başına yazıhane açmayı bıraksın. Oyunu kuralına göre oynamayı bilsin. Asfaltlar boş kalmasın diye üç, beş yolcuyla otobüsleri yola sürmesin. Sefer sayısını azaltsın. Vesselam.

15/02/2016

ACABA DAĞ FAREMİ DOĞURDU

Geçen hafta Ulaştırma Gazetesi iri puntolarla dokuz sütuna efsane sektörle buluşuyor diye manşet atmıştı. Herhalde buluşma gerçekleşmiştir. Pazartesiyi merakla, heyecanla bekliyorum. Sektör gazetelerini okuyup bilgi sahibi olmak için TOFED de ki derneklerin içinde 150’ye yakın üyesiyle hem de öyle herhangi bir müstahdemlerin,  alakasız insanların olmadığı, tüm üyelerinin mal sahibi veya şoför olduğu Tüm Trakya Otobüsçüler Derneği’nin Başkanıyım ve Trakya Otobüsçüler Derneği hiçbir üyesinden aidat falan almaya, toplamaya tenezzül etmez. Yirmi yılı aşkın bir zamandan beri sektör gazetelerinde yazı yazarım, beyanatlar veririm, kendim de gazete sahibiyim. Mustafa Yıldırım’ın kurduğu derneklerde ve federasyonlarda kurucu üye idim. Sonra TOFED de merkez yönetim kurulu üyeliği, başkan yardımcılığı yaptım. Şimdide yüksek istiare konseyi üyesiyim, İPRU da denetmenim ama ne hikmetse sektörle ilgili toplantılara davet edilme nezaketi bana gösterilmiyor. Neden, niye, niçin, ne hakla otuz beşe bakla diye düşünmeden edemiyorum haliyle.

Her neyse inşallah efsane bakanla sektörün buluşması hayırlara vesile olmuştur. KDV, bilhassa ÖTV indirimi sağlanmıştır. D1 taşımacıların kâbusu oldu. D2 belgeleri olanların belgelerine uygun olarak taşıma yapmalarını sağlamak için radikal kararlar alınmıştır. Otobüsçünün ensesine karabasan gibi binen haksız ve fahiş sigorta ücretleri mantıklı bir fiyata inmesi için karar alınmıştır. Sigorta konusunda büyük bir haksızlığa uğrayan Doğulu, Güneydoğulu otobüsçü meslektaşlarımızın dertlerine inşallah çare aranmıştır. Doğulu ve Güneydoğulu meslektaşlarımızın dertleri sadece sigorta değil haliyle birde yıllardan beri devletten her türlü desteği alan, korunan, kollanan, himaye edilen sudan ucuza yakıt kullanan esas oğlan uçak şirketleriyle başları büyük dertte.

Ama ne gam yüzden fazla derneğimiz üç tane anlı şanlı aslan gibi federasyonumuz var evvel Allah otobüsçülerin haklarını her platformda aslanlar gibi korurlar. Yeter söz otobüsçünündür diye bir gürlerler, hakkın verilmeyip alınacağını, hakkını aramayanın dilsiz şeytan olduğunu tüm dünya âleme ispatlarlar. Otobüsçünün bütün haklarını da söke söke alırlar.

Meraklılarına not: Dernek kongreleri üç yılda bir yapılır. Tüm Trakya Otobüsçüler Derneği’nin kongresi de 2017 de yapılacaktır.

 

 

08/02/2015

Böyle başa böyle tarak

 

Salim ALTUNHAN

 

Muhakkak zanaatların hepsi zordur ama otobüsçülük gerçekten zor zanaat, hatta zorun zoru zanaat.

Heni derler ya ‘bir dokun bin ah işit’ öyle bir şey işte…

Belge fiyatlarının ne kadar pahalı, ne kadar fahiş olduğunu herkes biliyor ama 100’den fazla derneğimiz, 3 tane anlı şanlı federasyonumuz ne hikmetse bu konuda hiç kılını kıpırdatmıyor. Hiçbir platformda belge fiyatlarının çok pahalı olduğunu dile getirmiyor, takipçisi olmuyor.

Derneği, federasyonu olmayan kamyoncular tepki gösterdi. Bir olmayı, beraber olmayı, hakkın verilmeyip alınacağını, hakkını aramayanın dilsiz şeytan olduğunu dünya aleme ispatladılar ve 100 liralık belge fiyatını 10 liraya düşürerek bu çabalarının semeresini gördüler.

Ya biz otobüsçüler! Çok uslu çocuklar olduğumuz için her dayatılana ‘eyvallah’ diyoruz. Çünkü hakkımızı, hukukumuzu aramaktan aciziz. Külhanlığımız, kabadayılığımız sadece birbirimize, meslektaşlarımıza… Tek bildiğimiz şey anlamsız, manasız, acımasız, aptalca, salakça rekabet yapmak.

Sadece belge fiyatlarının yüksek oluşu değil tek derdimiz. KDV; yemeye, içmeye, konaklamaya yüzde 8, biz otobüsçülere yüzde 18.

Neden, niçin, niye?

Turizm üç sac ayağı gibidir. Konaklama, yeme/içme ve transfer yani turistin otellere, lokantalara, ören yerlerine götürülüp getirilmesi. Konaklamaya, yemeye-içmeye yüzde 8 olan KDV’nin turisti taşıyan otobüsçü veya minibüsçülere de yüzde 8 olması gerekir ama…

Aması var işte.

Çünkü otobüsçü bir olamaz, beraber olamaz, birlik olamaz. Birlikten kuvvet doğacağını, bir olanın diri olacağını idrak edemez. 100’den fazla derneğin 3 tane anlı şanlı federasyonun ne yaptığını, otobüsçünün hakkını hangi platformlarda aradığını soramaz.

O zaman ‘böyle başa böyle tarak, böyle şapkaya böyle kalak’ diyelim olsun bitsin.

Değil mi ama…

25/01/2016

Her ölüm erken ölümdür

 

Her ölüm erken ölümdür malum ve ölümler de sıralı değildir. Geçtiğimiz hafta Türk sanayisi için çok çok önemli bir ismi ebediyete uğurladık.  Gencecik yaşında kalbine yenik düşen Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, ardında gözü yaşlı insanlar ama en önemlisi gök bubbede hoş bir seda bırakarak aramızdan ayrıldı.

Koç ailesinin, Türk iş dünyasının başı sağolsun.  Rahmetli Mustafa Koç’un ruhu şad olsun, nurlar içinde yatsın. Allah ailesine,i dostaşrına ve  sevenlerine sabır versin.

Rahmetli Mustafa Koç’un bu erken vedası, aklıma Yunus Emre’nin “ŞÖYLE GARİP BENCİLEYİN” şiirinin getirdi. Yunus Emre bu şiirinde şöyle demişti tertemiz Türkçesiyle;

Acep şu yerde varm’ola

Şöyle garip bencileyin

Bağrı başlı gözü yaşlı

Şöyle garip bencileyin

 

Gezdim Rum ile Şam’ı

Yukarı illeri kamu

Çok istedim bulamadım

Şöyle garip bencileyin

 

Kimseler garip olmasın

Hasret oduna yanmasın

Hocam kimseler duymasın

Şöyle garip bencileyin

 

Söyler dilim ağlar gözüm

Gariplere göynür özüm

Meğer ki gökte yıldızım

Şöyle garip bencileyin

 

Nice bu dert ile yanam

Ecel ere bir gün ölem

Meğer ki sinimde bulam

Şöyle garip bencileyin

 

Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Şöyle garip bencileyin

 

Hey Emre’m Yunus biçare

Bulunmaz derdine çare

Var imdi gez şardan şara

Şöyle garip bencileyin

 

 

 

 

18/01/2015 

LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ.

                TOFED’in çiçeği burnunda başkan yardımcısı Özkaymak  Turizm sahiplerinden  Erol Özkaymak  Ulaştırma Dünyası Gazetesi’ne ‘para kazanırken destek bekleyen olduk’ diye beyanat vermiş.

                Özel hava yolu şirketleri kuruldukları günden beri devletin desteğini, yardımını, korunmanın, kollanmanın daniskasını, ağa babasını görüyorlar. Peki biz otobüsçüler ne zaman, nerede destek gördük? Şamar oğlanı gibi yıllardan beri otobüsçü esnafına Osmanlı tokadı, Osmanlı sillesi hiç merhamet edilmeden vuruluyor. Hele şu belge fiyatlarının aşırılığına bakın. 13 sene önce ile bu günkü belge ücretlerini bir kıyaslayın bakalım insafa, vicdana, etik değerlere sığar mı?  Otobüsçü oğlu olduğunu, babasına otobüs aldırdığını, bizden biri olduğunu söyleyen bakan Yıldırım otobüsçülerin ne zaman yanında oldu? Otobüsçüyü ne zaman korudu, kolladı? Konaklamaya, yemeye, içmeye KDV %8, peki otobüsçüye neden KDV % 18? Turistler otobüsçüler olmasa konaklayacağı otele yürüyerek mi ulaşacaklar, yoksa develer le mi taşınacaklar?

                Sigorta meselesine ne diyelim peki? Hani derler ya kör tuttuğunu öper diye. Bu deyim sigortacıların çevir kazı yanmasın, al takke ver külah hinliğini, cinliklerini, akıl almaz derece yüksek ve fahiş sigorta primlerini anlatmak için cuk diye oturmuyor mu? Hele doğuya, güneydoğuya çalışan meslektaşlarımızın sigorta primleri dudak uçuklatacak kadar yüksek ve fahiş. Doğulu, Güneydoğulu meslektaşlarımızın  yıllardan beri uçaklar yolcularına, rızklarına göz koydu, alenen çaldı. Terör belası da Doğulu, Güneydoğulu meslektaşlarımızın başına çok büyük bela oldu.

Sorunların hangi birini yazayım? Şu HGS rezaleti gene otobüsçülerin üstüne çöktü karabasan gibi. El insaf paranı yatırmışsın, alet arıza yapmış sen kaçak geçmiş muamelesi görüyorsun. Cezası on kat! Dünyanın neresinde böyle bir adaletsizlik görülebilir? Biliyorum doğru konuşanı dokuz köyden kovarlar. Ama şu bilinsin ki hak verilmez alınır, hakkını aramayan dilsiz şeytandır. Üç tane federasyonumuz yüzlerce derneğimiz var, yapacağım demekle yapmanın arasında dağlar kadar fark vardır. Hadi bakalım federasyon başkanları ve yeni genel başkan yardımcısı Erol Özkaymak şöyle  birleşerek kükreyin, otobüsçülerin hakkını her platformda aslanlar gibi koruyun, kollayın. Malum aynı gemideyiz, gemiyi batırırsak hepimiz cumburlop karanlık sulardayız.

 

11/01/2016

2016 HAYIRLARA VESİLE OLSUN

Hani derler ya; hacının işine, deveye binişine aklım ermedi diye. Benim hayatım, ömrüm, yaşamım otobüsün, otobüsçülüğün içinde geçti. Köyümüzle Edirne arasında çalışan 580-586 otobüslerimiz vardı. 1960’lı yıllarda 10-12 yaşlarındayken yazları muavinlik yaparak otobüsün kokusunu kokladım. Yaş geldi 66’ya yine otobüs yazıyorum, otobüs okuyorum. Dedem, babam, amcamlar 1946 yılında Norway marka traktörle başladıkları insan taşımacılığına 1946’da Komando Dodge, 1954’de Kew Dodge kamyonları ve ağaç kasa 580-586 Steyer BMC otobüslerle devam ettiler.

Hani derler ya tekerin dibine doğdu diye biz de Altunhan ailesinde de ben, kardeşlerim, amcaoğullarım, oğlum, yeğenlerim tabiri caizse hepimiz teker dibine doğduk. 714 Magirus, 352 Mercedes, 302 Mercedes, 303-304 Mercedes, Maraton, Prenses, Ikarus, tek katlı, çift katlı otobüsler, Breda Almanya ithali Mercedes, Türkiye’de üretilen, ithal edilen tüm markaları kullandık. Bu arada kamyonculuğu, TIR’cılığı da ihmal etmedik denedik ama rahmetli Âşık Veysel demiştir ya ‘benim sadık dostum kara topraktır’ diye. biz Altunhan ailesinin vazgeçilmezi, sadık dostu da otobüsçülük oldu. Dört nesildir insan taşıyoruz. İnsanları sevdiklerine kavuşturmak, ulaştırmak için uğraşıyoruz, çaba harcıyoruz, savaşıyoruz. İnşallah Allah’ın izni ve Allah’ın yardımıyla aile olarak insanları sevdiklerine ulaştırmaya da devam edeceğiz. Tabi bayrağı gençlere devrederek, emanet ederek.

Ama bu kadar otobüsçülüğün için de olmama, otobüs okumama, otobüs yazmama rağmen benim bile aklımın, havsalamın almadığı olaylar oluyor.

Otobüs sektöründe 2015 yılında 1300’e yakın veya 1300’den fazla yeni şehirler arası otobüs satmış üretici firmalar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dememek elde değil.  Otobüsçüler yandık, bittik, mahvolduk, asfaltlar baş kaldırmış diye otobüsleri sefere gönderiyoruz, zarar ediyoruz, eksi bakiye yazıyoruz diye şikayet ediyorlar, sızlanıyorlar ve bir yıl da araç parklarına 1300 yeni otobüsü katıyorlar. İnsan düşünmeden edemiyor, bu değirmenin suyu nerden geliyor, acaba otobüsçüler timsah gözyaşı mı döküyorlar diye.

Her neyse 2016 yılı tüm otobüsçülere, yolculara, şoförlere, muavinlere, hostlara, hosteslere bütün personele sıhhat, huzur, mutluluk getirsin, otobüsçüler çok para kazansın  ve 2016’da 2600 yeni otobüs alsın. Kazasız belasız hayırlı yolculuklar olsun.

 

04/01/2016

Firmaların görünen yüzü: kaptanlar

Başarının formülü bu kavramlarda gizli. Önce sorumluluk sahibi olacaksınız. Tabii, onun için karar vermek zorundasınız. Ne yapacaksınız? Hedefiniz nedir? Hangi aşamalardan geçeceksiniz? Soruların sonu yok… Verdiğiniz karar doğrultusunda sorumluluk almak zorundasınız. Türkiye’de en çok sorumluluk sahibi sektör hangisidir diye sorsalar, sanırım tek cevap verilebilir: Karayolu yolcu taşımacılığı sektörü.

Yaz kış demeden, yağmur çamur dinlemeden, kara fırtınaya boyun eğmeden, gece gündüz hizmet veren bir sektördür karayoluyla yolcu taşımacılığı sektörü. Öyle ki insanların en çok önem verdiği günlerde bile o sorumluluğu hissediyor ve hizmetini yerine getiriyor. Özel günlerde, bayramlarda herkes günün önem ve özelliği çerçevesinde hayatını yaşarken otobüsçüler yoğun çalışıyorlar. Hatta o derece ki araç yetişmediği için, sayıca az geldiğinden daha motoru soğumadan yeni bir sefere çıkıyor. Kaptan şoförler için bunu istemek zor, çünkü insan motor değil ki. Belli bir süre dinlenmesi gerekiyor. Aldığı sorumluluk sadece araçla sınırlı değil; can taşıyor. Telafisi mümkün olmayan can için gerçekten dikkatli, özenli ve tedbirli olmak bir zorunluluk.

İşte bu nedenle şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan otobüsleri kullanacak olan sürücülerde belli bir yaş (fevri davranmaması için), belli bir deneyim (olabilecek her durumda sükûnetini muhafaza edebilmesi için) aranıyor. Kanun ile belirlenmiş kurallara uymak gerekir. Devlet de firmalar da insanlar da biliyor gidenin yerine yenisinin konamayacağını. Kanun ve kurallara riayet etmek birinci temel mecburiyetimiz. Bu, otobüs sürücüsü için böyle de diğerleri için böyle değil mi? Aynı yolu paylaşan araçların hepsinin; ister binek otomobil olsun, ister kamyon, isterse traktör sürücülerinin dikkatli, titiz ve sorumlu olması gerekiyor.

Kara kışın bastırdığı şu günlerde tüm kaptanlarımıza kazasız belasız yolculuklar diliyor, hepinizin yeni yılını kutluyorum.

28/12/2015

UÇMAYAN KALMASIN

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım bir parola söyledi; “Uçmayan kalmasın” dedi bir söyledi, pir söyledi. Pir söyledi, gerçekten uçmayan kalmadı.

Uçmayan kalmasın, herkes uçsun ama özel uçak şirketleri ve THY etik değerlere, meslek adabına uysunlar. 39 TL’ye, 49 TL’ye, 59 TL’ye yolcu taşımakta neyin nesi, eşyanın tabiatına bile aykırı. Metro Turizm’in sezon sonu değerlendirme toplantısı için Antalya’ya THY ile 104 TL’ye gittik. Dönüşte 84 TL’ye özel hava yolu uçağı ile döndük. Atatürk Havalimanı’ndan Antalya’ya aynı gün gidip gelme THY 310 TL. Ama bazı arkadaşlar Sabiha Gökçen’den özel hava yolu uçağı ile aynı gün gidip gelmek ise 130-170 TL.

Hani nasıl derler bedavadan da ucuza. Peki nasıl oluyor da bu gülünç rakamlara uçak şirketleri yolcu taşıyor. Gayet basit, oyunu kuralına göre oynuyorlar. Etik değer, meslek adabı, centilmenlik kelimeleri lügatlarında yok. Aynı uçakta 39 TL’lik bilette var 59, 79, 109, 209 TL’lik bilet de var. Hele tatillerde, yaz günleri, bayram, seyran, yılbaşı vs yolcu sirkülasyonunun yoğun olduğu zamanlarda alıyorlar satırı ellerine istedikleri gibi kesip doğrayıp, parçalıyorlar. 300 liraya 500 liraya yolcu taşıyıp küplerini iyice, lebalep dolduruyorlar. Kış gelince de utanmadan sıkılmadan otobüsçülerin yolcularını üç otuz kuruşa bedavadan ucuza taşıyıp, otobüsçülerin enselerinde boza pişirip, ocaklarına incir ağacı dikiyorlar.

Bu arada otobüsçüler mi ne yapıyor ? 3-4 yıldan beri aynı fiyata yolcu taşıyorlar. 46 kişilik otobüsleri 2+1 yaparak 37-38 koltuğa düşürüyorlar. Koltuk arkası ekranlara 20 bin 30 bin Euro ödüyorlar. Sınırsız soğuk, sıcak bisküvili, pastalı ikramlar da cabası. Tabii yazları da dondurma, bu durumda sahi kışları niçin boza ikram edilmiyor. Sahlep muhakkak otobüslerde vardır, aman üzerine tarçın unutulmasın, bozanın üstüne de leblebi ve tarçın olmalı. 30-40 km hatta 50-60 km’ye evden eve servis, her köşe başında da terminal olmalı. Ne diyelim akılsız başın cezasını ayaklar çeker veya böyle başa böyle tarak, böyle şapkaya böyle kulak ve ve 2015’te bin 300 taneye yakın şehirlerarası otobüs satılmış. Bilin istedim.

14/12/2015         

SERHAT ŞEHRİ EDİRNE

Edirne için, Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası,  şehir değil tarih kitabı, şehirlerin sultanı, sultanların şehri, Floransa dan sonra en çok tarihi esere sahip açık hava müzesi, okullar şehri ve daha bir sürü methiyeler düzerler.

Örneğin iki ülkeye Yunanistan’a ve Bulgaristan’a sınırı, üç nehri, 4 gümrük kapısı var. Şehzade başı çıraklığım, Süleymaniye kalfalığım, Selimiye ustalığım diyen ulu mimar, Mimar Sinan’ın baş yapıt eseri ünlü Selimiye Camii’ni bağrında barındıran Edirne, Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu, büyüdüğü İstanbul’u fetih planlarını yaptığı şehirdir de aynı zamanda.

Ama nüfusu, askeri, öğrencisi, misafiri, turistiyle takriben 150 bin olan Edirne’de trafik ‘saldım çayıra mevlam  kayıra, ölen ölür kalan sağlar bizimdir’ felsefesiyle yönetildiği için içler acısıdır.

Ziya Paşa boşuna mı dedi ‘nus-h ile uslanmayanı etmeli tektir, tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir’  diye. Hani deveye sormuşlar ‘senin boynun niye eğri diye, deve de cevaplamış, benim nerem doğru’ diye. Edirne trafiğine bu benzetme cuk diye oturuyor. Edirne bir Avrupa şehri, Edirnelilerin yarısından çoğu Yunanistan’a, Bulgaristan’a gider gitmesine ama ne hikmetse Yunanistan’da, Bulgaristan’da uydukları trafik kurallarına Edirne’de uymazlar. Hız limiti tanımazlar, kırmızı ışıkta hasbelkader dururlar, yaya kaldırımlarında bekleyen hasta, hamile insanları hiç kaale almazlar, hatta yaya geçidinden geçmeğe uğraşan insanların üzerine kırmızıyı görmüş boğa gibi araçlarını sürerler.

Haliyle taşlar bağlanıp, köpekler ulu orta salınırsa olacağı da budur. Edirne’nin caddelerine radar monte edilmeğe başlanınca Edirneli küstah ve gam almaz sürücüler başarılı, çalışkan belediye başkanına sitem etmeye başladılar. Adama sormazlar mı ne hakla otuz beşe bakla diye. Kanun koyucu hangi kanunu, hangi yasayı koymuşsa herkes uymalı, uymayanlar da hak ettikleri cezayı görmeli. Vesselam.

 

07/12/2015

Yurtta barış, dünyada barış

Daha ilkokul birinci sınıftayken ulu önder Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” sözünü öğrenmiş ve çok beğenmiştim. Zaman içerisinde “sulh” kelimesi yerini “barış”a, “cihan” da “dünya”ya bıraktı. Kelimeler değişse de anlamını hiç kaybetmedi, bir milim bile sapmadı.

Şimdi bu özlü ve önemli sözü bütün dünya kullanıyor, çünkü savaşların ne kadar büyük yıkımlara neden olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Peki, bu kadar kötü olduğunun farkında olmakla birlikte ülkeler savaşlardan vazgeçiyor mu? Hayır! Birbiriyle savaşmasalar da kendi içinde savaşlar çıkarıp yine kendi kendilerini tatmin ediyorlar. Bakın, uzun yıllar devam eden İran-Irak savaşı nasıl kapanmaz yaralar bıraktı geride. Aynı şekilde İsrail-Mısır savaşı da öyle. Suriye’nin iç savaşı olarak başlayan bu son savaş, giderek hem Irak’ı hem de Türkiye’yi etkiledi. Bu yetmezmiş gibi de her taraf savaştan kaçanlar ile doldu. Avrupa’ya göçmen olmak isteyenlerin yüzlercesi Ege denizinde dalgalarla boğuşurken hayatını kaybediyor.

Biz, kimsenin bir karış toprağını istemiyoruz, kimse de bizim bir karış toprağımıza göz koymasın. Bin yıldır bu topraklarda hâkimiyet süren bir ulus olarak hassas olduğumuz konular var ve bunu her fırsatta dile getiriyoruz, haykırıyoruz. Suriye savaşında taraf olan bir Rus uçağı bizim hava sahamızı ihlal edip de uyarılara yanıt vermeyince hava kuvvetlerimiz tarafından vurularak düşürüldü. Uluslararası hukuk ve angajman kuralları gereği haklı olsak da Rusya diklenmeye kalkışıyor. Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkelerin başında gelen Rusya, tarım ürünleri almaktan vazgeçip orada çalışan firmaların anlaşmalarını iptal ediyor. Öte yandan doğalgaz alımlarımızı kesmek ve Karadeniz’in altından geçen enerji boru hatlarını kapatmak istiyor. Biliyorsunuz, Rusya “ayı” olarak tasvir edilir bütün dünyada, onun için “ayı” diye seslenmemde hiçbir sakınca yoktur. Be hey Rus ayısı, sen bizi ne belledin? Vallahi, “bu devlet öyle bir devlettir ki, dilerse donanmasının demirlerini gümüşten, halatlarını ipekten, yelkenlerini atlastan yapmakta zorluk çekmez.” Kuru gürültüye pabuç mu bırakırız? İşte, hemen sonuç vermeye başladı bile… Katar’dan doğalgaz alacağız. Putin de kendi derdine yansın. Biz, komşularımızla iyi geçinmeyi görev sayarız, hep makul davranırız… Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi “sesimiz çıkmıyorsa uysal koyun da değiliz”.

Sektörümüzün duayenlerinden Has Turizm kurucusu Sayın Mehmet Selim Kara hakkın rahmetine kavuştu. Ondan çok şey öğrendik, bu sektör çok şey borçlu ona. Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve karayolu yolcu taşımacılığı sektörüne de başsağlığı diliyorum.

30/11/2015    

   METRO TURİZM –ANTALYA—2015

23 Kasım Pazartesi gününden 26 Kasım Perşembe gününe kadar Antalya  Golden  Cost  otelde Metro Turizm’in sezon sonu değerlendirme toplantısındaydık. Türkiye’nin 78 ilindeki tüm Metro ailesi Antalya’da dört gün boyunca toplantılara katıldı, hasret giderdi, yarenlik, sohbet, muhabbet etti.

Malum 2015 sezonu otobüsçüler için pek iyi geçmedi. Ramazan ayının sezona denk gelmesi, 7 Haziran’dan, 1 Kasım’a kadar seçimler sebebiyle doğan kaos Türkiye’yi bir belirsizlik içine itti. Haliyle böyle bir ortam insanlarda tedirginlik yarattı. Seyahat etmeyi, tatile gitmeyi de rölantiye aldılar. Faturası da hacı bekler gibi dört gözle sezonu bekleyen, aradığını, beklediğini, umduğunu bulamayan biz otobüsçülere kesildi.

Hani şair demiş ya “Gönül ne kahve ister, ne kahvehane, gönül sohbet ister, muhabbet ister kahve de, çay da bahane” diye. Metro Turizm’in geleneksel sezon başı ve sezon sonu değerlendirme toplantılarının da çok yönlü faydaları var. Dertler, noksanlıklar masaya yatırılıyor, tartışılıyor, çözüm, çare üretiliyor. Edirnelisi, Vanlısı, Şanlıurfalısı, Rizelisi, Trabzonlusu, Hopalısı, İzmirlisi, Denizlilisi velhasıl kelam Türkiye’nin 78 ilinin, binlerce ilçesinin Metro ailesi mensupları bir araya geliyorlar, kahvaltıda, yemekte, deniz kenarında, hamamda, saunada, çay kahve içerken hep beraberler. Tanışmayanlar tanışıyor sohbet, muhabbet ederek hasret gideriyorlar. Deşarj oluyorlar, stres atıyorlar, yeni sezona arzuyla, istekle, ümitle giriyorlar. Sezon bitimi toplantısında da yeni sezonda yapılacakların, projelerin, yatırımların analizini yapıp, tedbirlerini alıyorlar.

Malum Metro Holding’in sahibi Galip Öztürk Ağa hayli bir zamandan beri işinin başında değil. Hani Beşiktaş başkanı Fikret Orman bu yıl Feda yılımız olacak Beşiktaş için herkes fedada bulunacak demişti ya, tüm Metro ailesinin de Galip Ağa işinin başına dönene kadar hem fedakar, hem de vefakar bir durum sergilemeleri, ahde vefalı davranmaları sabırlı, metanetli olmaları gerekir, iyi gün dostu herkes olur, önemli olan kötü gün dostu olmaktır.

Şenol Başkan, Mustafa Sarı Başkan, yönetim kurulu üyeleri ve Metro’nun personeli ı tüm Türkiye’nin dört bir yanından gelen Metro ailesinin fertlerini mükemmel, fevkaladenin fevkinde ağırladılar, memnun ettiler, hepsini tebrik ediyorum, kutluyorum.

2016 sezonunun hayırlara vesile olmasını, kazasız belasız, çok yolcu taşıyarak, çok para kazanılmasını temenni ediyorum. Sezon başı toplantısın da Abant’ta buluşmak ümidiyle diyorum,  malum Abant toplantısının yapıldığı yıl Şenol Başkan’ın ifadesiyle o sezon mükemmel geçmişti.

23/11/2015 

           KAÇAN BALIK BÜYÜK OLUR

Karıncayla cırcır böceğinin hikayesini muhakkak ki herkes bilir.

Cırcır böceği yaz boyu cır cır ötmüş, şarkı söylemiş.  Karınca da yaz boyu dur-durak bilmeden, gece gündüz çalışmış, yiyecekleri taşımış istif etmiş. Kış gelince cırcır böceğini almış bir telaş, yiyecek yok, içecek yok. Dayanmış komşusu karıncanın kapısına seslenmiş karıncaya, karınca yuvasından kafasını çıkarmış ve cırcır böceğiyle burun buruna gelmiş. Karınca hayrola böcek kardeş demiş cırcır böceği karıncaya; rica etsem bana biraz yiyecek verir misin? Karınca çok güzel böcek kardeş de sen yazın niçin erzakını toplayıp depo etmedin deyince cırcır böceği karınca kardeş ben yaz boyu cır cır öttüm şarkılar, türküler söyleyip keyif çattım deyince karıncanın anlamlı, manalı cevabı hepimizce malum. Böcek kardeş yaz boyunca madem ki türkü şarkı söyledin şimdi de şıkır şıkır oyna dans et, raks et. Kıssadan hissenin bundan daha iyisi olmaz herhalde.

Malum otobüs sektörünün dört gözle hacı bekler gibi beklediği sezon da 120 gündür veya 120 günü biraz geçer.

Karınca gibi sezonda yeni ve bakımlı otobüslerle, eğitimli personelle vazifenin namus, yapmayanın namussuz olduğu ilkesini idrak eden, bu ilkeyi kendine şiar edinen elemanlarla yolcuya hizmet hakka hizmettir, müşteri veli nimettir. Kaybedilen, küstürülen her yolcu servettir. Önce insan, önce yolcu felsefesiyle yolcularına en iyi hizmeti, en kaliteli ikramı, servis hizmetini samimiyetle, iyi niyetle cansiperane sunan ve ve ve rekabet denen anlamsız, aptalca, enayice eyleme tevessül ve tenezzül etmeden işini en güzel şekilde yapıp yolcusunu memnun ve mutlu edip para kazanıp, kazandığı parayı zor günler için güven altına alan firmalar karınca gibi ölü sezonu üzülmeden sıkıntı duymadan mutlu, keyifli bir ortamda geçirecekler. Biriktirdikleri paralarla yeni sezonda araç parkını genelleştirerek, yenileyerek yeni atılımlarla, yeni projelerle girecekler. Muhakkak yeni sezonda da başarılı olacaklar, para kazanacaklar.

Ya cırcır böceği gibi sadece rekabet ipine sarılıp anlamsız rekabetten medet umanların, yağmur yağarken küpünü doldurmayanların, kaçan balığın büyük, yakalanan balığın ya ızgara ya tava olacağını idrak etmeyip yıkıcı rekabet yapanların halleri şu an nicedir acaba?

Muhakkak cırcır böceğiyle aynıdır. Bu güne kadar yüzlerce otobüs firması mesleği bıraktı, sebebi ne peki! Kurumsallaşmayıp rekabetten başka bir halt bilmemeleri.

Vesselam.

         

       KÜRT İLE TÜRK’Ü AYIRIRSANIZ, NE KÜRT KALIR NE TÜRK

  1. ERBAKAN.

Türkiye’ni bir âlem Türk insanımı bir âlem anla anlayabilirsen ama âlemlerin âlemi Türkiye’de ki siyasettir.

Haziran ayında bütün muhalefet partilerine iktidar olma şansı altın tepside halkın oylarıyla sunuldu ama tüm muhalefet tarafından ellerinin tersi ile geri itildi.

Hele gene Bahçeli’ye insan söyleyecek kelime bulmakta zorlanıyor. Teröre, teröriste PKK’ya karşıyım diyor, amma velakin 80 milletvekili olmasına rağmen koalisyon yapmakta imtina etti. Daha 7 Haziran gecesi erken seçim telaffuz etmeye başladı. Birçok eyleminde, söylemin de HADEP ile aynı paralelde hareket etti örneğin Türkiye Cumhuriyeti halkının % 52 sinin oylarıyla seçilmiş olan Cumhurbaşkanına ağır hakaretlerde bulunduğu sözleri hiçbir beis duymadan temcit pilavı gibi bozuk plak gibi gündemden hiç düşürmedi.

Bir Alman sosyal demokratı şöyle demiş; Bir ülkede iktidarın çalışkan, başarılı, iş bitirici olmaması muhakkak ki kötüdür ama felaket değildir. Gerçek felaket, muhalefetin pasif, vurdumduymaz, kör ayvaz bir elinde cımbız bir elinde ayna hiçte umurunda değil dünya hallerinde olması uykusundan uyanmamasıdır. Diye çok anlamlı, çok manalı bir tespitini yazıya çok güzel dökmüştür.

En tuhafı, en komik ve matrağı da anlı şanlı yandan çarklı Demirtaş efendinin söylediği, dam üstünde saksağan vur beline kazmayı mealinde ki anlamsız, manasız, ipe sapa gelmez söz.

Neymiş efendim, küçük beyimiz miting yapamamış, nasıl yapacaksın efendi, sen Kürt halkına işkence etmek, Kürtlerin malını mülkünü yakmak, yıkmak, dökmek için hendek kazdırıp dinamitler döşetiyordun, felaket tellallığı yapıp Kürt halkını sokağa döküp kardeşi kardeşe kırdırtıyordun.

Ey aklı evvel Demirtaş Suriye’ye bak, Irak’a bak, Libya’ya, Afganistan’a bak ta kafana kafa koy, ibret al şu an Ortadoğu da yanan ateşte en çok mağdur olanlar, gadre uğrayanlar acı ve çile çekenler Kürt kardeşlerimiz değil mi. Bin yıldan beri kardeş kardeş geçinen, kız alan, kız veren Kürt’ler le Türk’lerin arasına nifak sokmayı bırakın, aklı selim Kürt’ler Türk’leri seviyor, Türk’ler de aklı selim Kürt’leri seviyor. Yetti gari bırakın Türk ve Kürt kardeşleri bizlere gölge etmeyin, biz başka ihsan istemeyiz. Vesselam…

09/11/2015

Bir bütün oluyoruz, sen ile ben

 

Ülkemiz, hatta komşu ülkeler ve Avrupa için çok önemli bir süreç yaşadık. Her ne kadar beş ayda iki kez seçim ülkemiz ekonomisi için ağır gelecek diye düşündüysek de halk istikrarı seçti. 13 yıldır tek başına iktidarda olan AK Parti, bu kez hiç kimsenin beklemediği ezici bir çoğunlukla, büyük bir farkla yeniden iktidar oldu.

Bunca sene iktidarda kalan için belli bir yorgunluk söz konusudur tabii. Zaten 7 Haziran seçimi de bu yorgunluğun sonucuydu. Ancak beş ay gibi kısa bir sürede katledilen asker, polis ve Ankara’da bombayla öldürülen 102 kişi akılları başa getirmeye yetti. Sanat her zaman için iyiyi, doğruyu, güzeli işaret eder. Her zaman için hayat kurtarır. Çünkü imbikten süzülerek yazılan her şey hepimizin beklentisidir bir bakıma. İşte Özdemir Asaf’ın kısacık dizeleri de yaşadığımız bu unutulması mümkün olmayan süreci, sonucuyla birlikte özetliyor: “Dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor. Yarısı sen oluyorsun, yarısı ben. Sonra ikimiz bir bütün oluyoruz, Kimseye sezdirmeden…” Güçlü bir desteği arkasında bulan siyasi iktidar, muhakkak ki birçok sorunun çözümü için kolları sıvayacaktır. Başta Suriye’den gelen mülteciler; kış geldi, barınma sorunları var, beslenme sorunları var, çocuklar için okul, eğitim sorunları var… Tabii, bizim köylümüz, işçimiz, çalışanımızın da sorunları var. Yolcu taşımacılığı sektörünün de çözüm bekleyen sorunları var.

İstanbul gibi metropol bir şehrin ulaşım ağının geliştirilmesi gerekir, bunun için otoyollarla birlikte yapılmakta olan bütün projelerin bir an önce hayata geçmesini bekliyoruz. Tabii, bunların hepsinin üstünde ekonomi var. Paranız yoksa hiçbir şey yapamıyorsunuz. Uzun yıllar boyunca koalisyon yaşayan ve sonuçlarını unutması mümkün olmayan ülkemiz, artık istikrarı seçtiği için, bakın seçimin ertesinde Dolar’ın ateşi düştü. Demek ki bir manipülasyon yapılıyormuş. Özdemir Asaf’ın dediği gibi o partici, bu görüşçü, şu önerici olmayı bırakıp bir bütün olmalıyız. Şairin aşk için yazdığı bu mısraları vatandaşa, ekonomiye, hayata uygularsak, “kimseye sezdirmeden” değil, haykırarak sahip çıkmalıyız. Önümüzde güzel günler var. Bir bütün olarak, el ele vererek, kaliteli bir hayatı yaşamalı, yaşatmalıyız.

01/11/2015

                               ÖLEN ÖLÜR KALAN SAĞLAR BİZİMDİR

İzmirli elektrikçi Ali Hancı usta bana yazmış; ‘Abi bu otobüsçülüğün sonu ne olacak’ diye

Otobüsçülüğün yaşı Cumhuriyet’ten eskidir. Yüz yılı geçmiştir, belki de yüz yıldan beri idame eden otobüsçülük mesleği muhakkak yine devam edecektir. Atalarımız demiş ya “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” diye.

Kurumsallaşmayan, hesabını, kitabını bilmeyen, karını, zararını hesap edemeyen, israfın haram olduğunu idrak edemeyen, har vurup harman savuran meslektaşlarımız maalesef mehter marşıyla geldikleri otobüsçülük mesleğinden İzmir marşıyla gidiyorlar. Otobüsçülük tarihine bir bakarsak ne anlı şanlı, yandan çarklı firmalar kepenk indirme mecburiyetinde kalmışlardır.

Peki bu firmalar niçin mesleklerini idame ettiremediler. Yukarıda yazdığım gibi kurumsallaşamadılar. Her fırsatta rekabetin ipine sarıldılar. Hani ayı kırk tane masal bilirmiş, kırkıda armutla ilgili. Biz otobüsçülerin bildiği de rekabet, rekabet, rekabet.

Şu an bile Türkiye’nin muhtelif yerlerinde amansız, yıkıcı rekabetler devam ediyor. Defalarca yazdım özel uçakların faaliyete başlamaları kaç yıl oldu. On beş yıl bile olmadı ama özel uçak şirket sahipleri oyunu kuralına göre oynamayı, yağmur yağarken testilerini, küplerini doldurmayı çok güzel öğrendiler.

Sezonda 300-400 TL’ye taşıdıkları yolcuları sezon bitince otobüs fiyatından çok daha ucuza taşıyorlar. Daha ilginci aynı uçağın içinde 50 TL’ye yolculuk edenler de var, 150-200 TL’ye yolculuk edenler de. Özel uçaklarda küçük su 3-4 TL sandviç 15-20 TL’den satılıyor.

Bildiğim kadarıyla Pegasus Havayolları Sabancı ailesinden, Ali Koç’un uçak şirketi. Sabancı ailesinin bir sürü hayır kurumları, vakıfları var ama uçaklarında 20 kuruşluk suyu bile ikram edemeyecek kadar cimri davranıyorlar.   Ayrıca da bir küçük suyu 15-20 kat fahiş fiyatla yolcularına dayatıp mecbur ediyorlar. Ya biz ne yapıyoruz? Otobüslerimizde Beş altı çeşit kek, bisküvi, kola, gazoz, soda, çay, üçü bir arada, ikisi bir arada kahve, Türk kahvesi, her köşe başında yazıhane 20-30 km’ye evden eve servis, yaz günleri dondurma ikramı yapılıyor. Hele gene dondurma, ikramda gelinen aşamanın son noktası. Meslek adabına hiç uymuyor. Ama otobüsçü bu, ne zaman, nerde, nasıl bir hareket yapacağı, hangi icatları hayata geçireceği, hangi haltları yiyeceğini kimse kestiremez. Türk otobüsçüsünün işine şeytanın bile aklı ermez.

“ Hayat bir gemi, yoktur yelkeni. Kullan beynini göreyim seni”

Sonuç olarak bu sektörde aklını kullananlar, hesabını, kitabını iyi yapanlar, kurumsallaşanlar otobüsçülüğe devam edecekler; diğerleri de kendim ettim kendim buldum, gül gibi sarardım soldum, otobüsçülüğü bıraktım şarkısını söyleyecekler. Vesselam.

 

26/10/2015

Yıllar mı zor, yollar mı?

Kasap et derdinde, koyun can derdinde… Herkes kendi paçasını kurtarma telaşında. Kimi haklı, kimi haksız, ama tek şey düşünüyorlar; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” Altı ay içinde ikinci bir seçimi kaldıracak ne ekonomik ne de ruhsal durumumuz vardı, ama sadece siyaset liderlerinin “sen-ben” kavgası yüzünden bu yükün altına girdik. Bir haftadan az bir zaman kaldı, yine oy vereceğiz. Ama artık koy vermeyeceğimizi herkes biliyor. Ucu bize dokunuyor çünkü.

7 Haziran’dan bu yana giderek dozunu artıran teröre; asker, polis, sivil bini aşkın kurban vermişiz. Sizin de aklınızı kurcalamıyor mu, ne oldu da birden yeniden hortladı bu terör belası, hem de eskisinden daha azılı. Bizim yörenin bir sözü vardır, herkes bilir ve söyler: ‘İtiraz etmekle çözüm bulunmaz. Ucundan tutmak gerekir.’ Birbiriyle inatlaşmasalar şimdi hem onlarca insanımız ölmezdi hem de korkmazdık. Şimdi, herkes tedirgin bir miktar “ya canlı bomba ise…” Kimin hakkı var, insanları bu kadar tedirgin ve huzursuz bırakmaya? Ankara’da sadece Gar Meydanında (şimdi artık Özgürlük Meydanı) patlamadı o bomba. Hepimizi vurdu, hepimizi yaraladı; büyük küçük, yaşlı genç, kadın erkek, öğrenci çalışan, emekli köylü hepimizi öldürdü. Reva mıydı? Nasıl bir caniliktir ki bu tanımadığı insanlara da yöneliyor.

Biz otobüsçüler yolcularımız arasında ayrım yapmayız. Bütün yolcularımız bizim için velinimettir, işte o nedenle de anlamıyorum ya bu olanları! Çok yıllar önce bir firma, seçici davranıp yolcusuna ayrımcılık uyguluyordu. Birilerinin çok hoşuna gitse de, tarihin tozlu sayfalarında o firma. Esamisi bile okunmuyor, kimse bilmiyor bile. Oysa büyük sansasyondu o zaman, onlar için o ayrımcı karar. Bin yıldır bu topraklarda bir arada yaşayanlar olarak, bilgi birikimi ve tecrübelerimizle sabittir ki ayrımcılık yapan er ya da geç silinir gider. Sahi, yüzlerce parti geldi geçti demokrasi tarihimizden… Ne oldu onlara? Adlarını bile hatırlamıyoruz. Şimdi de 50-60 belki 70 parti var, birçoğu seçime girmeye hak kazanamamış, adlarını, liderlerini biliyor musunuz? Ne yapacaklar, ne yapmayı vaat ediyorlar, haberiniz var mı? Biz nasıl ki otobüsümüze gelen yolcularımızı güven ve huzur içinde seyahat ettiriyorsak, güler yüzlü hizmetle… Seçime girip kazanan ya da koalisyon imkânı kazanan partiler ve liderleri de aynı duygu ve hizmet anlayışı içerisinde olmalılar. Oy verme kulübesinde kendi vicdanımızla baş başa kalacağız, ben en doğru kararın çıkacağından eminim. Ama bir noktayı belirtmeliyim ki, sandığa gidip oyumuzu kullanmalıyız muhakkak.

 

19/10/2015      

          YURTTA SULH, CİHANDA SULH (M .K . ATATÜRK)

Atalarımızın söylediği özlü sözler asırlardan beri, daha sanki dün söylenmiş gibi tazeliğini koruyor, insanlara ders vermeye, yol göstermeye devam ediyor.

Hele savaş dâhisi, savaş kartalı Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öyle anlamlı öyle manalı sözleri var ki, asırlar değil, çağlar geçse de hep anılacak, hatırlanacak, ders olacak derya deniz sözler.

Örneğin, ‘hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır.’

‘Yurtta sulh cihanda sulh’ ve Ulu Önder Atatürk’ün Amerikalı gazeteci Marcoson’a söylediği sözler doksan küsur sene geçmesine rağmen bu günkü Ortadoğu’yu ayan beyan anlatıyor.

“Bir gün Cihan harbinden sonra Ortadoğu’da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır, o gün geldiğinde yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacaktır ve kurtuluş savaşında yedi düvele haddini bildiren Türk halkı onların da hakkından gelecektir.”

On küsur yıldan beri Irak’ın, altı yıla yaklaşan ve sınırı en uzun komşumuz Suriye’nin düştüğü durum, iç savaş, kardeş kavgası bitmek tükenmek bilmeyen kaos ve kargaşa ortamı. Bulgarlar şu sözü çok kullanırlar “İstanbul nere yanbol nere.”  Yanbol’un İstanbul’a çok uzak olduğunu anlatmak için.

Amerika nere Irak ve Suriye nere Rusya, Fransa, İtalya, Almanya nere? Suriye, Irak, Libya, Afganistan vs. vs. devletler nere. Ama demek ki emperyalist güçlerin elleri her zaman hep Ortadoğulu, Asyalı, Afrikalı müslüman devletlerin ceplerinde.

Derler ya yaptığın iş, ürküttüğün kurbağaya değmeli diye. En yakın iki komşumuz Irak ve Suriye’de on binlerce insan nahak yere öldü. Belki yüz binlerce insan sakat kaldı. Üç, beş milyon insan yurdunu, yuvasını terk etti, mülteci oldu. Binlerce mülteci Avrupa’ya giderken boğuldu. Yaya-yapıldak, genç-ihtiyar, kadın-çocuk Edirne’ye kadar yürüdü. Aç susuz yollarda çile çekti. Ya Irak’ta Suriye’de yıkılan evler, iş yerleri, fabrikalar, tahrip edilen yollar, köprüler… Bütün bu vahşetin, yıkımın sebebi ne, niçin, niye, neden. Bunlar hangi gayeyle yapılıyor. Bu akıl almaz, anlamsız, manasız kardeş savaşları, anla anlayabilirsen.

Er ya da geç bütün savaşlar masa başında biter, akıllı insan dünyaya uyar, akılsız insan dünyayı kendine uydurmaya çalışır.

İnşallah en kısa zamanda akil insanlar devreye girer de iki komşumuzdaki kardeş kavgası sona erer. Mülteci durumundaki mağdur insanlar yurtlarına, yuvalarına döner. Amin…

 

12/10/2015

                GECELER GEBEDİR, NE DOĞURACAGI BİLİNMEZ

7 Haziran seçimlerinde milletvekili olan 53 AK partili 3 HDP li milletvekili yeniden aday gösterilmedi. Atalarımız boşuna dememiş secimle gelen seçimle, tayinle gelen tayinle gider, emanet ata binen bir gün iner, mahkeme kadıya mülk olmaz diye.

İki ay gibi çok kısa bir zaman diliminde köprülerin altından hangi sular geçti de 67 milletvekili aday gösterilmeyip, eşekten düşmüş karpuza döndürüldü. Şu bir gerçek ki, hem de gerçeğin ta kendisi ki kimse kimseye kötülük yapamaz, insanoğlu iradesine sahip olamayarak, perşembenin ne getireceğini çarşambadan idrak edemeyerek, ufak hesaplar yaparak empati yapamadığı, kendine yapılmasını istemediğini karşısındakine yapamayacak kadar erdemli olmadığı için en büyük kötülüğü, kötülüklerin daniskasını maalesef kendine yapıyor.

Öyle insanlar var ki kendini dev aynasında görür afrasından tafrasından yanına yaklaşılmaz. İstişarenin sünnet olduğunu idrak etmekten acizdir, kendi pek bir şey bilmemesi önemli değil, bir şey bilmediğini kendi de bilmez.

Yaşlı bir kurt genç bir kurtla beraber avlanmaya çıkmış. Bakmışlar ki karşıda bir sürü besili hayvan otluyor. Genç kurt yaşlı kurda, usta görüyor musun karşıda bir sürü besili koyun var, bir koşu en gencinden en besilisinden bir koyunu kapıp geleyim, afiyetle yiyelim demiş. Yaşlı kurt gülmüş, genç kurda dönüp nah alırsın! koyunu demiş. Genç kurt niye ki şimdi fırlayacağım koyunu alıp geleceğim deyince yaşlı kurt, sürünün çoban köpeklerini görüyor musun,  aha işte o çoban köpekleri ne koyunları yerler ne de kurda yedirirler  demiş. Kıssadan hisse bu olsa gerek.

Bazen ne çabuk verdin, ne çabuk aldın der insanoğlu. Haziran ayında mehter marşıyla, türlü meşakkatle, hatırı sayılır paralar harcayarak milletvekili seçilenler de neye uğradıklarını anlamadan, cin çarpmışa dönerek, İzmir marşıyla memleketlerine döndüler. Atalarımız boşuna ne oldum deme, ne olacağım de, gelin ata binmiş ya kısmet demiş, geceler gebedir ne doğuracağı belli olmaz gibi özlü sözler söylemişler.

Gerçi insanoğlu mezarına bile alışıyor. Milletvekilizedeler ya da seçimzedeler de düştükleri duruma çok yakında alışırlar, malum ölenle ölünmüyor, hayat devam ediyor. Vesselam.

 

05/10/2015

   KIYAMET KOPSA BİLE FİDAN DİK

Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için bir sadakadır. Hz. Muhammet (SAV)

Kıyamet koparken bile elinizdeki fidanı dikin. Hz. Muhammet (SAV)

Ormanlarımdan bir dal koparanın kafasını koparırım. Fatih Sultan Mehmet Han

Hani düşünürün biri demiş ya insan düşünen hayvandır diye.

Bende 240 km’lik Edirne – İstanbul yolunda seyahat ederken seyrederim, düşünürüm. Arabamın sağında ağaçlar var olmasına var ama, laf olsun torba dolsun, dostlar alışverişte görsün kabilinden. Derme çatma, plansız programsız ekilmiş, meyve vermeyen, kerestesi bile olmayan hiçbir işe yaramayan bodur ağaçlar, ağaç da denilmez ya…

Hal bu ki otuz küsur yıl önce Edirne – İstanbul otobanı yapılırken, ceviz ağacı dikilseydi 15 -20 yıl sonra dikilen cevizler büyüyecekler, devasa birer ceviz ağacı olacaklardı. Tabiri caizse topla topla bitmez bir hale geleceklerdi. Tonlarca ceviz meyvesi vereceklerdi.

Gidin görün komşumuz Bulgaristan’ın otobanlarının değil (otoban daha yeni yeni yapılmaya başlandı) normal yollarının bile kenarlarına ceviz ağaçları ekilmiş.  Yıllardan beri cevizlerin hem meyvelerinden, hem de kerestesinden faydalanıyorlar. Böylece ülke ekonomisine ciddi anlamda katkı sağlıyorlar.

Çiftliğimiz Edirne otoban gişelerinin hemen yanında otuz dönüme yakın. Üzüm, kiraz, elma, vişne, kayısı, şeftali, üvez, karayemiş, fındık, Trabzon hurması vs vs yetişiyor. Edirne coğrafyasında Edirne ikliminde hangi meyve fidanı ekilirse ekilsin bazı sene oluyor, bazı sene olmuyor. Olsa da toplamıyoruz, yerlere dökülüyor, kurtlara, kuşlara yem oluyorlar. Geçen yıl otobanın kenarına parasıyla satın alıp, işçi tutarak ceviz fidanı ektirdim. Havsa’da ki karayolları şefi ektiğim cevizleri görmüş, adam gönderip, cevizleri sökmemi söyletti. Arabama atlayıp Havsa’ya gittim şefi ikna edemedim. Nuh diyor peygamber demiyor. Sonra Edirne’nin çalışkan, başarılı valisi sayın Dursun Ali Şahin Bey’ e gittim. Cevizleri valimizin direktifiyle sökülmekten kurtardık. Peygamberimizin ve Fatih Sultan Mehmet’ in öğütleri bir yanda ve bugünkü idarecilerin ağaç düşmanlığı bir yanda. Çıkabilirsen çık işin içinden.

28/09/2015

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR

Bugün günlerden Cuma. Kurban Bayramı’nın ikinci günü. Sabah haberlerini izledim ve an itibariyle Türkiye karayollarında meydana gelen kazalarda 90 kişi yaşamını yitirmiş. Bir de bunun dönüş yolculuğu var… Acaba dönüş yolunda kaç kişi kaza yapacak? Kaç kişi “ne şehittir ne gazi, veresiye gitti Niyazi” misali hakkın rahmetine kavuşacak? Kaç kişi sakat kalacak? Kaç milyon TL milli servet heba olacak?

Eskiden kamyon kasası lebalep dolu insanların fotoğrafları ve altında “Düğüne mi? Ölüme mi?” yazısı yer alırdı. Sahi biz Türkler bayrama, bayramlaşmaya mı? Kurban kesmeye mi? Yoksa kurban olmaya mı yollara düşüp, yolları kan gölüne çeviriyoruz?

Atalarımız “Kör bile aynı çukura iki kere düşmez” demişler demesine ama yurdum insanı çukura değil, kuyuya yıllardan beri sayısızca düşmesine rağmen, dediğim dedik, çaldığım düdük inadıyla hiç aldırmıyor. Geçmiş yıllarda olan kazalarda rahmetli olan, sakat kalanlardan hiç ders alınmıyor. Kırmızı ışık, hız sınırı, sollanmaz işareti vs. demeden basıyor gaza. Yollar nasıl olsa kural tanımaz magandaların babalarının malı ya!

Zamanımızda Türkiye yolları otoban ve bölünmüş yol olarak mükemmel. Araçların tümü yeni teknoloji, sadece konuşamıyorlar. Ön ve arka sensörler sayesinde alarm veriyor. Rot çıkması, fren patlaması desen tarihe karıştı. Peki, böyle feci ölümlü, ağır yaralanmalı, bol hasarlı kazalar neden oluyor? Şahsi fikrim sürücüler eğitilmiyor, insanlarda birbirine saygı duymuyor. Saygı, sevgi ve hoşgörü maalesef ki hiç ama hiç kalmamış. Bazı sürücüler deyim yerindeyse sadist olmuş. Kontrol, denetim desen yok denecek kadar az. Yetkililerin bakış açısı hep bananecilik. Benden sonrası tufan misali olduğu için Türkiye’de trafik saldım çayıra Mevla’m kayıra. Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir mantığı ile idare edilmeye çalışıldığı için, durmak yok! Yola ve ölmeye devam… nasıl olsa ateş düştüğü yeri yakıyor. Vesselam

 

21/09/2015                           

    TÜRKİYE MUZ CUMHURİYETİ DEĞİLDİR.

 

Bir atasözü ‘tarih tekerrürden ibarettir’ der demesine amma ulu şair M. Akif Ersoy da eğer ‘tarih tekerrürden ibaret olsaydı, insanlar yaptığı hatalardan ders alırlar ve tarih tekerrür etmezdi’ der.

Ortadoğu’da hemen yanımızda, yani başımızda 15 yıla yakındır yanan bir ateş var. Her gün Irak’ta, Suriye’de yüzlerce çocuk,  kadınlar, insanlar ölüyor, yaralı kalıyor, evleri barkları yanıyor, yıkılıyor. Peki niçin, niye, neden, sebep ne?  Kör bile aynı çukura iki kere düşmezken Ortadoğu’daki Müslümanlar niçin birbirini katlediyor, kardeş kanı neden durmak bilmiyor, yıllardır oluk oluk kan akıyor? Neden 10 binlerce çocuk babasız, yetim, öksüz, 10 binlerce kadın kocasız dul kalıyor.

Hani müminlerin, Müslümanların hepsi kardeşti, İslamiyet’te komşuluk hukuku çok önemliydi. Ama zamanımızda komşu komşuyu, arkadaş arkadaşı, kardeş kardeşi tavuk boğazlar gibi zevkle, keyifle boğazlıyor.

Şu an Ortadoğu’da istikrarlı tek ülke Türkiye ve o Türkiye,  Türki Cumhuriyetlerin, Balkanların, Ortadoğu’nun hamisi, sigortası, koruyanı, kollayanıdır. Şimdi dış mihraklar, dış şer odaklarının hedefinde Türkiye bulunmaktadır. Türkiye karıştırılırsa, Türk insanı birbirine düşürülüp, kardeş kavgası çıkarılırsa, Türkiye’de kardeş kardeşi boğazlamaya başlarsa, Balkanlar, Türki Cumhuriyetler, Ortadoğu hamisiz, sigortasız kalacak, Yahudilerin büyük Ortadoğu hayalleri büyük ihtimalle gerçekleşecek.

Biz Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Arnavut’u, Boşnak’ı, Roman’ı,Türkmen’i, Yörük’ü, Arap’ı  bin yıldan beri kardeş kardeş geçinip gidiyoruz, halimize şükrediyoruz. Birbirimizden kız almışız, kız vermişiz hepimiz birbirimizle akraba olmuşuz, kopmaz bağlarla birbirimize bağlanmışız. Hal böyle iken 7 Haziran’dan sonra ne oldu da suçsuz, günahsız, masum polisler, askerler kalleşçe, kahpece, nahak  yere katlediliyor. Allah dul kalan kadınların, öksüz kalan çocukların, ciğerlerine ateş düşen anaların, babaların beddualarına sebep olan, kandan siyasi çıkar bekleyen, kan içici güruhların belalarını bin kere verecektir. Dökülmesine sebep oldukları kanın içinde boğulacaklardır. Türkiye muz cumhuriyeti değildir. Baldırı çıplak birkaç çapulcuya pabuç bırakmayacak kadar da deneyimli ve güçlüdür.

14/09/2015

NELER OLUYOR BİZE?

Son dönemde yaşananlara bakıyor musunuz? Güzel ülkemiz kan gölüne döndü yine. Nefret giderek büyüyor, insanlar birbirine saldırıyor, linç kültürü yükseliyor. Nedenini, niyesini anlayan beri gelsin! 30 yılı aşkın devam eden “düşük yoğunluklu çatışma” hali, Ak Parti iktidarı ile birlikte sona ermiş, annelerin gözyaşları durmuştu. Silah sesleri kesilmiş, cenazeler çıkmaz olmuştu. Sevinmiştik, 50 bini aşkın ölen bizim gencimizdi, bizim askerimiz, bizim polisimiz, bizim sivilimizdi. Türkiye’nin dört bir yanında ateş düşmeyen aile kalmamıştı, ama sıra sevinmeye gelmişti, çünkü “çözüm süreci” ile akan kan durmuştu. Güneydoğu bölgesi, özellikle turizm açısından önem kazanmış, sadece yurtiçinden değil yurtdışından da turistlerin uğrak yeri olmuştu. Hatta günübirlik yemek turlarının yapıldığını, insanların bir günlüğüne Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin gibi tarihi ve doğal güzellikleri olan şehirlerine seyahat düzenlediğini biliyoruz.

Kanı kanla yıkamazlar. Kanı kan değil iyi niyet, hoşgörü, empati durdurur. Ölen her askerle, ölen her polisle, atılan her bomba ile hepimiz ölüyoruz biraz da. Ya sokağa çıkma yasağı nedeniyle cenazesini bile kaldıramayan insanlar? Onları da görmek, onların sesine kulak vermek bizim inancımızın yüceliğinin göstergesidir. Ben yıllarımı verdim otobüsçülüğe… Otobüsçü esnafı arasında rekabet eder, ama dostluğunu da ölesiye gösterir. Siz de duyuyorsunuzdur, Doğu ve Güneydoğu firmalarına ve yolcularına yönelik saldırılar başlamış. Otobüsçü, bir fabrika fiyatına aldığı aracıyla hizmet veriyor, insanları işlerine, okullarına, hastanelere ulaştırıyor. Zaten zor koşullar altında, haksız rekabetle mücadele ederek hizmet veriyor, hepimiz biliyoruz. Bir şehirlerarası yolcu otobüsünün taşlanması, camlarının kırılması, yoldan alıkonulması doğru bir şey değil. Düşünün ki o otobüste yolculuk edenler de bizim insanımız; oraya çalışmaya gidiyor ya da buraya çalışmaya geliyor. Yöre firmalarının sahiplerini de iyi tanırım, işletmecilerini de… Hepsi iyi niyetli, hepsi hizmet aşkıyla yanan insanlar. Bıçak kemiğe dayandığında, işte bazı firmalar seferlerini durdurdu. Bütün firmalar durdursa nice olur oraların hali, hiç düşündünüz mü? Ne iletişim kalır ne de hizmet. Yetkililere bütün otobüsçüler adına sesleniyorum: Durdurun bu kanı. Yeter artık! Nedir alıp veremediğiniz? Bu ülke hepimizin. Bir arada, elbirliğiyle yüceltebiliriz, ayrımcılıkla değil!

       

07/09/2015

                        SAYILI GÜN ÇABUK GEÇER

Sezon, sezon dedik, hacı bekler gibi dört gözle sezonu bekledik. İşte şimdi yavaş yavaş Mehter Marşı’yla sezonun sonuna yaklaşıyoruz. Şair demiş ya saymadım kaç yıl oldu sen ellerin olalı…Ben de  şu an bilmiyorum, bilemiyorum meslektaşlarımızın sezonu nasıl oldu, nasıl geçti? Temennim, dileğim inşallah sezon otobüsçüye hayırlı olmuştur, hayırlara vesile olmuştur. Bildiğim kadarıyla bazı hatlarda sezon boyunca yine kıyasıya, kırıcı ve yıkıcı rekabet yapıldı.  Neden, niçin, niye anla anlayabilirsen.

Halbuki şunu tüm meslektaşlar idrak etmeli, bilmeli ki, savaşın, rekabetin kazananı, barışın, sulhun kaybedeni olmaz… Bütün rekabetler, bütün savaşlar ve harpler masa başında anlaşmayla biter. Paylaşınca sevgi, huzur, menfaat, mutluluk artar, dertler, elemler, kederler azalır, hatta biter. Malum tüm otobüsçü meslektaşlarımız aynı gemideyiz. Gemiyi batırırsak hepimiz, tümümüz beraberce cumburlop denizin derin sularına dalarız. Gülüm keten helvayı da iş birliğiyle yakarız.

Gelelim otobüsçülerin bir başka önemli gündem maddesine…

Biz otobüsçüleri 2005 yılından bu yana tek çatı altında toplayan TOFED’in genel kurulu üç ay önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle Ankara’da Büyük Anadolu Oteli’nde görkemli bir şekilde yapıldı. Başkanlığa oy birliğiyle Mehmet Erdoğan yeniden seçildi. Mehmet Erdoğan başka işlerinin yoğunluğu sebebiyle başkanlıktan affını istedi, istifa etti. Başkanlık, başlık bunlar birer nöbet ve bayrak yarışıdır. Gelmek ne kadar güzel hoş ve olumlu ise haliyle gitmek de bir o kadar güzel, hoş ve onurludur. Yeni TOFED İcra kurulu Başkanı  Avukat Birol Özcan da bizden içimizden biri, Mustafa Özcan’ın amcası, efsane başkan Mehmet Özcan’ın kardeşi. İnanıyorum ki Birol başkan ve yönetim kurulu Mehmet Erdoğan başkandan devraldıkları bayrağı çok daha yükseklerde dalgalandıracaktır.

Birol Başkan ve yönetim kurulu üyelerini tebrik ediyorum. Allah inşallah yeni yönetime ve Birol Başkan’a yar ve yardımcı olacaktır. Otobüsçülerin çatı kuruluşu TOFED her platformda otobüsçülerin hakkını, hukukunu aslanlar gibi koruyacaktır. Vesselam.

31/08/2015

SAMANLIK YANINCA FARELER DE YANAR

‘Neler geçti neler geçti felekten un elerken deve geçti elekten’ demiş atalarımız bizim nesil (jenerasyon) neler gördük neler… Ne naneler limonlar, maydanozlu köfteler, sahibinin sesi taş plak çalan gramofonlar… Gramofonlara her yeni plak çalmak istendiğinde yeni bir iğne takılırdı. Sonra lambalı kocaman batarya ile çalışan ve sadece köy kahvelerinde bulunan radyolar vardı. Bilhassa ajans haber saatlerinde köy kahvelerinde çıt çıkmaz herkes pür dikkat haberleri izlerdi. Haberlerden sonra da alaylı çarıklı erkan haberlere yorumlar yapardı. Telefonlar malum yazdırırsın 3-5 saat bekledikten sonra bağlanırdı. Tabii sinirler asaplar zirve yapar tepeye vururdu.

Transistörlü radyolar devrim gibiydi. Ama çobanlar kaval çalmayı unuttu çünkü tüm çobanların omuzlarında transistörlü radyolar vardı.

İlk cep telefonları çıkalı ya yirmi yıl oldu ya da yirmi yılı geçti kocaman takoz gibiydiler. Baktık ki cep telefonları resim çekmeye başladılar, fotoğraf makinalarını tahtlarından ettiler.  Sonrası yıldırım hızıyla gelişti, yetişebilirsen yetiş hızına. İnternet, Google,  yazışmak, Facebook, Twitter, WhatsApp,  ınstagram benim bildiklerim. Acaba bunlardan başka ne dalga dümenler vardır. O kadarını benim aklım almaz, alamaz. Sosyal medya gem almaz bir şekilde jet hızıyla ilerliyor, yetişebilene aşk olsun.

Değerli kardeşlerimiz, dostumuz Latif Karaali Facebook’unda otobüs biletleri paylaşıyor. Eski, ta, nuh-u  neb-iden kalmış biletler… Tabii o biletlerin ait olduğu otobüs şirketlerinin belki de yüzde sekseni şuan yoklar, terk-i diyar etmişler. İçlerinde öyleleri var ki zamanın gerçek imparatorlarıydılşar. Örneğin Gazanfer Bilge İstanbul’dan Ankara’ya, Ankara’dan İstanbul’a dolmuş kaldırır gibi otobüs kaldırıyordu. Gazanfer Bilge gibi nice anlı şanlı, yandan çarklı zamanının popüler firmaların kendileri gittİ, adları kaldı yadigar.

Şuan otobüsçülük yapan veya yapmaya uğraşan firmaların sahipleri, müdürleri, yöneticileri Latif Karaali’nin Facebook’unu ciddiyetle ve ibretle takip etsinler. Taşımacılıktan terk-i diyar eden firmaların yaptığı hataları irdelesinler, ders alsınlar, aynı hataları yapmasınlar. Malum samanlık yanınca fareler de yanıyor. Vesselam…

 

24/08/2015

AKILLI ADAM DÜNYAYA UYAR!

Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır.

  1. kendi aklından faydalanmak.

2.Başkalarının akılsızlığından faydalanmak!

 

Bazı özlü sözleri anlamakta zorlanıyorum hatta hiç anlayamıyorum. Örneğin yukarıda Bruyere’nin sözü, neymiş efendim, dünyada başarı kazanmanın iki yolu varmış, 1’incisi kendi aklından faydalanmak, 2’incisi başkalarının akılsızlığından faydalanmak.Hani nasıl derler dam üstüne saksağan vur beline kazmayı.  Adı üstünde akılsız, akılsızın neyinden faydalanabilir ki insan. Boşuna mı demişler, kendine hayrı olmayan dede, kaldı ki gayrıya himmet ede.

Birinin otomobilinin lastiği tam tımarhanenin (akıl hastanesi) önünde patlamış. Otomobilin sürücüsü inmiş aşağı, bagajı açmış, bijon anahtarını krikoyu ve stepne lastiği bagajdan çıkarmış, krikoyu vurmuş, bijon anahtarıyla bijonları sökmüş, bijonları koyduğu yerdede bir mazgal demiri varmış, stepneyle bijon anahtarıyla uğraşırken sürücü bijon somunlarının dördü birden mazgal deliğinden aşağı düşmüş, sürücüyü almış bir telaş. Kara kara düşünmeye başlamış. Olaya şahit olan bir akıl hastası sürücüye seslemiş ne diye kara kara düşünüyorsun, diğer üç tekerlekten birer tane bijon somunu sök mazgala düşen somunların yerine tak, dört tekerinde üçer bijon somunuyla en yakın lastik tamircisine git demiş.

Otomobilin sürücüsü başını çevirmiş, anlamlı manalı bir şekilde akıl hastasına bakmış ve burası akıl hastanesi, sen akıl hastasısın bu dahiyane fikri nasıl olduda sen düşünebildin deyince, akıl hastası takdir-e şayan şu cevabı veriyor.Efendi! ben burada salaklıktan değil delilikten yatıyorum.

Aslında öyle deliler varki on akıllıyı cebinden çıkarır. Bence normal insanların cesaret edip yapamadığı, beceremediği kazanamadığı işleri yapan özgüven medeni cesaret sahibi delibalta, cesur yüreklere deli yaftasını asıyorlar hemen.

Akıllı adam dünyaya uyar, akılsız adamda dünyayı kendine uydurmaya çalışır demiş atalarımız. Bizim otobüsçülük mesleğinde de akılsızlık edip, hesap, kitap yapmadan, hırslarının esiri olup rekabet ipine sarılıp anlamsız, manasız yere, aptalca, enayice, acımasız ve yıkıcı rekabet yapan anlı şanlı, yandan çarklı, attığı zaman mangalda kül bırakmayan, burnundan kıl aldırmayan, kendini dev aynasında gören asfalt kabadayısı, tatlı su kurnazları şimdi neredeler? Atta mı gitti? Yoksa çoko prens almaya mı gittiler merak ettiler vesselam…
17/08/2015

ZAMAN, ZEMİN VE FIRSAT…

Demokrasi, halkın yönetime katılması, kendi kendini yönetmesi demektir. 7 Haziran seçimlerinde barajı aşıp da Meclise girebilen dört parti de tek başına iktidar olabilme imtiyazı elde edemedi. Şimdi, yeniden seçim yapılması gündemde, ama oy verecek olan bizler üç aşağı, beş yukarı tercihlerimizi değiştirmeyeceğimiz için sonuç yine aynı olacak. Bu, kaos gibi gözüken sonuca alışmamız, iktidar hedefleyen siyasilerin de buna uygun yeni metotlar seçmesi gerekiyor. Değilse her şey, ama her şey bozulacak. Et kokarsa tuzlamak gerekir, ama tuz kokarsa ne yapacaksınız? Tuzun kokmasını önlemek bizi yönetmeye talip siyasilerin işi. Bakalım nereye kadar başaracaklar.

Zaman ve zemin böyle… Peki, fırsatlar ne alemde? Fırsatlar da kaçıyor bir bir… çok iyi tanıdığım, bildiğim, içinde olduğum bir fırsatın heba edilmesinden söz edeceğim… Kırkpınar yağlı güreşleri… 654 yıldır yapılan, sadece bizim ülkemizin değil dünyanın da en eski, en köklü festivali olan Kırkpınar Yağlı Güreşleri, bu yıl seçim-koalisyon, çatışma, terör üçgeni içerisinde kayboldu. Elin adamı, domates savaşı yapıyor, domatesleri ziyan ediyor ama on binlerce turistle avuç dolusu döviz kazanıyor. Domates savaşı dediğiniz etkinlik, üç-beş, bilemediniz on yıllık. Oysa bizim Kırkpınar’ımız 654 yıllık. O zaman istikrarı seçim de, koalisyon da, terör de engelleyemez. Çünkü istikrarı tesis eden ekonomidir. Turizm ise, hepimizin bildiği gibi bacasız sanayidir ve özellikle bizim ülkemiz için vazgeçilmez bir gelir kaynağıdır. Peki, güneşi, denizi, kumu, doğal ve tarihi güzellikleriyle öne çıkarılması gereken ülkemizde neden turizm desteklenmiyor? Bu sorunun cevabı yok. Çünkü turizmle kazanan esnaf olacak, halk olacak, ülkemiz olacak. Kaostan, gerilimden beslenenler avuçlarını yalayacak. Hem zaten tarihi ve doğal güzelliklerin öne çıkarılmasıyla birlikte sıkıntılar da sona erecektir. Tıpkı İspanya’da, İtalya’da olduğu gibi… Yapılanlar yapılacakların teminatı ise bizim de tarihi ve doğal güzelliklerimizle yerel değerlerimizi öne çıkarmamız gerekir.

Bir de şu açıdan bakın: Amerika kıtasının keşfinden çok daha eski bir yarışma Kırkpınar. 654 yıldır pehlivanlar kazanmak için el ense çekiyor. Amerika’nın gelişmişliğini açtıkları müzelere bağlıyor uzmanlar. Biz ise bırakın desteklemeyi, bitirmek için çaba harcıyoruz. Kırkpınar gibi o kadar çok ve o kadar güzel faaliyetlerimiz var ki…

10/08/2015

BATUM- METRO CİTY ve GALİP ÖZTÜRK

 

4-5-6 Ağustos Batum’da Galip Ağa’nın (Öztürk) misafiriydik. Malum Galip Ağa nev-i şahsına münhasır bir kişilik. Kendine 8 günlük ömre 9 gün çalışmayı şiar edinmiş bir işkolik. Misafiri, misafire ikramda bulunmayı, misafir ağırlamayı da herkesin bildiği gibi çok sever Galip Ağa.

Yeni satın aldığı İnturist Otel’de yüzden fazla misafir gün boyunca kahvaltının, yemeklerin en güzelini, en mükemmelini yedi içti. Tertemiz pırıl pırıl beş yıldızlı İnturist otelde istirahat etti, isteyen misafirler otelin havuzunda, isteyenler denizde yüzdü, güneşlendi.

Batum şuan Karadeniz’in cazibe merkezi, parlayan yıldızı. Batum’un her yeri şantiye, nereye baksan gözünün gördüğü yer devasa gökdelenler dolu, ya da yenileri inşa ediliyor.

Bu kadar çok devasa yüksek binanın arasında bizden, içimizden birinin inşa ettiği, şu an on kattan fazlasının bitmiş durumda olduğu devasa Metro CİTY adında bir inşaat var ki bilmiyorum nasıl denir kompleks mi desek külliye mi desek… Hani derler ya yok öyle şey, işte öyle. İnşaatın sahibini tahmin ettiniz muhakkak, gönlü kalbi hizmet aşkı ile dolu olan çalışmayı çok çalışmayı, yeni bir şeyler yapmayı kendine felsefe edinmiş hizmet adamı, hizmetlerin adamı cesur yürek Galip Öztürk.

Cennet mekan ulu Hakan Fatih Sultan Mehmet Han Avrupalılara, benim yaptıklarıma, yapacaklarıma sizlerin hayalleri erişemez, hayal bile edemezsiniz diye tarihi bir söz söylemişti ya. Galip Ağa’nın Batum’da inşa ettiği Metro CİTY’yi görünce, diğer inşa edilmeye uğraşılan binalar adeta oyuncak gibi kaldı.

Galip Ağa çok genç yaşta iş hayatına atıldığı için hep gençlerle, genç dimağlarla çalışmayı yeğliyor. Batum’da da Galip Ağa’nın kurmay heyeti genç, idealist, enerji dolu, pırıl pırıl gençlerden müteşekkildi.

Galip Ağa’nın yanında hem de en yakınında Edirneli bir genç delikanlı var;  Mehmet Ayağ…  Eski AKP Edirne Milletvekili ve eski Kırkpınar ağalarından Ali Ayağ’ın oğlu. Ali Ayağ benim çok eski kadim dostumdur. Oğlu Mehmet’i Galip Ağa’nın en yakın güvendiği asistanı olarak görmekte haliyle beni çok sevindirdi, çok mutlu etti.

Galip Ağa’nın Metro CİTY’sinde herkese, her keseye göre küçük büyük daireler, iş yerleri şu an kapış kapış gidiyor. Türklere özel Galip Ağa indirimi de var. Batum’da daire ve iş yeri sahibi olmak isteyenler ellerini çabuk tutsunlar. Ses sanatçısı Bülent Serttaş beş tane aldı. Birçok arkadaş da üçer beşer tane aldılar. Geç kalanlar büyük fırsatı kaçırırlar, benden söylemesi.

03/08/2015

SAVAŞIN KAZANANI, BARIŞIN KAYBEDENİ OLMAZ

Kişiye sormuşlar karşındakini nasıl bilirsin diye -kendim gibi bilirim demiş. Ne kadar da doğru ne kadar cuk diye oturan bir tespit. Haliyle hırsız herkesi kendisi gibi hırsız bilir. Karaktersiz de karşısındakini karaktersiz, şerefsiz bilir veya addeder.

Nietzsche “Bu hayatta namustan bahsedenler namussuzlardır” demiş ve çok şey anlatmıştır. Tabi anlayana sivrisinek saz,  anlamayana davul zurna az misali anlamak istemeyenler devekuşu gibi kafalarını kuma gömerler. Tatlı su kurnazlığı yapıp aptala yatarlar. Hani deve kuşuna haydi koş demişler, ben deve değilim kuşum demiş, o zaman haydi uç dediklerinde ben kuş değilim demiş. Çalışmak, hem de çok çalışmak, üretmek, vatana millete faydalı olmak muhakkak çok iyi, çok güzel amma etik değerlere, meslek adabına riayet etmek erdemdir.

Dinimiz sekiz günlük emre dokuz gün çalışmayı, yarın ölecekmiş gibi ibadet etmeyi ama hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmayı öğütler, hatta kıyamet koparken bile elindeki fidanı dik der.

Hal böyleyken bizim meslektaşlara bakıyorum, öyle ihtiraslılar ki komşunun tavuğu kaz, karısı kız misali. Yıllardan beri rekabetlerin hem de yıkıcı ve acımasız rekabetlerin devam ettiği yöreler var. Hızlı trenler, uçaklar, özel araçlar, korsanlar, D2’ler otobüsçülerin ekmeğine göz dikmişler! Hep birden saldırıyorlar. Biz otobüsçüler de dışarıda bir şey bulamayıp gelip yuvada yavrusunu gagalayan saksağan misali birbirimize zarar ettirmek için hinliğin, cinliğin en kallavisini yapmaktan zevk alıyoruz. Hâlbuki tüm otobüsçüler aynı gemideyiz. Geminin batmasına sebep olursak hepimiz cumburlop denizdeyiz…

Tarih tekerrürden ibarettir diyenler, M. Akif Ersoy eğer öyle olsaydı insanlar yaptığı hatalardan ders alırlardı, tarih tekerrür etmezdi demiş.

Peki, biz otobüsçüler şapkamızı, tekkemizi, fesimizi önümüze koyalım yıllardan beri yaptığımız yıkıcı rekabetlerden ne kazandık, hiçbir şey kazanamadık, değerli dostlarımızı, değerli arkadaşlarımızı rekabet yüzünden kaybettik. Hele bir düşünün bakalım Türkiye genelinde kaç firma kepenk kapattı. O zaman bileceğiz, idrak edeceğiz, “Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz!”

Vesselam.

 

27/07/2015

 

Ateşi ve ihaneti gördük

Çocuklara oyuncak götüren gençler bombayla katlediliyor. Askerimize yeniden saldırılıyor. Misilleme diye polisimiz öldürülüyor. Bir toz duman arasındayız. Hiçbir şey belli değil, hiçbir şey açık değil. Aslında her şey açık ve net.

Bin yıllardır barış içinde bir arada yaşayanlar olarak bizlere ne oldu da bunca vahşete maruz kalıyoruz. Kimi inancı uğruna, kimi ideolojisi yolunda, kimi rant amaçlı bir vahşet sergiliyor, evlerden ırak. Evde, işte, sokakta, kahvede insanlar görüşlerini söylüyorlar bilebildikleri kadarıyla. Ama idarecilerden şöyle adam akıllı, ele avuca gelir bir açıklama yok. Siyasetin o kaypak zemininde laf kalabalığına getiriyorlar o kadar. Yazık değil mi o gençlere? Kimi doktor, kimi mühendis, kimi öğretmen olacak ve hepimize hizmet verecekti, bir şeyler öğretecek, bir şeyler kazandıracaktı.

Sizler de görmüşsünüzdür, hala kana kan intikam isteyenler var. Kimi öldüreceksiniz de ne kazanacaksınız? İşte iki gün içinde 1’i canlı bomba Suruç’ta 32, Adıyaman’da 1 asker, Ceylanpınar’da 2 polis 35 ailenin ocağına ateş düştü. Yaşanan acıların katlanmasından başka ne geçti elimize? Borsa düştü, döviz arttı yani bir darbe de ekonomiden yedik. İnsanlar evlerinden çıkmaya korkuyor ya birileri bomba atarsa diye, kurşun yağdırır da hiç yoluna canımızdan olursak diye… Bir kez daha sormak gerekir o zaman: Kim kazanıyor? Evet, ateşi ve ihaneti gördük. Daha önce Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanmıştı böylesi durumlar. Sonra 12 Eylül öncesinde ve 90’lı yıllarda yaşandı. Yine aynı oyun tezgâhlanıyor. Parti liderlerinin kılı kıpırdamıyor. Onlar yeniden seçim kazanma peşine düştüler. Bizler size bizi yönetin diye oy verdik. Bir araya gelin ve önce bu akan kanı durdurun, kimse öldürülmesin. Sonra da cennet vatanımızı yeniden güçlü ve müreffeh görelim.

Kaç gündür içim acıyor. Kaç gündür bombalanarak öldürülen o gencecik insanlar gitmiyor gözlerimin önünden. Televizyonlar verdi, gazeteler yazdı oyuncak götürmüşler Suriye’den gelen mülteci çocuklarına; savaş olmasın çocuklar mutlu olsunlar diye. Atom bombası sonrasında, “Teyze, amca bir imza ver, çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler” talepleri vardı… Yine aynı talepler gündemde. Yine kan gölü ortalık. Hepimizin çocukları var, gözümüz gibi baktığımız… O acılı anne babaların yerine koyun kendinizi, acılarını hissedin. Kimse öldürülmesin, hele çocuklar hiç!

20/07/2015c

 

OTOBÜSÇÜLÜK ZOR ZANAAT

Otobüsçülük gerçekten zor zanaat, hem de zorun zoru zanaat. Hele Türkiye’de otobüsçülük yapmak zorunda zoru zanaat.

Etkililer, yetkililer, başlar, başkanlar, ekabirler ellerine mikrofonu alınca işkembeyi kübradan öyle desteksiz, öyle atıyorlar ki şaşmamak, hayret etmemek elde değil.

Örneğin veya mesela ikisi de aynı kapıya çıkar, Türkiye hukuk devleti diye her yetkili avazı çıktığı kadar bangır bangır bağırır. Madem Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir, hukuksuzlukların en daniskası da hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nde yıllardan beri otobüsçüye yapılmaktadır.

Nasıl mı? Turizm üçayaklı sacayağı gibidir. Konaklama, yeme içme ve turistlerin havaalanlarından alınıp oteller transferi, tarihi yerlerin, ören yerlerinin gezdirilmesi, turistlerin otellerden alınıp hava alanlarına veya limanlara ulaştırılması.

Gelelim şimdi zurnanın zırt ettiği yere. Otellerde, lokantalarda KDV % 8 iken neden, niçin, niye, ne hakla otuz beşe bakla misali otobüsçünün biletinin KDV’si % 18’dir.

İnsan olsun, kişi olsun, devlet olsun hırlı olmalı, hırsız olmalı ama vicdanlı olmalı. En rahat yastığın vicdan olduğunu bilmeli. Vatandaşlarına eşit davranmalı, eşit muamele etmeli, ayrımcılık yapmamalı, çifte standart uygulamamalı. Konaklamada, yemede içmede KDV % 8 ise otobüsçüde de % 8 olarak uygulanmalı… Kimine analık, kimine babalık yapılmamalı.

Gerçi ağlamayan çocuğa meme vermezler hak verilmez alınır, ‘Hakkını aramayan dilsiz şeytandır’ demiş atalarımız.

Biz otobüsçülerin üç tane federasyonu var. Yüzden fazla derneğimiz var olmasına var ama bu haksız KDV konusunda ne hikmetse federasyonlarımız dik duruş gösteremiyorlar. Hak arayışında da bulunamıyorlar. Örneklere örnek var, kıstaslara kıstas var. Turizme turiste hizmet veren üç iş kolu. İkisinin de KDV’si % 8, üçüncü yani otobüsçüye % 18… Bizim federasyonlarımızın asli görevi bu haksız, mesnetsiz olarak otobüsçüye dayatılan ve uygulanan % 18 KDV’nin % 8’e çekilmesini gerçekleştirmek olmalı. Bu amaç için  3 federasyon bir olmalı, beraber olmalı, beraber hareket, beraber mücadele etmeli ve otobüsçülerin analarının ak sütü gibi hakları olan % 8 KDV’yi her ne pahasına olursa olsun uygulamaya koydurmalılar. Vesselam.

06/07/2015

Ummadığın taş, yarar baş!

Hayatta birçok şey yaşanır, iyi kötü. Birçok şeyin olup olmayacağını bilemeyiz. Dolayısıyla da plan ve program yaparken hep bir mesafe koyarız, öngörülmeyen olasılıklar her zaman olur. Bir otobüsçü, bayramlarda ek seferler koyarak artacak yolcuyu yolda bırakmamayı sağlar. Bunun için önceden başka otobüsçülerle/firmalarla görüşür, anlaşmaya çalışır. Tabii, aynı şekilde yazın tatil yörelerine de sefer açar, yeni güzergâhlar belirler. Sonra? Sonrası yaşananların belirlediği sonuçtur. Ek seferler para kazandırabilir, yeni güzergâhlar ilgi çekebilir. Bir de tam tersi olabilir, bırakın ek seferleri, tarifeli seferlerdeki otobüsler bile dolmayabilir. Yeni güzergâhları yolcu tercih etmez, dolayısıyla geri dönülebilir alınan kararlardan. Buraya kadar anlaştık sanıyorum.

Bilinmedik, beklenmedik her şey olabilir hayatta. Çare bulunamayan dertler gibi, ister sizden kaynaklansın ister başkasından beklenmeyen kazalar yaşanabilir. Bunlar hep etkiler hayatın akışını. Plan ve program yaparken bütün olasılıkları göz önüne almak zorundayız. Peki, biz böylesine üzerine düşüyoruz ve titizleniyoruz da, bizleri yönetmeye talip olanlar bu kadar düşünemiyor mu? Düşünmeleri gerekmez mi? Halk seçimlerde oy verdi ve siyasilere “Aynı çatı altında bir arada çalışıyorsunuz, aynı lokantada yemek yiyorsunuz, hatta aynı otelde konaklıyorsunuz, öyleyse bir araya gelin ve ülkeyi de birlikte yönetin” dedi. Nedir bu sorunlar yumağı? Hepi topu dört parti geçti barajı, o dördü esip üfürüyordu meydanlarda, şunu yapacağız, bunu yapacağız diye. Haydi, imkân önünüzde, neden sıvamıyorsunuz kolları da girişmiyorsunuz işe? Filler tepişirse çimenler ezilir. Yukarıda böylesi bilinmezlik sürünce aşağıda biz hizmet üretenler ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Yunanistan’ın ekonomik olarak iflas ettiğini, en çok Yunan halkı kabul etti. Ne duruyoruz, kendi içimizdeki kavgayı bırakıp orada yatırım yapmaya gitmeliyiz. Fırsattan istifade anlamına gelmiyor bu benim önerim. Yapılması gereken çok şey var ve yatırım yapıldıkça Yunanistan pazarında başarı yakalamak işten bile değil. Tabii, aynı şey Suriye ve Irak için de söz konusu… Ancak oradaki savaşın bitmesi gerekir. Türkiye, “Büyük ağabey” olarak olaya el koymalı ve sükûneti sağlamalıdır. Özellikle karayolu yolcu taşımacılığı firmaları verecekleri hizmetlerle hem ülkemizin itibarını yükseltebilir hem de gelir sağlayabilir.

 

29/06/2015

BİZ OTOBÜSÇÜLERE KULAK VERİN…

İnsanların hep yanlış anladığından yakınırız. Bir kere de kendimize dönüp baksak, acaba ben mi yanlış anlıyorum, acaba doğru anladım mı, desek… Yok, insanın içinde hep en büyük, en güzel, en çok kazanan olma hırsı var. Bütün peygamberler de bu önü alınamaz hırsın azaltılmasını telkin ediyor. Bizim dinimiz, bu anlamda da en yüce; çünkü oruçla açlığın ne olduğunu, sabrın gerekliliğini, gemlenemez hırsın kötülüğünü gözler önüne seriyor. Sabah gün doğumundan akşam gün batımına kadar hiçbir şey yiyip içmeme iradesi göstererek aç ve susuz kalanları anlamamızı sağlıyor İslamiyet. Bununla da yetinmeyip fitre ve zekât ile yardımlaşmanın ne kadar insani bir duygu olduğuna işaret ediyor. Az veren candan çok veren maldan diye bir sözümüz var, bilirsiniz. Tam da bu durumu anlatıyor. Azı çoğu görebilmenin en güzel yolu Ramazan.

İyi ki Ramazan var ve iyi ki bu günlere denk geldi. Çünkü seçimlerden çıkmış ülkemizde partiler arası diyaloglar bu çerçevede anlam kazanıyor. Daha mülayim ve daha karşıdakini düşünerek bakabiliyorlar. Dikkat ettiyseniz, ilk gün afra tafra yaparak böbürlenen siyasetçiler, artık uzlaşma yolu arıyor. Çünkü onlar da idrak ettiler ki Türkiye artık barış istiyor. Bu barış, birinin dediği olsun demek anlamına gelmemeli, fikirlerin yarıştığı, en iyisinin, en doğrusunun seçildiği ve uygulamaya konduğu bir süreç başlasın anlamına geliyor.

Bir kez daha dönelim insana, içimizdeki “rab bana hep bana” diyen o canavarın yerine “sana da bana da” diyen bir meleği getirmeliyiz. Buradan sektöre geleceğim, izniniz olursa. Biz, otobüsçüler birbirimizi iyi tanıyoruz. Allah’a şükür eskisi gibi yıkıcı rekabet kalmadı aramızda, ne kadar yanlış olduğunu, sonunun iflasa kadar gittiğini öğrendik. Biz hizmet aşkıyla yanan insanlarız. Bir otobüsle, hani altından yel geçer dediğimiz o araçlarla insan taşıyoruz gece gündüz, yaz kış demeden. Ona verdiğimiz parayla küçük bir işletme kurar, hiç sıkıntı yaşamaz, hatta keyif bile süreriz. Ancak tekrar söylüyorum biz hizmet aşkıyla yanan insanlarız. “Sana da bana da” diyelim, hizmet kalitesini arttıralım. Tabii bunu devlet de desin. En pahalı akaryakıtı kullanarak, en kaliteli hizmeti vermeye çalışıyoruz ama hiç destek bulamıyoruz. Taleplerimiz hep geri dönüyor. Baba dediğimiz devlet, babalığını yapsın, bizi hizmetten alıkoymasın. Havayolu gelişti, demiryolu hızlandı, ama hala noktadan noktaya ulaşım otobüslerle sağlanıyor. Günde bir kez gelen/giden uçak kaç yolcu taşıyabilir? Yolcunun bagajını alabilir mi? Türkiye’nin ana ulaşım sistemi karayoludur ve daha çok uzun yıllar hep öyle kalacaktır. Otobüsçüyü gözetmelisiniz ki ulaşım yapılabilsin, bağlı olarak ekonomi güçlensin.

 

22/06/2015

 

Bu dünya kimseye kalmaz…

Hiçbir şey kolay elde edilmiyor. Hiçbir şey de bıraktığınız yerde durmuyor. Bu; aile içinde de, iş alanında da, sosyal yaşamda da, siyasette ve ekonomide de böyle. Türkiye’nin en büyük hatiplerinden, en hazırcevaplarından, en kıvrak zekâlılarından birini, Süleyman Demirel’i kaybettik. Ben, kıvrak zekâlı, hazırcevap dedim, ama hepimiz onu anarken öncelikle siyasetçi yanını, Cumhurbaşkanı olduğunu biliyoruz. Sayın Demirel için çok şey yazıldı, çizildi… Ama en çok hoşgörülü olduğunu vurgulamak gerektiğini düşünüyorum. Bir siyaset adamı için en önemli meziyetlerden biri hoşgörü ve esneklik.

1960’lı yıllardan başlayarak Türkiye’nin gelişmesine, büyümesine, güçlenmesine harç taşıyan Süleyman Demirel, yaptığı barajlar kadar açtığı yollar, fabrikalarla da anılmalı. İsmet İnönü ve Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra en uzun başbakanlık yapan kişi… Ne badireler atlattığını, benim kuşağım çok iyi bilir. Ekonomiyi düzelteceğim derken yaşadıklarını saymaya kalkışsak ne yer yeter ne de zaman. Adam, “Ben hiç hata yapmam” diye övünüyormuş… Tabii, demişler, hiç iş yapmıyorsun da ondan. Demirel’in de hataları vardır muhakkak, çünkü 7 -8 kez gidip geldiği iktidarda o kadar çok iş başardı ki… Şimdi, geriye dönüp baktığımızda hatalarından çok başarılarını görüyoruz. Bugünlerimiz onunla başladı, kimse inkâr etmesin.

Süleyman Demirel için yazılanlar, çizilen karikatürler o kadar çok ve içlerinden kimisi o kadar ağır ki, geçen onca yıla rağmen hiç unutulmadılar. Ancak hepsine hoşgörüyle yaklaştığı, hatta alıp evinin başköşesine koyduğu için -kim ne derse desin- hayatın içindeki gerginliği de yok ediyordu. Siz, şimdiki liderlerle bir kıyaslayın isterseniz. *** Biz, emaneti teslim ettik; verdiğimiz oylarla nasıl bir ülke istediğimizi gösterdik. Şimdi top siyasetçilerde… Şemsiye dört parçalı açıldı; o dört parçayı bir arada tutup ülkemizin geleceğini belirlemek meclisin elinde. Demirel’den öğrendiğimiz gibi “Dün dündür, bugünse bu gün” O zaman, meydanlarda esip üfürürken şirazeyi kaçıranlar şimdi kara kara düşünüyorlar. Aynı apartmanda yaşayanlar birbirlerinin eksikliklerini gizlerler, dışarıya yansıtmazlar. Çünkü her gün yüz yüzedirler. Siz de aldığınız oylarla meclise girdiniz, onca lafın altında kalmamak için artık ağzınıza geleni söylemek yerine biraz sağduyulu davranın. Bu arada, herkes de işine baksın. Kimse elinin hamuruyla (veya çamuruyla) başkasının işine burnunu sokmasın. Hükümet bir an önce kurulsun, neler yapılacaksa bir an evvel yapılsın.

Ramazanınız mübarek olsun.

 15/06/2015

Mühür bizdeydi, verdik…

Doluya koyduk almadı, boşa koyduk dolmadı… Mısır’daki sağır sultan duydu, burnumuzun dibindeki duymadı… Biz de “kaderimse çekerim” dedik, yapacak bir şey yok. Seçimler yapıldı, oylar sayıldı, milletvekilleri parlamentoya gönderildi. Hayırlı olsun. Şimdi herkes soruyor birbirine: Ne olacak? Bir şey olacağı yok! Biz, yüz yıllık bir cumhuriyetiz, yıllarca koalisyonlarla yönetildik. O zaman ne olduysa şimdi de o olacak. Nasrettin Hoca, köylüden 10 kuruşa aldığı yumurtayı pazarda 9 kuruşa satıyormuş… Sormuşlar, bu nasıl ticarettir, zarar edersin? Yok, demiş Hoca, ben yumurtayı boyayıp satıyorum… Bir zamanlar eşeğini boyayıp kendisine satmışlar da, oradan çıkmış yola. Bizimki de o hesap. Hepsi, şehir şehir gezip kürsülerden esip üfürdü. Şunu yapacağız, bunu yapacağız… Eee, işte mührü senin böğrüne bastı bu halk. Şimdi niye yan gel Osman, dört dönüm bostan… Cevap yok tabii.

 

Biz işimize bakalım… Okullar kapandı, sezon açıldı. Uçak rekabetine bir de hızlı tren eklendi. Akaryakıt desen, dünyanın en pahalısı… Sanki otobüsçüler hizmet vermiyorlar. Sanki bu insanlar sadece uçak ve gemiyle seyahat ediyorlar, sanki tren, hem de hızlısı, her yere var… Yine otogarlarda otobüslerle gidiyorlar gidecekleri yerlere. Gerek havayolunun, gerek denizyolunun, gerekse demiryolunun karşısında değiliz, asla da olmayacağız. Ancak yiğidi öldür, ama hakkını yeme. Türkiye’nin hala ulaşım sistemi karayolu… Toplu taşımacılık, yani otobüsçülük olmasa sadece yolculuklar değil, ticaret de biter. Bu kadar iyi niyetli ve bu kadar fedakâr hizmete rağmen otobüsçüyü hala üvey çocuk olarak görmek kime ne kazandırır?

 

Haydi, bakalım, siyasi parti liderleri, görelim hünerinizi. Kalabalık miting meydanlarında esip kükrüyordunuz. Hiçbirinizi bir diğerinden ayırmadık, neredeyse eşit oy verdik hepinize… Bir tek ekonomik istikrar, işsizliğin son bulması ve huzur istedik. Hepiniz de onu vaat ettiniz, üç aşağı beş yukarı. Haydi, o zaman gelin bir araya, birleştirin güçlerinizi ve bugüne kadar yapılanların üzerine bir taş daha ekleyin, büyütün bütün güzellikleri. Bizim için o parti, bu parti yok… Bizim için hizmet var. Bakın, otobüsçüler yaz demiyor, kış demiyor, yağmur çamur demiyor, bayram seyran demiyor hizmet veriyor, hem de onca yatırımlarına rağmen neredeyse hiç kazanmadan… Sayın Davutoğlu, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli, Sayın Demirtaş, sizlere sesleniyorum. Sonradan yan yattı, çamura battı; o bunu dedi, bu şunu dedi deyip de bir kulağınızın üstüne yatmayın. Biz size inandık, akın akın sandığa gidip oy verdik. Bütün dünyada katılım oranı yüzde 50’lerdeyken biz yüzde 86 ile örnek olduk. Sokollu Mehmet Paşa’nın devlet için söylediği “gemilerinin lengerlerini gümüşten, iplerini ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapar” sözünü halka uyarlayıp, siz eğer bizim oylarımızla gösterdiğimiz yolda yürümezseniz, yarın tarihin karanlık sayfalarına yollarız sizi…

 

08/06/2015

REKABET HİZMETTE OLMALI

TOFED’in 6. Olağan Genel Kurulu’nu geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle görkemli bir şekilde yaptık.

Otel hizmete açılalı 40-45 gün olmuş, yeni ve modern bina mükemmeldi. Tabii en güzeli, en mükemmeli, Türkiye’nin her yöresinden dernek başkanlarının, delegelerin, üretici firmaların, duayenlerin, otobüs firma sahiplerinin ve yöneticilerinin bir araya gelmeleri sohbet, muhabbet ve istişarede bulunmaları idi. Malum istişare sünnettir. Hayvanlar koklaşa koklaşa,  insanlar konuşa konuşa anlaşırlarmış. Hacı Bektaş- i Veli bir olalım iri olalım diri olalım, birlikten kuvvet doğar demiştir. Ve paylaşınca sevgiler çoğalır, dertler azalır demiş atalarımız.

Ayı kırk masal bilirmiş. Kırkı da ahlat (yabani armut) ile ilgiliymiş. Biz otobüsçülerin  dertleri hep aynı KDV, ÖTV, pahalı mazot, belediyelerin terminalleri bir rant kapısı gibi görüp çok fahiş fiyatları dayatıp otobüsçülerin ümüğünü sıkması… Tabi bir de haksızca,  mesnetsiz ce, acımasızca yapılan haksız rekabetler.

Ağaç insafsızca gövdesine darbe indiren baltaya; “Sana kızmıyorum, kızamıyorum ama ne yazık ki sapın benden” demiş ya. Haksız rekabeti yapan kim? Uzaylılar uzaydan gelip haksız rekabet yapmıyorlar herhalde. Rekabetin her türlüsünü, en acımasızını, en haksızını yapan bizler yani otobüsçüler değil mi? Sağlıklı düşünüp kendimize yapılmasını istemediğimizi meslektaşlarımıza yapmayacak kadar sağduyulu, erdemli olmaya caba harcamayız. Hepimiz nalıncı keseri gibiyiz, Rabbena hep bana deyip hep kendimize yontmaya uğraşırız. Hâlbuki testere gibi olsak bir sana, bir bana ve hepimize tüm meslektaşlarımıza deme alicenaplığını göstere bilsek emin olun yıkıcı rekabetin kökü kazınır, tüm meslektaşların cebi para görür, filolar yenilenir, meslektaşların hepsi huzurlu, mutlu, keyifli olur. Vesselam

01/06/2015

SEKTÖRÜN GELECEĞİ AYDINLIK

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta Ankara’da yapılan TOFED Genel Kurulu’na katıldı. Cumhurbaşkanımız seçim sürecinde olduğumuz için siyasi mesajlar da verdi, ama asıl sektörümüz için güzel şeyler söyledi. Sayın Erdoğan, daha önce, 2011 yılında Başbakanlığı döneminde de TOFED Genel Kurulu’na katılmış ve bir konuşma yapmıştı.

Otobüsçüler, kendilerine doğrudan seslenen bir Başbakanı ilk kez bir ağırlıyordu ve pür dikkat onu dinlediler. Aradan geçen zaman içerisinde nelerin değişip nelerin farklılaştığını kimseye beklemeden Sayın Cumhurbaşkanı kendisi özetledi.  Bölünmüş yolların tam 75 ili birbirine bağladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylelikle kazaların, ama özellikle de ölümlü ve insan kaybına yol açan kazaların önüne geçtiklerini açıkladı. Bu, sadece otobüsçü için değil yaşlı genç, kadın erkek, yolculuk yapan yapmayan herkes için belirleyici bir haber. Güven duymamız gerektiğini ve bu sözü öne çıkararak sektörümüzün hala ülkemizin ana ulaşım sistemi olduğunu vurgulamamız gerektiğini gösterdi. Ben, Sayın Cumhurbaşkanının konuşmasından bu mesajı çıkarttım. Muhakkak ki konuşmanın farklı yerlerinde daha farklı mesajlar da yer alıyordu. Sıra onlara da gelecek. Cumhurbaşkanı, “tek rakibim THY” sloganına bir de hızlı treni ekledi. Bu, biz otobüsçülerin mücadelesinin daha da zorlaştığını ifade ediyor. Bir rakibe karşı öldük bittik diye ağlaşırken yeni bir rakip daha çıktı karşımıza… Cumhurbaşkanı da, ayağımızı denk almamız gerektiğini kendi cümleleriyle hatırlattı. Tabii ki doğrudan doğruya söyleyemez her şeyi, biz, onun cümlelerinin altında yatan ana fikri bulup çıkarmalı, ona göre davranmalıyız. Artan seyahat oranlarına da değindi Cumhurbaşkanımız…

Bu da çok önemli ve çok belirleyici. Bu sözler bize yol göstermeli. Ne yaparsak, nasıl yaparsak sektörümüz sıkıntılarını atlatır? Belli ki devlet bize talep ettiğimiz KDV ve ÖTV indirimlerini vermeyecek. Yaşadıklarımızdan bir ders çıkarmalıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın sözlerinin altında yatan önemli ipuçlarını alıp yolumuzu çizmeliyiz. Evet, refah seviyesi arttıkça seyahatler de artıyor. Evet, işsizlik oranı yükselmiş, ama işsizler iş bulabiliriz umuduyla oradan oraya daha çok seyahat ediyor. Yollar daha güvenli, otobüsler daha konforlu, hizmetimiz daha kaliteli. Bunları vatandaşa anlatmalıyız. Bir de onların daha çok seyahat etmesi için teşvik etmeliyiz. Çok gezen bilir demiş atalarımız. Öyleyse çok gezen insan da daha çok ve daha kolay iş bulur.  Televizyonlarda tanıtım gruplarının reklamlarını görüyoruz, fındık tanıtım grubunun yaptığı reklam hala dilimizde… O zaman kolları sıvayıp insanların seyahat etmesini sağlayacak, onları teşvik edecek işler yapmalıyız. Değil mi ki ağlamayan bebeğe emzik vermiyorlar. Değil mi ki bütün liderler seçim meydanlarında bas bas bağırıyor.  Arif olana bunlar yeter.

 

 

25/05/2015

Yeni bir genel kurula doğru

 

Türkiye Otobüsçüler Federasyonu yeni bir genel kurula hazırlanıyor. Mayıs sonunda, bu hafta içerisinde tüm otobüsçüler Ankara’da bir kez daha buluşacağız. Ankara’daki Büyük Anadolu Otelini artık ezberledik. Olağan ve olağanüstü genel kurullarımızda hep oradayız. Eskiden Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı hep aramızda görürdük; bakalım bu genel kurulumuza da katılacak mı?

2011 Genel Kurulu’nda dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da yer almıştı. Bu genel kurul için de kendilerine davet gönderilmiş. Eğer bizi muhtarlar, sanayiciler, İstanbullu minibüsçüler kadar değerli bulursa katılır… Katılmazsa biraz da dönüp kendimize bakalım derim. Aynı şekilde ilk kez seçimlere katılacak çiçeği burnunda yeni Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nu ve muhalefet liderlerini de genel kurulda görmeyi arzuluyoruz.

TOFED’in 10 yıl, 4 ay, 20 günlük yaşamında beş genel başkan gördük. İlki, kurucu başkanımız Sayın Galip Öztürk, bu sektörün lideri… Onun dedikleri; kızalım kızmayalım, beğenelim beğenmeyelim sektör açısından daima yol gösterici nitelikte söylemlerdir. Maalesef bu genel kurulda kendisi aramızda olamayacak. Burada bir parantez açmak istiyorum. Bu ülkenin saygın insanları bizzat Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi “paralel yapı” olarak adlandırılan bir oluşumun yargıdaki hükümranlığı sonucunda büyük mağduriyetler yaşadılar, özgürlükleri kısıtlandı. Aynı hukuksuzluktan nasibini alanlardan biri de Öztürk oldu. Şimdi Balyoz, Ergenekon, Hanefi Avcı, Aziz Yıldırım davaları düşerken, beraat kararları ardı ardına alınırken ve bu insanların özgürlüklerini ihlal eden sözüm ona hukuk adamlarının yargıdaki faaliyetlerine son verilirken, Galip Öztürk’le ilgili iddia ve ithamların da bağımsız yargıda bir daha gözden geçirilmesini, Öztürk’ün yeniden yargılanmasını istiyoruz. Çünkü biz, çünkü ben, Galip Öztürk’e inanıyoruz.

Galip Öztürk’ten sonra önce Ahmet Yalamanoğlu, sonra Mustafa Yıldırım, ardından Rüştü Terzi ve son olarak da iki dönemdir Mehmet Erdoğan TOFED Genel Başkanı olarak görev yaptılar. Bu genel kurulda başkan değişecek mi, göreceğiz. Eğer değişmezse tüzüğün değişmesi gerekecek. Bu beş genel başkan da sektör lehine bir şeyler yapmak için çaba harcadılar. Gün geldi eksikliklerini gördüğümüzde eleştirdik, gün geldi başarılarına tanıklık ettiğimizde alkışladık.

Şimdi yeni bir dönem başlayacak. Umarım bugüne kadar dile getirdiğimiz eleştiri ve önerilerin daha fazla dikkate alındığı bir sürecin içine gireriz.

Genel Kurula başarılar diliyorum.

 

 

18/05/2015

Edirne’nin trafik sorunu

 

Türkiye Otobüsçüler Federasyonu Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve Trakya Otobüsçüler Derneği Başkanı olarak defalarca dile getirdim bu sorunu ama bugüne kadar herhangi bir çözüme ulaşılamadı.

Edirne trafiğinde sıkıntılar var… Gökyüzünde uçan kanatlıların bile uçuş düzeni olmasına rağmen, Edirne’de trafik, sorunu halen çözülemiyor, maalesef trafik Arap saçına dönmüş durumda.
Evet, trafik kaosu bu çağın ve büyük kentlerin hemen hepsinin en önemli ve en çözümsüz görünen sorunu. Edirne’de durum aynı…

Örneğin Kıyık Caddesi Hamzabeyli Sınır Kapısı açıldı. Bir kaç defa dilekçe yazmama rağmen hala daha eski traktörler tarım aletleri sağda solda. Ayrıca Kıyık Caddesi’nde minibüs durakları var ve duraklara araç park ettiği için Lalapaşa, Süloğlu ilçelerinden gelen minibüsler mecburen yolcularını yol ortasında indirip bindiriyorlar.

Ben çok yer gezdim. Dünyanın belki üçte ikisini gezdim. Ama bu Edirne kadar, trafiği arap saçı olmuş bir trafik, trafiği keşmekeş olan başka yer görmedim. Cezai müeyyidelerin uygulanması gerekir. Yeni yerleşim bölgesinde iş olsun, torba dolsun, dostlar alış verişte görülsün kabilinden bazı şeyler oluyor. Yakın zamanda kaldırımda ekmeği elinde bir bayanı trafik canavarı katletti. Anlayabilmiş değilim. Dibimizdeki Bulgaristan’a gidin; tali yoldan ana yola çıkarsan stop yazar orada durup sağına solup bakmak mecburiyetindesin. Burada o kadar çok sorun var ki.. Biliyorum bazı etkililer yetkililer kızıyor. Trafik arap saçı. İnsanlar namaz için camiye, çay içmek için parka kahveye gider, yatmak için otele gider. Yeni yerleşim bölgesinde fabrika servis araçları belediye arabaları…

Halbuki bunların artık bir nizama girmesi lazım. Belli yerden kalkması lazım. Öğretmense işe gidecekse biraz erken kalkacak. Belirli bir yerden alınacak çalışanlar. Herkes evinin önünden yolcu alınırsa trafiği hali ne olur?

Ayrıca bu şehirde mutlaka ama mutlaka bisiklet yolları olmalı…
Hiç kimse iddia edemez ki Türkiye Almanya’dan zengindir. Gidin Almanya’ya çoğu ulaşımı bisikletle yapılıyor. Almanya’dan çok mu zenginiz de her yere araba ile gidiliyor?

Burada belediye başkanımız çok çok güzel işlere imza atıyor da ilk iş olmazsa olmaz bisiklet yolu. Bisiklet yolu olsa çoğu insan işine bisikletle gidip gelir. Bisiklet hem spordur, hem DE bisiklet kullanımı ile hava kirliliği önlenecektir. Ben Edirne Valisi’ne de sitem ediyorum. Öyle ağaçla uğraşacağına buyursun bisiklet yolu yapımını sağlasın ki hem dışarıdan gelen akaryakıta para ödemeyeceğiz, hem zehir solumayacağız, hem insanlar spor yapıp zinde olacaklar. Bunlar küçük meseleler gibi görünüyor ama aslında değiller.

Öğrenci kardeşlerime de sitemim olsun. 25 kuruş için sesleri ayyuka çıkıyor. Ama Ayşekadın’dan minibüse- otobüse binip de Orduevi veya Aşiyan’da inilmesi abesle işgalden başka bir şey değil. Ben her gün bir saatten fazla yürüyüş yapıyorum. Sağlığımız için yürüyoruz. Edirne Valisi, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü’ne sesleniyorum. Acil olarak bisiklet yolu yapılmalı. Yapıldığında Edirne trafiği rahatlayacak. Kirli hava da önlenecek. Ben 1970 yılından beri ağır vasıta ehliyetine sahibim ve şehir içinde trafikte 50’yi geçmiyorum. Tek şoför olarak Hacca gitmişim, Mekke Medine oradan Rusya’ya gitmişim, 50 ile gidiyorum. Arkamdaki yeni yetme beni rahatsız ediyor. Ambulanslar için de yollar olmalı. Uzakdoğu’da bisiklet çok yaygın olarak kullanılan bir araç. Ağaçmış düzenlemeymiş bunları geçelim önce bisiklet yolu. Bu şehrin disipline edilmesi gerekir,

Her yerde trafik teröristleri var. Adam yaya kaldırımına gelmiş kaldırımda bir hamile bayan var veya yaşlı bir insan var. Kırmızı görmüş bir boğa gibi üzerine sürüyor arabayı. Utanıyorum gerçekten, ben yetkilileri göreve davet ediyorum. Vazife namustur.

 

11/05/2015

SEZONA AZ KALDI HAYDİ HAYIRLISI

Sayılı gün çabuk geçer demiş atalarımız. Biz otobüsçülerin hacı bekler gibi dört gözle beklediğimiz sezon ufukta göründü. Bakacağız ki göz açıp kapayana kadar umudumuzu, kaderimizi bağladığımız sezon gelecek. Okullar tatil olacak. Türk insanı memleketin, sahillere, tatil yörelerine akın edecek. İşte o zaman değme otobüsçünün keyfine. Yirmi yıldan beri ben ve sektör gazetelerinde köşe yazısı yazan yazar arkadaşlar her sezon öncesi birer ikişer sezonla ilgili yazılar yazarız.  Ama yazsak ne yazar, yazmasak ne yazar. Hani ‘ali yazar veli bozar’ misali yazdıklarımız sanki suya yazmışız gibi aynı tas aynı hamam, bizim otobüsçüler yine bildiğini okur. Hani ayı kırk masal bilirmiş kırkıda armutla ilgili, biz otobüsçülerin de en güzel bildiği de rekabettir.

Tarih tekerrürden ibarettir derler demesine ama M. Akif Ersoy da bu söze karşı ‘eğer insanoğlu yaptığı hatalardan ders alsaydı yani aynı çukura iki kere düşmeyecek kadar akıllı olsaydı, tarih tekerrür etmezdi’ demiştir.

İlk özel uçaklar yolcu taşımaya başlayınca tüm otobüsçüler ne kadar tedirgin olmuş, endişelenmiş, telaşlanmış, felaket senaryoları konuşur olmuştuk. Ama baktık ki boşuna tedirgin olmuşuz, boşuna endişelenmişiz. Sezonda Türk yolcusunu taşımakta otobüsçüler bile zorlanıyor.  Özel uçaklar sefere başladığında Metro Turizm kaç milyon yolcu taşıyordu 2014’te 23 milyona yakın yolcu Metro Turizm tarafından taşınmış. Bu yıl Metro Turizm’in hedefi bildiğim kadarıyla 26 milyon kişiyi sevdiklerine kavuşturmak.  Metro Turizm’in parolası ‘aklınızda neresi varsa oraya Metro var’ idi. Şu an Türkiye’nin 78 vilayetinde binlerce yerleşim yerinde Metro Turizm var.

Malum korkunun ecele faydası yok. Yıllardan beri yolcu potansiyeli artıyor, yolcu çoğalıyor. Önemli olan biz otobüsçülerin birbirimizin kuyusunu kazmayıp, fiyatta rekabet değil hizmette rekabet yapmamız, soğukkanlı olmamız, hemen panikleyip fiyatları indirmememiz.

Çorlu – Ankara arasında Anadolu Jet’in uçak seferleri var. Fiyatlar 90 TL, 150 TL, 300 TL, hafta sonları en ucuz bilet 300 TL. Otobüsler de yıllardan beri Edirne – Ankara hafta içi, hafta sonu, sezonda, tatilde, bayramda, seyranda 70 TL. Yazıyla YETMİŞ LİRA. Boynuz kulağı geçermiş ya, özel uçaklar otobüsçülükten çok uzun yıllar sonra yolcu taşımaya başladılar, ama fiyat paketi kararında biz otobüsçüleri fersah fersah geçtiler. Bende uçak şirketlerini takip edelim feyz alalım. Vesselam.

04/05/2015

Otobüsçünün hizmet aşkı…

İnsanlar ait olma duygusuyla yaşarlar. İster istemez bir takıma, bir ülkeye, bir dine ait olmak isterler. Biz de bu yeryüzünde yaşayan milyonlarca insandan farklı değiliz. Biz, bir şehre, bir takıma, bir ülkeye aitiz ama bir o kadar da bir sektörün temel taşlarıyız. Otobüsçüler hizmet sektöründe, sadece işlerini yapıp para kazanmazlar, bir de insan kazanırlar. Bu, müşteri sadakatidir ve çığ gibi büyür. Bazıları bunun farkına varmadıkları için, başarılı olanların önüne engel olmak için dikilirler. Başarılı olanlar da tıpkı su gibi ya çevresinden dolanır ya da üzerinden aşar. Çünkü hedefleri sadece para kazanmak değildir, başkalarının da kazanması için önayak olmaktır. Her yer her zaman güllük gülistanlık olmaz. Bazen hava soğur, bazen yağmur yağar, bazen de kar, tipi fırtına çıkar. Ama hep biliriz ki her gecenin sonunda muhakkak ve mutlaka güneş doğar. Şimdi, buna da bağlı olarak birbirini kandırarak, haksız rekabet yaparak, hile ve desise ile ham hum şaralop yapanlar bütün kazandıklarını bir gecede kaybederler. İşini iyi yapanlar, ahlaklı olanlar, hileye boyun eğmeyenler yavaş ama güvenli gider menzile. Son dönemlerde üzerinde durmak istediğim bir konu var: Paralel. Devletin paraleli olmaz, ama derinde yatan güçler, sanki başkasıymış gibi kendini gösterip subaşını tutmaya kalkıştı. Açığa çıkınca da ne yapacaklarını bilemeyip ihlaslı, ahlaklı insanlara çamur atmaya kalkıştılar. Hepsi bir bir çıktı ortaya. Hepsi teker teker açığa çıkarıldı. Bıçakla kesilir gibi kesilip atılamadığı için zaman alacaktır temizlenme. Ancak tam da burada önemli bir nokta var. Yerinden yurdundan edilenler, işinin başından uzaklaşanlar, evlerini barklarını bırakmak zorunda kalanlar; bir başvurdu, iki başvurdu, üç başvurdu… Baktı ki sonuç alamıyor, bu kez de yatırımlarını dışarı götürmeye başladı. Biliyorum ki içi kan ağlıyor, biliyorum ki gece gündüz burada bıraktığı işi, çalışanları ve ailesi için ne yapsam da onlara bir faydam dokunsa diye hesap kitap yapıyor. Yetkililere sesleniyorum: Otobüsçüler halka hizmet için vardırlar. Bir fabrika fiyatına, altından yel geçen otobüsle halka hizmet etmeye çalışırlar. Onlarca örnek verebilirim, hata olduğu görülünce davalar düşürüldü, insanlar işlerinin başına döndü. Peki, otobüsçü için niye bu zulüm? Otobüsçünün halka ve hakka hizmeti parayla pulla ölçülmez. Otobüsçünün aidiyet duygusu gelişmiştir. Otobüsçüyü küstürmeye gelmez

27/04/2015

NİÇİN? NİYE? NEDEN?

Roman Mehter Takımı: Mehter sevgi, birlik ve kahramanlık ocağıdır. Ve tarihin en eski askeri bandosudur. Kökü Orhun Kitabelerine kadar uzanmaktadır. Yavuz Sultan Selim ve oğlu Kanuni Sultan Süleyman mehtere çok önem vermişlerdir. Kanuni’nin Viyana kuşatmasına 200 mehterle gittiği tarih kitaplarında yazmaktadır.

Edirne’nin değerli ve çalışkan Valisi Dursun Ali Şahin’in gayretleriyle Edirne’de de bir mehter takımı kuruldu. Gerçi Edirne’de mehter takımı çok çok önceleri kurulmalıydı. Ama ne hikmetse kurulmadı veya kurulamadı. Hatta bir kaç zaman önce tarihi Kırkpınar Güreşleri Davul Zurna Ekibi, tarihi Sarayiçi Er Meydanı’nda mehter olmak istiyoruz diye pankart açıp yürümüşlerdi. Mehter takımının Edirne’de kurulması her Edirneli gibi beni de çok heyecanlandırdı ve bahtiyar etti. Seksenli, doksanlı yıllarda otobüslerimizle Almanya’ya yolcu taşıdığımız dönemlerde, ben direksiyondayken Bulgaristan’da, Sırbistan’da, Macaristan, Romanya, Çekoslovakya, Polonya, Avusturya, Almanya da hep mehter marşı dinlerdim. Tuna Nehri’nin üzerinden geçerken mehter marşını dinlerdim. İnsana büyük bir keyif ve mutluluk verir. Gerçekten yıllardan beri benim telefonumun fon müziğinde de mehter marşları çalar. Torunlarım Batıkan ve Balkan’da doğduklarından beri mehter marşını çok severler, ısrarla mehter marşının çalınmasını isterler.

Edirne’de mehter takımının kurulması iyi, hoş, güzel oldu olmasına ama adı niçin, niye, ne hakla otuz beşe bakla misali ‘Roman Mehter Takımı’ oldu. Biz Edirneliler, hele biz Altunhan ailesi Roman kardeşlerimize Roman demeyi bile ayıp kabul eder zül addederiz. Kardeşim Mustafa’yı Roman gençlere kurşunlattılar ama işletmelerimizde, çiftliklerimiz de yüzlerce Roman gencine iş vermekteyiz, vermeye de devam edeceğiz. Mehter takımını Edirne Valiliği kurmuşsa mehter takımının adı ‘Edirne Valiliği Mehter Takımı’ olmalıydı. Roman mehter takımı adı insanları ayrıştırmak, hatta hakaret etmek değil midir? Bence çokta abestir. Bu sebeple acilen bu yanlıştan dönülmeli Edirne’de yeni kurulan mehter takımının adı acilen, ivedi olarak Edirne Valiliği Mehter Takımı olarak değiştirilmeli, lanse edilmeli vesselam.

20/04/2015

Gücümüzü göstermenin tam zamanı

‘Hayat siz plan yaparken başınıza gelenlerdir’ diye bir söz var. Biliyorsunuz ben de çok sık kullanıyorum. Yaşlılar, her şey olacağına varır derdi. Aynı minvalde iki söz… Biri bizim atalarımızın diğeri ünlü bir şarkının mısrası. Peki, hayat hep kendi bildiği gibi mi gider? Hayır tabii ki… İnsanoğlu, Allah’ın izniyle aklını kullanmayı başardıkça kendisi ve çevresi için daha iyi, daha güzel, daha doğru şeyler yapmaya başladı. Yine de “kader” dediğimiz o önemli ayrıntıyı unutmamalıyız. Bundan 100 yıl önce Ankara-İstanbul arasında yolculuk 36 saat kadar sürerken, bugün -trafiğin yoğunluğuna bağlı olarak- 3,5-5 saat sürüyor. Her şey dijital oldu, yollar düzeldi, genişledi, geliş gidiş oldu… Araçlar daha konforlu, daha güvenli ve daha ergonomik. Bir de koltuk arkası ekranlarla zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile.

Noktadan noktaya seyahat imkânı veren karayolu yolcu taşımacılığı sektörünün hizmet kalitesini daha da arttırması için el birliğiyle çalışmamız, bir şeyler yapmamız gerek. Tam seçim arifesinde, sezonun da hemen öncesinde seçime girecek siyasi partilerle oturulacak bir müzakere masası sadece biz otobüsçüleri değil, yolcuları da rahatlatacak, kaçan yolcuyu tekrar sektöre kazandıracaktır. Bu, bir yanıyla ülke ekonomisinin kalkınması da demektir.

Bizim otobüsçüler olarak devletten daha doğrusu devleti yönetmeye aday olan siyasetçilerden beklediğimiz tek bir şey var: Hizmet sektörünün gözetilmesi. Hak ettiği oranda, hak ettiği ölçüde gözetilmesi, asla korunup kollanması değil. Bu nedir? Bu, akaryakıtın otobüsçülere daha az vergilendirilmiş bir şekilde verilmesidir. Yani, akaryakıtın üzerine yüklenen onca vergi, ister istemez bilet fiyatlarına yansıyor. Hatta verginin vergisi de geldiği için üstüne, hepimiz ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Hele de son dönemlerde olduğu gibi hemen her gün mazot fiyatları değişirken…

Hayatın, başımıza gelenlerden çok bizim yaptığımız planlar çerçevesinde yürümesi, yani aklımızı kullanmamız için önümüzde bir şans var. Buradan sektörel dernek ve federasyonlara sesleniyorum: Otobüsçünün sorunlarını anlatın. Kim, hangi parti bizim sorunlarımıza vakıfsa ve çözüm bulacağını vaat ediyorsa, hepimiz o partiye oy verelim. Otobüsçüler; firma çalışanları, araç personelleri, terminal çalışanları, konaklama yerlerinde hizmet verenler ve tedarikçiler de eklenince oy potansiyelimiz bütün partilerin ilgisini çekecektir. Bu güne kadar ne dedilerse yaptık. Kabul ettikçe uysal koyun sandılar bizi. Şimdi gücümüzü göstermenin tam zamanı!

 

13/04/2015

EDİRNE SOKAKLARI OTOPARK DEĞİL

 

Başlığımız  “Edirne sokakları otopark değil“ ama, şehrimizin sokakları tam anlamıyla otopark olarak kullanılıyor.

Araç parkı olarak kullanılan yollarda temizlik şirketi temizlik dahi yapamıyor. İnsanlarımızın bu kadar duyarsız olması beni üzüyor.  Buralara zorunlu olarak girmek isteyen araçlar giremiyorlar. Edirne trafiği sadece merkezde bir iki caddeden ibaret değil. Bu kentin diğer sokakları, caddeleri de var. Yetkililerimizin soruna, Edirne’nin diğer caddelerini de dikkate alarak eğilmesi gerekiyor.

Şu an Edirne’nin ana arterleri dışında caddeleri dikkate alınmıyor. Ben işim gereği çok seyahat eden bir insanım. Erzurum’a yaptığım seyahatte oranın trafiğine hayran kaldım. Kar yağmasına karşın trafikte bir nebze bile aksama olmadı.  O kar buralara yağmış olsa herhalde trafiğimiz felç olur. Edirneli araç sahiplerimiz nerede ise araçlarını asansöre koyacaklar. Bizim halkımızın arabaya binme sevdası öyle üst düzeydeki en kısa mesafeye bile araçlarıyla gidiyorlar. Yürüme alışkanlığımız yok. Araçlarımızı yakın mesafede park edecek yerler olmasına rağmen olduğumuz yere park ediyoruz.  Bunun sonucunda da Edirne sokakları park yerine dönüşüyor.

KIYIK CADDESİ OTOPARKTAN FARKSIZ

Başta Kıyık Caddesi olmak üzere kentin bütün sokakları otopark konumunda. Avrupa ülkelerinde insanlar araçlarını yüzlerce uzaktaki park alanlarına park edip ev ve iş yerlerine yürüyerek gidiyor. Edirne için Bursa’nın oğlu,  İstanbul’un babası deniyor. Floransa’dan sonra en çok tarihi esere sahip kent olan Edirne böyle olmamalı. Özellikle Kıyık Caddesi, Bostanpazarı yolları otopark gibi, yolların iki yanına park eden araçların önüne geçilmeli ve Edirne sokakları otopark alanı olmaktan kurtulmalı.

Şu anda Trakya Otobüsçüler Derneği Başkalığını da yürütüyorum, ayrıca Türkiye Otobüsçüler Federasyonunda Merkez Yönetim Kurulu’nda yer alıyorum. Bölgemizin ve ülkenin ulaşım sorunlarıyla yakından ilgiliyim. Bizim mesleğimiz bu. Edirne dışında Trakya’nın büyük bir ulaşım firmasının yönetim kurulu üyesiyim. Ben konuşmalarımda örnekleri atasözleriyle belirtirim. Ne denir gökyüzünde uçun kuşların daha hava boşluğunda bir uçuş düzeni vardır. O yolu izlerler. Ama Edirne’de trafiğin bir düzeni hiç olmadı. Ne yazık ki yıllardır gündeme getiriliyor. Edirne şehir içi trafiğine bir düzen getirilemedi. Saldım çayıra mevlam kayıra misali gidiyor. Bu konuda sayın Valimizden, sayın Emniyet Müdürümüzden rica ediyorum. Edirne’de şöyle bir sokak aralarına girsinler, durumu kendi gözleri ile görsünler.  Kentin sokaklarının özellikle geceleri ne durumda olduğuna tanık olsunlar. Allah esirgesin bir yangın durumunda bu sokaklara itfaiye nasıl girecek? Yangın nasıl söndürülecek.  Yolların her iki yanı araç park alanı haline gelmiş. Edirnemiz turizm kenti oldu diye övünüyoruz.  Bir Avrupa kentinin şehir içi görüntüsü böyle mi olmalıdır?

 

Bu nedenle Valimiz ve Emniyet Müdürümüzün Edirne’nin trafik ve açık otopark sorununa el atmalarını rica ediyorum. Ki, Edirne trafik anlamında hak ettiği noktaya gelebilsin.

 

06/04/2015

ETUS’a yakışmadı

“ETUS toplu taşıma midibüs şoförlerinin, yaşlı taşıma kartı sahiplerine karşı olan onur kırıcı davranışlarının artarak sürdüğünü duyurduk. Olaydan bende nasibimi alınca söylenenlerin gerçek olduğunu anladım. 18 Mart Çarşamba günü Yaşlılar Haftası’nın başlangıcıydı. Diş Hastanesi’nden çıktım, karşısındaki duraktan midibüse bindim. Edirne’ye doğru gidiş yönünde iki durak sonra yolcularla beraber bende indim. Şoför bana dönüp “Niye bindin niye iniyorsun, yürüsene, bedava diye biniyorsunuz” dedi. 82 yaşında olduğumu, ayak bileklerimde sinir ucu iltihabı, sol ayağımda da siyatik olduğunu bastonla yürüdüğümü söyledim. Araya diğer yolcuların girmesiyle şoförün kaba davranışı ve sözlerini sineye çektim. Edirne Belediyesi ve ETUS ilgililerine duyuruyorum. Lütfen konuyla ilgilenin ki, yasanın verdiği hakkı kullanan insanları hor görüp, hakarete varan davranışta bulunmasınlar. Bu gün için bu tavrı sergileyen şoförler genç ve sağlıklı olabilirler. Yarın ne olacakları belli olmaz. Saygı duymadıkları, hakaret ettikleri yaşlılardan daha kötü duruma gelebilirler.”

Gönül arzu etmez amma!

Yukarıdaki yazı Edirne’de yayınlanan Hudut Gazetesi Yazarı Hüsamettin Eriten’in 25 Mart tarihli köşe yazısıdır. Devlet 65 yaşından gün alanların şehir içi ulaşımdan ücretsiz faydalanmalarına karar vermişti ve tüm Türkiye’de de bu kural bir süredir uygulanıyordu. 82 yaşında, bazı hastalıklardan muzdarip, üstelik gazeteci olan muhterem bir insana Edirne gibi cumhuriyetin kalesi, medeni bir şehirde hakaret edilmesi, onuruyla, gururuyla oynanması muhakkak ki okuyan, sağduyulu vatandaşları çok üzmüştür. Bu konuda Edirne Valisi’nin, Edirne Belediye Başkanı’nın, ETUS Başkanı’nın söyleyeceği bir şeyler mutlaka vardır diye düşünüyorum. 65 yaşından yukarıları taşımak istemeyen kurumlar, kuruluşlar, idari mahkemelerde dava açıp kararı iptal ettirebilirler buna da saygı duyarız. Ama 82 yaşındaki bir gazetecinin alenen horlanmasının hakaret edilmesinin savunulacak bir yönü olamaz!

 

 

30/03/2015

BÜYÜK EDİRNE SİNAGOGU-BÜYÜK EDİRNE VALİSİ

Edirne’de bulunan, Avrupa’nın üçüncü büyük sinagogu, beş yılda 5 milyon liraya yakın para harcanarak onarıldı ve kalabalık bir cemaatin katılımıyla, görkemli bir törenle ibadete açıldı.

Aylar önce değerli ve başarılı Edirne Valisi Dursun Ali Şahin’in verdiği bir beyanattan, cımbızlanarak çekilen bazı kelimeler ve çarpıtılan ifadeler ile anlamsız bir şekilde Vali hakkında yalan yanlış yazılar yazıldı.

Televizyonlarda gördüğünüz, gazetelerde okuduğunuz gibi baştan aşağı onarılan sinagog, Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç, değerli Edirne Valisi Dursun Ali Şahin, başarılı Belediye Başkanı Recep Gürkan, Yahudi cemaatinden bir çok misafirin katılımı ile görkemli bir şekilde açıldı.

Hadi bakalım iftiracı kalemşörler yanlıştan dönmenin bir erdem olduğunu, balçıkla güneşin sıvanmayacağını anlayacak, Sezar’ın hakkını Sezar’a, başarılı Vali Dursun Ali Şahin’in hakkını da sayın valiye verecek kadar erdemli olabilecek misiniz?

Birçoğunuzun gözlerine at gözlüğü taktığını ve istişarenin sünnet olduğunu idrak edemediğinizi düşünüyorum. Bence kendi çalan, kendi oynayan, kendi yazıp kendi okuyan zavallılarsınız. Hele bir yerinizden kalkın da Edirne’ye gelin. Sizlere Edirne’nin meşhur tava ciğerinden, köftesinden, badem ezmesinden ikram edelim. Halkın arasına girin, konuşun, istişarede bulunun. Büyük sinagogun harap olma, onarılma ve görkemli bir törenle kalabalık bir cemaat eşliğinde açılışını gözlerinizdeki at gözlüklerini çıkartıp izleyin. Öyle üç beş danışmanın yazdığı yazıların altına imzanızı atıp, kin, nefret, iftira dolu, aslını astarını bilmediğiniz yazılara alet olursanız, mahcup ve madara olursunuz. Gerçi utanmayana ayıp yokmuş vesselam…

23/03/2015

 X-RAY’A  SON

Hani derler ya acemi nalbant, nalbantlığı gavurun eşeğinde öğrenirmiş. Ne hikmetse gelen her Ulaştırma ve Gümrük Bakanı da biz otobüsçüleri kobay veya deney tahtası olarak kullanmak için yeni kararlar alıyor, kararnameler çıkarıyor, dayatma yapıp otobüsçüleri telafisi mümkün olmayan zararlara sokuyor. Haliyle zarara sokulan sadece otobüsçü değil, ülke ekonomisi de büyük zarara uğratılıyor. Son Gümrük ve Tekel Bakanı, bakanlığa bir atandı, pir atandı, ayağının tozuyla belki de bakanlık koltuğuna oturmadan x-ray uygulamasını başlattı. Sanki yurt dışına çalışan tüm otobüsçüler potansiyel suçlu. İşleri güçleri kaçakçılık yapmak.

Gazetemiz tüm Türkiye’de okunduğu takip edildiği gibi bakanlıklar nezdinde de okunuyor, takip ediliyor. Ben bu arada bir sektör mensubu, Trakya Otobüsçüler Dernek Başkanı ve TOFED Merkez Yönetim Kurulu üyesi olarak soruyorum; Gümrük Bakanı’nın keyfi olarak başlattığı, aylarca otobüsçüye adeta zulüm eden, işkence çektiren, yolcuları canından bezdirip, burnundan solutan, Türkiye’ye gelen turist sayısında büyük bir düşüş yaratan, x-ray uygulamasıyla ülke ne kazandı, ne kaybetti ve x-ray uygulamasından niçin vazgeçildi?

Çünkü bu x-ray denen ucube uygulama insan haklarına da, sosyal hukuk devleti kurallarına da, eşyanın tabiatına da, insan vicdanına, etik değerlere, meslek adabına da taban tabana zıt ve aykırı bir uygulamaydı. Evet, yanlıştan dönmek bir erdemdir. Ama bu yanlış niye, niçin, neden yapıldı. Otobüsçülerin, yolcuların gördüğü zulmün, çektikleri çilenin hesabı kimden, nasıl sorulacak? X-ray uygulaması Nasrettin Hoca’nın kar helvasına cuk diye oturuyor. Hani Hoca bir kaba kar koymuş şekeri de üzerine boca etmiş. Ne yapıyorsun hoca? diyenlere kardan helva yaptım demiş. Hoca helva nasıl oldu diyenlere de vallahi kardan yaptığım helvayı bende beğenmedim demiş. Sezar’ın hakkını Sezar’a, yiğidin hakkını yiğide, TOFED’in hakkını da TOFED’e verelim. X-ray uygulaması için çok uğraş veren TOFED’i, TOFED başkanını, TOFED yönetim kurulu üyelerini tebrik edelim, kutlayalım. Sağ olsunlar, var olsunlar.

16/03/2015

Açık mektup…

Sayın Edirne Valisi, Sayın Edirne Belediye Başkanı, Sayın İl Jandarma Komutanı, Sayın Edirne şehiriçi Trafik Şube Müdürü, Sayın Edirne Bölge Trafik Müdürü, Sayın Edirne Belediye Trafik Şube Müdürü, Sayın Edirne Belediye Zabıta Müdürü;

A1 tabir edilen araçlar yıllardan beri illegal olarak, yasa kanun tanımadan, belgelerine yazılanların yüzde doksanına uymadan, korsan olarak Edirne’nin her mahallesinden, her köşe başından yolcu taşımaktadırlar. Bilhassa tıp fakültesinin içini ve tıp fakültesi karşısındaki durağı adeta kurtarılmış bölge haline getirmişlerdir.

Belediye Meclisi’nin ve İl Trafik Komisyonu’nun aldığı kararlar gereği A1 belgesiyle korsan yolcu taşımacılığı yapan bu araçların şehir içine girmeleri yasaklanmış olmasına rağmen bu korsanların faaliyetleri niçin niye engellenmemektedir?

İlçelere yolcu taşıyan diğer araçlar otogarda araçların fiziki durumu, takometresi, şoförlerin çalışma süresi trafik yetkilileri tarafından çok dikkatli olarak incelenmekte iken illegal olarak korsan taşımacılık yapan A1 belgeli araçlar hiçbir şekilde kontrol edilmemektedir.

Otogardan yasalara uygun olarak ilçelere yolcu taşımacılığı yapan araçları, şoförleri düzenli olarak kontrol edilen araçların sahipleri maddi zarara uğramaktalar bu çifte standardın önlenmesini haklı olarak istemekteler. Ve sizlerden yasaların uygulanmasını, A1 belgesiyle korsan taşımacılık yapan araçların sıkı bir şekilde kontrol edilerek disipline edilmesini, Edirne’de yolcu taşımacılığı yapan tün araçların eşit şartlarda çalışmasının sağlanmasını haklı olarak istemektedirler.

Bizler sizlerden sadece yasaların uygulanmasını gereken kontrollerin yapılmasını, çifte standardın önlenmesini rica ve istirham ediyoruz.

09/03/2015

TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE METRO VAR

Metro Turizm’in 2 Mart tarihindeki teslimat töreni etkinliği için doğunun Paris’i Erzurum’daydık. Erzurum nevi şahsına münhasır çok güzel bir şehir. İnsanları da daha bir güzel,  daha bir sevecen, daha bir misafirperver. Malum Metro Holding durmak yok yola devam ve bisiklet hareket etmezse devrilir felsefesiyle dur durak bilmeden yatırım üzerine yatırım yapıyor. Filosuna teknoloji harikası 2+1bir suit otobüsleri katıyor.

Duayenimiz rahmetli Kamil Koç ne demişti, ‘Dostun eskisi otobüsün yenisi.’ Metro Holding’in sahibi Galip Öztürk de 1992’den beri habire yılmadan, engel tanımadan her yıl Metro turizmin filosunu yeni otobüslerle güçlendiriyor. Kriz gelmiş, dolar, Euro yükselmiş, uçaklar, hızlı trenler devreye girmiş, devlet hızlı trene, uçaklara bedavadan ucuza yakıt veriyormuş, hızlı treni, uçakları esas oğlan gibi koruyor kolluyormuş, otobüsçülere üvey evlat muamelesi yapıyormuş, korsanlar tarafından otobüsçülerin yolcuları çalınıyormuş, Ulaştırma Bakanlığı korsanları kontrol etmiyormuş…

Bunlar Galip başkanın hiç umurunda değil. O kararlı ve emin adımlarla yılmadan, yorulmadan yeni otobüsler almaya, yeni hatlar açmaya devam ediyor. Parolası ‘Nereye gitmek istiyorsanız oraya Metro var’ ve bugün 81 ilin 77’sinde Metro var.

Atalarımız ne demiş, bir elin nesi var i ki elin sesi var, birlikten kuvvet doğar. Galip Başkan da 1992’den beri değerli, becerikli, idealist, cesur, donanımlı, tecrübeli, işini çok iyi bilen profesyonellerle çalıştı ve çalışmaya devam ediyor. Şu an Metro Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı ve genel müdürü, takım kaptanı Şenol Ayyıldız tahmin edilemeyecek kadar özverili, çalışkan, otobüs sektörünün çok uzun yıllardan beri içinde olan, rakip firmalarla bile çok iyi ilişkiler içinde olan, sempatik, kırk kralla barışık, tuttuğunu koparan, gerektiğinde aylarca evine gitmeyen, idealist, profesyonel tabiri caizse tam bir atom karınca… Haliyle Galip Başkan da takım kaptanı Şenol Ayyıldız’a inanıyor, güveniyor. Tam yetki veriyor ve Şenol  Ayyıldız da Galip Başkan’ın güvenine layık olmak, Metro bayrağını en yukarı dikmek için gece gündüz, engel tanımadan, yılmadan, yorulmadan çalışıyor, çabalıyor. Tebrikler Galip Başkan, tebrikler Şenol Ayyıldız.

Umut Kahraman ve yönetim kurulunun idealist, profesyonel yöneticileri ve TOFED Başkanı Mehmet Erdoğan ile de da beraberdik Erzurum’da.  Erzurum Otobüsçüler Derneği’nin misafiri olduk. Dernek başkanı Selami Tan ve yönetim kurulu üyeleriyle saatlerce süren toplantı yaptık, dertlerini dinledik. Erzurum Otogarı mükemmel ama şehre çok uzak, korsanlar otobüsçülerin ekmeğini çalan tam bir baş belası. Uzay çağında otobüslerin kerelerce kantara sokulması bekletilmesi çok ayıp ve tam bir yüz karası. Yetkililer lütfen Erzurumlu otobüsçülerin feryatlarına ses verip, gadre uğramalarını, ekmeklerinin çalınmasını önlesin.

Hızlı tren, uçak, özel araçlar birde B2 belgesiyle korsan taşımacılık yapan araçlar ve bunlara göz yuman, yol veren, vazifesini, kontrolünü yapmayan idarecilere pes doğrusu. Erzurum Dernek Başkanı Selami Tan’a ve yönetim kuruluna bize gösterdikleri yakın ilgi ve misafirperverlikleri için teşekkür ediyoruz.  Sağ olsunlar var olsunlar.

Erzurum Ulaştırma Müdürlüğü, Erzurum Valisi, Erzurum Emniyet Müdürü de Erzurumlu otobüsçülerin haklı feryatlarını duysunlar. Gerekli kontrolleri emir vererek yaptırsınlar. Vazifelerini yapmanın hazzını yaşasınlar. Gadre uğrayan otobüsçülerin dualarını alsınlar.

02/03/2015

BÖYLE BAŞA BÖYLE TARAK

Hafızayı beşer nisyan ile maluldür.

Hafızayı beşer (insan hafızası)

Nisyan ile (unutkanlıkla)

Maluldür (sabittir)

Ne kadar güzel ve cuk diye oturan bir söz. Her bayram öncesi, bayramda, bayram sonrası, Bayrampaşa Otogarı’nın perişan hali, yolcuları, şoförleri, personeli deli divane eder. Sinirlerini en üst seviyeye zıplatır. Ama bayramlar geçer bir dahaki bayrama kadar hiçbir tedbir alınmaz, iyileştirme yapılmaz. Bayram gelir yine bildik, aşina olduğumuz keşmekeş, 7-8 saatte otogara giremeyen, otogardan çıkamayan otobüsler… Yayan yapıldak yollara düşen burnundan soluyan yolcular. Sinir küpüne dönmüş şoförler… Durum ‘tarih tekerrürden ibarettir’ sözünün ispatı gibi. Gerçi tarih tekerrürden ibarettir diyenlere Mehmet Akif Ersoy ‘eğer tarih tekerrürden ibaret olsaydı insanlar aynı hataları tekrar tekrar yapmaz, tarihte tekerrür etmez’ demiştir.

Edirne’yi de her sene sular basar. Niye basar,  çünkü nehir yatakları çamurla kaplanmıştır. Nehirlerin içinde kum ocakları oluşmuştur. Yağmurlar fazla yağınca, karlar eriyince komşu Bulgaristan da baraj kapaklarını açıverir ve Edirne’nin her yeri suya gark olur. Atatürk’ün Türkiye’ye hediyesi Karaağaç’ta yaşayanlar mahsur kalır, çiftlikler, işyerleri taşan su sebebiyle milyonlarca zarara uğrar. Yollar kullanılamaz hale gelir, nehir kenarındaki bütün verimli topraklar kumdan şehir çölüne döner. Haliyle bir dahaki sel baskınına kadar etkililer, yetkililer kış uykusuna yatar. Tedbir, önlem almak hak getire… Kuvvetli yağmurlar yağınca, karlar eriyince yine eski manzara… Sel suları Tunca ve Meriç köprülerinin üzerinden aşar. Karaağaçlılar yine kaderiyle baş başa kalır. Pazarkule gümrük kapısından Yunanistan’a geçişe son…

Hafızayı beşer nisyan ile maluldür sözü yukarıda yazdıklarıma cuk diye oturmuyor mu? Yıllardan beri hem Bayrampaşa Otogarı’nın hem de Edirne’nin halini gözler önüne sermiyor mu? Ne diyelim böyle başa böyle tarak, böyle şapkaya böyle kalak desek amiyane mi olur.

23/02/2015

Vali bizim canımız, feda olsun kanımız!

Gün, günden ağır geliyor. Sel baskını yaşandı, ardından karakış bastırdı yer gök bembeyaz. Bir şeyler yapmak lazım. Herkes bir şeyler söylüyor söylemesine de çözüm önerisi yok. O ‘bir şey’ dediğiniz ne mesela? Edirne Valisi Dursun Ali Şahin, vatandaşın sağlığı, rahatı ve huzuru için elinden geleni yapıyor. Yüzyılın felaketi olan sel baskınında Meriç’in kıyısından ayrılmadı, bütün çalışmalara yerinde nezaret etti. Benzer sorunlar bir daha yaşanmasın diye yeni yollar, yeni köprüler yapılması için talimat verdi. Türkiye’nin en önemli sorunu, bana göre sağlık. Sağlık konusunda da girişimleri var Sayın Vali’nin. Tuzu azaltmak, şekeri kısmak gibi… Bazı münafıklar cimriliğe yormuşlar bunları. Oysa biz dışarıda yediğimiz her yiyecekten haddinden fazla tuz yükleniyoruz. Ayrıca Çin tuzu denilen, bir çeşit tuzun kullanılmasının da önüne geçilmesi gerekir. İşte sadece bu nedenlerle bile Dursun Ali Şahin doğru yapıyor. Tabii, şeker de öyle. Şekerin fazlası zarar. Hele bir de rafine edilmişse hepten zararlı. Rafine edilmemiş şeker var mı? Yok! O zaman, mümkün olduğu kadar az kullanmak gerekir. Zaten Sayın Vali de fazla şeker isteyenleri engellemiyor ki, isteyen ikinci hatta üçüncü şekeri de katar çayına. Ancak göz önünde olmazsa o bir şekerle yetinilir ve sağlık konusunda önemli bir adım atılmış olur.

Ulaşım başlı başına önemli bir konu. Hatırlarsınız, köprülerin kapalı tutulması üzerine, ulaşımın engellendiği üzerine çokça yazdım bu köşede. Ulaşım açık olursa, insanlar bir yerden başka bir yere ulaşabiliyorsa her şey rahat demektir, işler saat gibi tıkır tıkır işliyor demektir. Edirne, payitaht olması dolayısıyla, tarihi ve doğal güzellikleriyle, kültür birikimleriyle, Kırkpınar güreşleriyle sadece ülkemizde değil dünyada da ilgi çeken bir şehir. Önemli, ama ulaşımı yok! Olur mu? Sizin aklınız alıyor mu? Selimiye’yi, Şifahane’yi gezmeden Edirne gezilmiş sayılabilir mi? Karaağaç yolunda dere boyunda oturup bir demi kıvamında çay içmeyince yorgunluk atılabilir mi? Demek ki ulaşımı açık tutmak gerekiyor. Bu, sadece şehir içi ulaşım anlamına gelmesin. Edirne’nin konumu gereği Yunanistan’dan, Bulgaristan’dan gelen günübirlik turistler için de geçerli, Almanya’da çalışan, memleketine ziyarete gelip giden işçilerimiz için de geçerli, tarihi ve doğal güzelliklerimizi görmek isteyen yerli yabancı gezginler için de geçerli. Yollar açık olursa esnafın işi açılır. Esnafın işinin açılması demek ekonominin canlanması demektir. Her taşın altından çıktığına göre ekonomiyi göz önünden ayırmamak gerekir. Her fani insan gibi, Sayın Dursun Ali Şahin’in de hataları olacaktır. Bizim buraların çok güzel bir sözü var: ‘Nazarlık’. Onlar Sayın Valinin nazarlığı olsun.

16/02/2015

SAMSUN VE GALİP ÖZTÜRK

“Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır” diye anlamlı bir söz var. Bence bu söz Galip Öztürk’ü çok güzel anlatmaktadır.

Ben Salim Altunhan bu güne kadar hiç kimseye yağ yakmadım. Yağcılık yapmadım. Yağdanlık olmadım. Kolpacılık yapmaya tenezzül etmedim. Galip Öztürk’ün de ne duygu sömürüsüne, yağcılığa ihtiyacı olmadığını herkes ve cümle alem gayet iyi bilir.

Galip Öztürk nev-i şahsına münhasır, idealist, çalışkan, akıllı, başarılı bir iş adamı, bizden, içimizden biri. Büyüklerin kardeşi, küçüklerin abisi, yaşıtlarının dostu. Malum meyve veren ağaç taşlanır. Hem de öyle bir taşlanır ki meyve ağacının üstünde ne meyve kalır, ne de yaprak.

Dinimiz sekiz günlük ömre dokuz gün çalışmayı, yarın ölecekmiş gibi ibadet etmeyi, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamayı emreder ve Peygamberimiz kıyamet koparken bile elinizdeki fidanı dikin diye öğüt vermiştir.

Muhakkak Galip Öztürk de yukarıda yazdıklarımı harfiyen uygulayan, tatbik eden, cesur, müteşebbis gözü kara bir iş adamı. Aynı zamanda Galip Öztürk hayırsever bir iş adamıdır. Türkiye’nin her yerine okullar, yurtlar, kreşler, sevgi evleri vs. vs. hayır kurumları yaptırmaktadır. Tabii en çok da Samsun’a, Samsun’lulara yardım etmekte, hayır kurumlarının daha çoğunu da Samsun’a yaptırmaktadır.

Haklıdır da çünkü kendi si o yörenin çocuğudur. Samsun’un Çarşamba ilçesinin Ayvacık köyünden çıkıp bugünkü Galip Öztürk olmuştur.

Galip Öztürk’ün Samsun ve Samsunlular tarafından çok sevildiğini, çok takdir edildiğini benim gibi herkes biliyor. Galip Öztürk malum yapı (Paralel) tarafından hedef seçildi, gadre uğradı, hapis yattı, aklandı ama malum yapı tarafından yine kıskaca alındı. Alakası olmayan bir olaydan ceza alması sağlandı ve bu ceza da kumpasla onandı.

Haydi bakalım Galip Öztürk’ün kadirşinaslı, vefalı  hemşehrileri… Karadeniz’in mert ve yiğit delikanlıları anaları, bacıları gün bu gündür. Gün Karadeniz’in vefalı, idealist oğlu Galip Öztürk ‘e sahip çıkma günüdür. Galip Öztürk’ün anasının ak sütü gibi hakkı olan milletvekilliğini Galip Öztürk’e hediye edin. Galip Öztürk’ü böylece onore edin. Yiğidin hakkını yiğide, Sezar’ın hakkını Sezar’a vermenin erdemini, onurunu yaşayın. İnanıyorum ki Galip Öztürk Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir.

Samsun’lular unutmayın zamanın Başbakanı şimdinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Galip Öztürk’ün suçsuz, günahsız, nahak yere suçlanıp, cezalandırıldığını Samsun’daki mitinginde tüm dünyaya duyurmuş, şikayet etmişti. Bundan sonrası Samsun’luların iradelerine, vicdanlarına kalmıştır. Ama ben inanıyorum Samsun’un yiğit, cesur, sağduyulu insanları, kendi çocukları Galip Öztürk’e sahip çıkacak ve O’nu Büyük Millet Meclisi’ne Samsun milletvekili olarak göndereceklerdir. Bizler de Samsunspor’u süper ligde seyretme zevkini tadacağız VESSELAM.

09/02/2015

Serhat şehri yeşil Edirne

Edirne Türkiye’nin Avrupa’ya açılan penceresi, Türkiye’nin, hatta Balkanların en büyük gümrük kapısı. Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası. Şehir değil, tarih kitabı. Şehirlerin sultanı, sultanların şehri. Dünyada en fazla tarihi eseri sinesinde barındıran dünyanın ikinci şehri. Açık hava müzesi, Osmanlı’ya 92 yıl başkentlik yapmış, koca Mimar Sinan’ın ölümsüz şaheseri Selimiye Camii’ni barındıran, Fatih Sultan Mehmet’in doğup büyüdüğü, ilim irfan aldığı, 7 dili ana dili gibi öğrendiği, İstanbul’un fetih planlarının yapıldığı, nevi şahsına münhasır Edirne’nin her sene birkaç kez sel baskınlarına maruz kalması, çile çekmesi, maddi manevi zarara uğraması makûs talihi midir? Yoka hükümetlerin vurdumduymazlığı, kör aymazlığı mıdır? AKP 12 yıllık iktidarında Türkiye’nin hemen her iline havaalanı ve bölünmüş duble yollar yaptı. İstanbul’da 3. köprü ve 3. havaalanının temellerini attı. Boğazın altından bile yol yapıp iki kıtayı birbirine bağladı. Ama ne hikmetse Edirne’ye de devamlı üvey evlat muamelesi yaptı. Doğal olarak da Edirneliler bunun nedenini merak ediyor.

Karaağaç da nevi şahsına münhasır çok güzel ve özel bir yerleşim alanıdır. Aynı zamanda, Türkiye’ye ve Edirne’ye ulu önder Atatürk’ün hediyesidir ve suyun ötesindeki tek kara parçasıdır. Aslında Karaağaç anlaşma sonrası Yunanlılara kalmıştı. Yunanlılar harp tazminatını ödeyemeyince Atatürk’ün çabalarıyla Edirne’ye yani Türkiye’ye katılmıştır. Bu sebeple Karaağaç özeldir ve özel ilgi gösterilmesi gerekir. Gerekir gerekmesine ama Karaağaçlı yıllardan beri tedirgindir. Son yıllarda Edirne’nin cazibe merkezi konumundaki Karaağaç maalesef cefa çekmektedir. Modern kafeleri, kahvaltı salonları, lokantaları, kaliteli hizmet anlayışı ile Edirnelilerin devamlı ziyaret ettiği bir yerdir. Fakat su baskınları yüzünden Karaağaçlı da Edirneli de perişan. Bir haftaya yakın bir süredir Edirne ile Karaağaç’ın hatta Pazarkule ve Kapıkule sınır kapılarının bağlantısı kesildi. Edirne’yi Karaağaç’a bağlayan karayolu harp sonrası bombalanmış gibi. Karaağaç’taki işletmecilerin halleri perişan.

Ulusal kanallardan Türkiye ve tüm dünya Karaağaç’ın çektiği çileyi izledi. 3 milyon Suriyeliyi barındıran ve besleyen devletimiz soruyorum; 3 bin kişinin yaşadığı Karaağaç’ı yaşadığı bu sel felaketlerinden kurtarmak o kadar çok zor ve yapılamayacak bir iş midir?

 02/02/2015

HAKKINI ARAMAYAN DİLSİZ ŞEYTANDIR

Şu anki Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis başkanı, bakanlar, milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı,  kuvvet komutanları, Emniyet Genel Müdürü, yargı erkinin en tepe noktasından en alt kademesine kadar amirler, müdürler, başlar, başkanlar velhasıl kelam 80 milyon Türk insanı öyle veya böyle otobüsle yolculuk yapmıştır.

Ve otobüs yolculuklarıyla ilgili çok ilginç, çok anlamlı, çok güzel anıları vardır. Hatta gençliğinde babasının yanında muavinlik yapan çoktur. Örneğin; usta ve değerli sanatçı Cengiz Kurtoğlu  Batum’da TOFED’in 10. yıl kutlamasında  sahneye çıktı ve babasının yanında otobüs muavinliği yaptığını, dolap anahtarını arka cebinde nasıl taşıdığını anlatarak herkesi güldürdü.

Birkaç zaman önce kara kış biraz kendini göstermişti. Bazı yollar ve bazı havaalanları kardan kapanmış hizmet verememiş, bazı yolların açılması biraz zaman almıştı. CNN Türk kanalının hava durumu editörü Bünyamin Sürmeli o günlerde öyle bir felaket tellallığı yaptı ki sanki Türkiye‘nin bütün karayolları kardan kapanmış, Türkiye’de hayat külliyen durmuştu. Bünyamin Sürmeli’nin o yalan yanlış fütursuz açıklamaları yüzünden otobüs yolcuları, yolculuk yapmamışlardı. Ama otobüsçüler asfaltları boş bırakmamak için üç, beş yolcuyla sefere cıktılar. Milyonlarca zarar ettiler.

Yüzden fazla derneğimiz var. Anlı şanlı, yandan çarklı, aslan gibi üç tane federasyonumuz var. Ben bu güne kadar bekledim bir tepki versinler diye ama, ne dernek, ne federasyon başkanlarından hiç kimse CNN Türk’ün hava durumcusu Bünyamin Sürmeli’ye ,’Hey Sürmeli sen yalan yanlış yaptığın hava durumu haberiyle yolcuların seyahatini engelledin, otobüsçüleri na-hak yere zarara soktun’ sorusunu sorma cesaretini göstermediler. Hatta bu sorumsuz Bünyamin’i ve kanalı mahkemeye vermediler. Türkiye Cumhuriyeti muz devleti değil hukuk devletidir. Ama ilk önce dernekler ve federasyonlar hakkın verilmeyip alınacağını, hakkını aramayanın dilsiz şeytan olduğunu idrak edecekler. Haklarını arayacak ve otobüsçüyü zarara uğratan şom ağızlı densizlerden hesap soracak kadar donanımlı ve cesur olacaklar.

VESSELAM.

26/01/2015

Parin İsmail eline, diline, düşüncene sağlık. Bir yazı ancak bu kadar güzel yazılır. Bir tez bu kadar mükemmel savunulur. Müsaadenle bu hafta ki köşemi senin yazına ayırıyorum.

Parin; sağ ol, var ol, şad ol, iyi ki varsın, iyi ki benim arkadaşımsın.

GALİP ÖZTÜRK VE YANILTILAN ADALET!
En güvenilir kurum adaletti.
Basına bakıyoruz onu da bozmuşlar.
Adaletin yanıldığını iddia eden binlerce vatandaş var.
Bunlarda biri Urfalı Recep.
İki şahit yüzünden ceza almış.
Beş yıl ceza yatmış.
Annesi ve kardeşleri uğraşmışlar.
Yeni deliller bulmuşlar.
Mahkemeye sunmuşlar.
Yargıtay cezasını bozmuş.
Yeniden yerel mahkemede cezası görülüyormuş.
Mutlu bir evlilik yapmış.
Geçenlerde bir kız çocuğu dünyaya gelmiş.
Daha sevinemeden hevesi kursağında kalmış.
Annesi kanserden ölmüş.
Yerel mahkeme yeniden ona ceza vermiş.
Şimdi Urfalı Recep yeniden yargıya başvurmuş.
Yanılan adaletin düzelmesini bekliyor.
Size Urfalı Recep’in ceza almasına sebep olan olayı anlatalım.
İkitelli’de Taksan fabrikasının karşısında bir sokaktayız.
Belediye tarafından açılmış bir rögar var.
Üzerini kapatmamış.
Yanı başında iki kişi var.
Oradan bir Şahin otomobil geçer.
Otomobil rögara düşer.
Otomobil sahibi o iki kişi ile kavgaya tutuşur.
Kavga sonucu iki kişiden biri ölür.
Sağ kalan Şahin arabadan ve sürücüden bahseder.
Urfalı Recep cinayetin işlendiği semtte oturur.
Onunda bir Şahin arabası var.
Bu yüzden yakalanır ve cezaevine atılır.
Çırpınır durur ”Ben suçsuzum “ diye.
Taksan’ın kamerasında tespit edilen görüntüler nedense adalete verilmez.
Cezaevine girdikten beş yıl sonra bu görüntüler ortaya çıkar.
Bilirkişi derki;
“Bu araba o araba değil”
Bunun üzerine Yargıtay kararı bozar.
Yerel mahkeme ayni cezayı verir.
Şimdi Urfalı Recep yeniden hakkını arıyor.
** **
Yazımda bahsettiğim olay bir örnekti.
Böyle suçsuz yere ceza aldığını iddia eden binlerce kişi var.
Bunlardan birisi de Galip Öztürk.
Hayırsever bir iş adamı.
O da benim defterimi Fettullahçılar dürdü diyor.
Galip Öztürk ülkeye yarayışlı bir kişi.
O şimdi yurtdışında.
Orada da milyarlarca liralık yatırım yapmış.
Her Cuma Facebook sayfasından Türkiye’ye mesajlar gönderiyor.
Yeniden yargılanmayı bekliyor.
Binlerce adalet mağduru gibi.
Yetkililere diyoruz ki;
Düzeltin bu yanlışlıkları.

19/01/2015

AYNI TAS, AYNI HAMAM! VESSELAM

Dedem, babam, amcamlar 1945’li yıllar da traktörle başlamışlar köyden Edirne’ye insan taşımaya. 1950’li yıllarda 1946 model Dodge benzinli Kanada doçu akabinde, 1954 model mazotlu Desoto. 1960 yıllarında ağaç kasa 580,586 Steyer  BMC marka otobüsler  arada minibüslerle devam ettirmişler.

Biz üçüncü nesil  714 Magirus 352’ler, 302 Mercedes’ler ve İkarus dahil Türkiye’de üretilen  tüm markaların tüm modelleri, ithal İtalyan Breda dahil, ithal edilen otobüsleri kullandık. Aldık, sattık, trampo yaptık, değiştirdik. Allah’ın yardımı ve inayeti ile Altunhan ailesi olarak 70 yıldır, insanları taşıyoruz. Sevenleri sevdiklerine kavuşturmak için aile olarak durmadan, dinlenmeden, dur-durak bilmeden, gece, gündüz, yaz, kış, buz, kar bir uğraşın, bir savaşın içindeyiz.

20 yıla yakın bir zamandır elimden geldiğince, naçizane sektör gazetelerinde köşe yazısı yazıyorum. Aslında yazı yazma aşkını Ticaret Lisesi orta kısmında okurken değerli edebiyat öğretmenimiz rahmetli Ali Açıkalın’ın idaresinde yayınlanan Ticaretten Yankılar gazetesinde 1962-1963 yıllarında hocamın teşvikiyle başlamıştım. Sonra iş güç vs… Yazı yazmaya yıllardan sonra kadim dostum A. Galip Vural’ın Güle Güle isimli gazetesinde başladım. Sonra Ulaştırma Dünyası, Taşımacılar Gazetesi, Taşıma Dünyası, Edirne’de ki yerel gazetelerde devam ettim. Şuan da Ulaştırma Dünyası, Taşıma Dünyası ve sahibi olduğum Edirne Havadis Gazetesi’nde her hafta bir şeyler karalıyorum.

Yirmi yıldan beri meslektaşlarıma bir olmalarını, beraber olmalarını, birlikten dirlik doğacağını, bütün harplerin, bütün rekabetlerin masa başında bittiğini, paylaşınca dertlerin azalacağını, sevgilerin, başarıların artacağını, kendimize yapılmasını istemediğimizi meslektaşlarımıza yapmayacak kadar erdemli olmamız gerektiğini, iki testi çarpışırsa biri kırılırsa, diğerinin çatlayacağını, aynı gemide olduğumuzu ve gemiyi batırırsak hepimizin batacağını, samanlık yanınca farelerinde yanacağını, hiddetle kalkanın zararla oturacağını, şeytani değil, rahmani olmamızı, egomuzu, kıskançlık, hasetlik hislerimizi tatmin etmek için boşu boşuna rekabet etmemelerini, milli serveti, çocuklarının rızkını, istikballerini bir hiç uğruna heder etmemelerini öğüt ettim, nasihat ettim ama bakıyorum da yine değişen bir şey yok! Aynı tas, aynı hamam. Vesselam!

12/01/2015

Türk otobüsçüleri Batum’daydı

TOFED’in 10. yıl kutlaması için Türk otobüsçüler deyim yerindeyse havadan, karadan, denizden Batum’a çıkarma yaptı. Türkiye’nin doğusundan, batısından, kuzeyinden, güneyinden Batum’a gelen Türk otobüsçüler Batum’u bayram yerinde çevirdi. 10. yıl kutlamalarının Batum’da yapılması bence çok isabetli bir karardı. TOFED, IPRU ve TOSEV’in kurucusu, Metro Holding’in sahibi Galip Öztürk, Batum’da yapılacak yeni otelin inşaatı ve AVTER’in sahibi olduğu Batum’daki Türk otogarının son hazırlıkları için birkaç zamandan beri Batum’da işlerin başında bulunuyor. Ben dâhil tüm sektör emekçileri Galip Ağayı çok özlemiştik. Bu kutlama vesilesiyle de Galip Ağa ile kucaklaşma fırsatı bulduk, hasret giderdik. Galip Bey gala yemeğinde hisli bir konuşma yaptı ve her zaman olduğu gibi elinde ki yazılı metni bir kenara koyarak içinden geldiği gibi konuştu.

Konuk otobüsçüler harika bir şekilde ağırlandılar. Gala yemeğinde de her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ve ayarlanmıştı. Galip Öztürk’e de “Onursal Başkan” payesi ve beratı verilmesi de çok manalı ve yerinde bir karardı.

TOFED’in kuruluşundan bu güne kadar geçen zaman içinde gelişimi, rahmetli olan sektör duayenlerinin fotoğraflarının gösterilmesi, Galip Ağa’nın Batum Belediye Başkanı, Ekonomi Bakanı ve diğer tüm bakanların konuşmaları, iyi niyet temennileri çok anlamlıydı.

Babadan otobüsçü, yani bizden biri olan ünlü sanatçı Cengiz Kurtoğlu ile Hakan Altun ve Musa Çaktır’ın yeğeni Mardinli Tekin, mükemmel performansları ve beğenilen şarkıları ile geceye ayrı bir renk kattılar.

Sektörün tek çatı örgütü TOFED’in 10. yıl kutlamaları aynı zamanda tüm sektörü de bir araya getirdi. Kâh eğlendik, kâh yeni projelerden söz ettik, kâh tecrübelerimizi paylaştık. Daha nice 10 yıllar boyunca aynı birlik ve beraberlik içinde sektöre emek vermek dileğiyle…

 

05/01/2015

Metro Holding’in son değerlendirme toplantısı Antalya Golden Coast Otelde yapıldı. Diğer toplantılar gibi bu toplantıda mükemmeldi. Tüm otobüsçülerin acentelerin salonda toplanarak yaptıkları toplantı takım kaptanı Metro Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Ayyıldız’ın sunumu ile başladı. Malum Şenol Ayyıldız nev-i şahsına münhasır; hümanist, donanımlı, işini seven, işini ibadet gibi çok ciddi yapan, küçük ile küçük, büyük ile büyük olabilen, engin tecrübesi, özgüveni ve medeni cesareti ile karizmatik bir lider.

Üç günlük kamp süresince Ayyıldız tüm acente yetkilileri ile tek tek görüştü. Şenol Ayyıldız, Umut Kahraman ve diğer yönetim kurulu üyeleri bölgelerde ki acente yetkililerinin ve otobüsçülerin dertlerini bıkmadan, usanmadan, sabırla dinledi, istişarede bulundular. Yılsonu toplantısı haliyle diğer toplantılara bakarak çok zor bir toplantı. Otobüsçünün sezonu bitmiş, yolcu azalmış, dertler çoğalmış oluyor. Ayyıldız ve ekibi hem genel toplantıda hem de bölgelerle yapılan birebir toplantılarda üstün performans göstererek Metro Holding’in yeni yıla yeni umutlarla, yeni atılımlarla, birlik ve beraberlik içinde başlayacağını ve başarılı olacağını bıkmadan, usanmadan anlattılar.

Metro Holding sahibi Galip Öztürk Şenol Ayyıldız kaptanlığındaki ekibe güvenmekte ve inanmakta yerden göğe kadar haklı. Çünkü kaptan dâhil tüm yöneticiler genç, idealist, donanımlı, iş bilir ve profesyoneller. Galip Ağayı tebrik ederim, böyle bir ekip 23 değil 30 milyon yolcuyu da bal gibi taşır.

Metro ailesi yılın yorgunluğunu kampın son günü düzenlenen gala gecesinde attı. Geceye ünlü sanatçı Cengiz Kurtoğlu’nun mükemmel konseri damga vurdu. Gala yemeği her şeyi ile mükemmeldi. Üç gün boyunca her şey düşünülmüştü. Düzenlenen çekilişte gala gecesine ayrı bir heyecan kattı. On kişinin çeşitli hediyelerle mutlu edildiği çekilişte Gaziantep Metro’nun sahibi Ramazan Şahin’in kızı sağ olsun nazik elleri ile bana bir haftalık iki kişilik Kıbrıs tatili çekti. Kendim ve tüm katılımcılar adına bu verimli kamp için Metro ekibine teşekkür ediyorum. Allah izin verirse 5 Ocakta Batum’da Galip Ağa’nın misafiriyiz. Sonra da sırada herhalde Erzurum var. Benim valiz her zaman hazır ve nazır.

29/12/2014

BAŞBAKAN EDİRNE’DE

Davutoğlu Başbakan olarak Edirne’ye ilk kez geldi. Bakanlar Kurulu ve Bakan Yardımcılarının büyük çoğu, büyükşehir belediye başkanları, yüzden fazla Ak Parti il ve ilçe başkanı, genel müdürler, müsteşarlar, Edirne’ye adeta çıkarma yaptı. Sağ olsunlar, var olsunlar. Yerli yabancı gazeteci ve televizyoncular, Başbakanın Edirne’de oluşunu, konuşmalarını, vaatlerini, cansiperane bir şekilde tüm dünyaya duyurmanın gayreti içindeydiler.

Malum Edirne nevi şahsına münhasır bir şehir. Aslında şehir değil bir tarih kitabı. Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası, şehirlerin sultanı, sultanların şehri… Osmanlı’ya 96 yıl başkentlik yapmış, Fatih Sultan Mehmet’in doğup büyüdüğü, ilim irfan aldığı, 7 dili ana dili gibi konuşmayı öğrendiği, İstanbul’un fetih planlarını yaptığı, halen Balkanların payitahtı konumunda ki, imparatorluğun her zaman göz bebeği, Hürrem Sultan’ın son zamanlarını geçirdiği, gerçekten çok önemli ve mümtaz bir şehirdir.

Mesleğim icabı çok devletler, şehirler gezdim. Kiliseler, tarihi yapılar gördüm, inceledim. Pekin’de Güneş Tapınağı, Moskova’da hakkında bir sürü rivayetler anlatılan kilise, İslam coğrafyasında Halep, Şam, Mekke, Medine, Kahire, Balkanlarda camiler ziyaret ettim. Ama Edirne’mizde ki Selimiye Camii ile kıyaslanamazlar bile.

Selimiye Kıbrıs’ın fethinden sonra, Padişah sarı Selim tarafından inşaatı başlatılmış ama cami ibadete açılmadan padişah rahmetli olmuş. Rivayet odur ki Peygamberimiz padişaha caminin nereye yapılacağını söylemiştir.

Başbakan Edirne’ye, Edirneliye müjdeler verdi. Büyük vaatlerde bulundu. Hızlı tren, havaalanı, köprülerin aydınlatılması, spor lisesi, kültür ve konferans merkezi yapılıp, Edirne’nin kültür ve gelişim merkezi olması, tarihi eserlerin hepsinin onarılması, ziyaret ettiği Pazar kule Sınır kapısının Türkiye’ye yakışır hale getirilmesi için emir verdi.

Ben dahil bütün Edirne halkı anlamsız, manasız, aşırının da aşırısı güvenlik tedbirlerinden çok rahatsız olduk. Başbakanın gelmesinden saatler önce Edirne’de adeta sıkı yönetim ilan edilmişti. Allahtan sokağa çıkma yasağı koymadılar.

Ey Başbakan! Burası Edirne. İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in, Mekke’yi, Medine’yi, kutsal toprakları fethedip halife olan Yavuz Sultan Selim’in, Selimiye’yi inşa eden Sarı Selim ve diğer Osmanlı padişahlarının tebdili kıyafetle serbestçe gezdiği Edirne sokaklarında niçin adeta terör estirilmesine sebep oldunuz? Unutmayın Allah’ın dediği olur. Korkunun ecele faydası yoktur. Ecel gelmişse cihana, baş ağrısı bile bahane… Edirne vadettiklerinizin yüz kat fazlasına layıktır. Dünyanın en medeni şehridir!

 

22/12/2014

Gün gelir hesap döner

Bu sayıda köşemde Ufuk Saka’nın bir yazısını sizlerle paylaşacağım. Günün anlam ve önemini gayet iyi açıkladığı inancındayım… İşte, Saka’nın yazısı:

Gün gelir hesap döner!
“14 Aralık operasyonundan sonra Cumhurbaşkanı’nın paralel yapı olarak adlandırdığı cenahtan yanmalar yakınmalar, insan hakları, adalet, basın özgürlüğü gibi ulvi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni hatırlatan söylemler, haykırışlar yükseliyor. Bazı polisler ve polis şefleriyle birlikte Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, Samanyolu Televizyonu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın tutuklanmaları istemiyle gözaltına alınmaları, bu grubun çok gecikmeli de olsa insan hakları meselesini hatırlamalarını sağladı! Ta ki, kendileri adaletten medet umana kadar… Sanki adaletin yerlerde sürünmesinin sebeplerinden biri kendileri değilmişçesine… 19 Aralık Cuma günü mahkeme kararını verdi, Ekrem Dumanlı yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldı, Hidayet Karaca ise gizli örgüt suçlamasıyla tutuklandı.
Adaletin son gözaltılar da dâhil olmak üzere herkes için tecelli etmesine inandığımın altını çizerek bazı adaletsizliklere değinmek istiyorum… CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bir kadınla olan birlikteliğinin gizli kamerayla tespiti. 2010 seçimlerinden MHP Milletvekili adaylarından üçünün yine gizli kameralarla çekilmiş özel hayatlarına dair görüntüler nedeniyle adaylıktan istifa etmeleri. Başbakanlığa böcek adı verilen dinleme cihazları yerleştirilmesi. Darbecilere karşı verilen mücadele çok önemli olmasına rağmen, insan haklarına sığmayan mesnetsiz dinleme kayıtları ve sözüm ona belgelerle çok sayıda insanın özgürlüklerinin gasp edilmesi. Benzeri hukuk katliamlarının fazlasıyla KCK davalarında da yapılması. Sınavla girilen devletin önemli kurumlarına paralel yapılanmanın soruları çalarak adamlarının girmesini sağlaması ve kurumlarda devlet içinde devlet oluşturmaları… Yargıda ve emniyette bu usulsüz ve evrensel hukuka aykırı işleri yapan çok sayıda yargıç, savcı ve polisin görev yapıyor olmaları, bu temel insan haklarına aykırı sürecin yaşanmasını sağladı.
Paralel yapının her alandaki haksızlıkları sonucunda yaşanan onlarca mağduriyetten birinin kahramanı da karayoluyla yolcu taşımacılığı sektörünün lideri Galip Öztürk oldu. Galip Öztürk, bu yapının hazırladığı ilginç ve trajikomik iddialarla gözetim altına alındı, uzun bir süre özgürlüğü çalındı. Onunla birlikte onlarca arkadaşı da aynı adaletsiz adaletin kurbanı oldu. Öztürk, yaşadığı sıkıntıları gazetelere anlattı, cemaatin önde gelen isimlerinin kendisinden nasıl “haraç” istediğini belgeleriyle ortaya koydu. “Haraç” taleplerini kabul etmeyince de hakkında nasıl pıtrak gibi onlarca dava açıldığını gözler önüne serdi. Paralel yapı içinde yer alan iki gazetecinin gözaltı süresince avukatlarının televizyonlarda arz-ı endam etmesi üzerine bombayı patlattı: “Hidayet Karaca’nın avukatı benden 10 milyon dolar istedi!”
Öztürk ve yakın çalışma arkadaşlarının gözaltına alındığı dönemde, dışarıda kalan tüm yöneticiler Ulaştırma Dünyası’nda neyin ne kadar yazılması gerektiğini tartışırken ben ve Ulaştırma Dünyası ekibi, yapılan haksızlığı manşetten girmiş ve “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” demiştik.
Şimdi o günleri yaşıyoruz…

15/12/2014

BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR

Yaprağa soruyoruz, kendince tamam mısın? Yaprak cevap veriyor; hayır benim hayatım dallardadır. Dallara soruyoruz, dal diyor ki; hayır benim hayatım köktedir. Köke soruyoruz, diyor ki; benim hayatım gövdede, dallarda ve yapraktadır. Dallarda ki yaprakları koparırsanız ben ölürüm.

Emerson Fosdirek

Biz hepimiz tek kanatlı melekleriz. Ancak birbirimize sarılırsak uçabiliriz.

Luciano de Cresconzo

Gücümüzü hırlaşmak için değil, birleşmek için harcamalıyız. Büyük işleri, önemli atılımları ancak birlikte çalışma ile elde edebiliriz.

Atatürk

kendiniz için değil bağlı olduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur!

Atatürk

Birlik ve beraberlikte kuvvet, ayrılıkta sıkıntı ve felaket vardır.

  1. Abdulhamit

Yukarıda ki düşünürlerin tümü birliğin, beraberliğin kerametlerinden, güzelliğinden bahsediyor. Gerçekten paylaşınca sevgiler çoğalıyor, dertler azalıyor. Atalarımız ne demiş; “sen zot ben zot eşeğe kim verecek ot!” sürüden ayrılanı kurt kapar… say sayabildiğin kadar!

Edirne için Bursa’nın oğlu, İstanbul’un babası şehir değil, tarih kitabı, şehirlerin sultanı, sultanların şehri, Floransa’dan sonra sinesinde en çok tarihi eser barındıran açık hava müzesi derler ve çok da doğru söylerler.

Edirne 150 binlik nüfusuyla bir kasaba irisi, rivayet edilir ki, ben Çin’e gittiğimde bu fıkrayı dinlemiştim. Kenan Evren Çin’i ziyaret için gittiğinde Çin devlet başkanı, Türkiye nüfusunu sormuş. 1980 sonrası nüfus belki 40 milyondu. Belki daha az ya da çok. Çin devlet başkanı nüfusu öğrenince Kenan Evren’e şöyle demiş; “Türkiye’de herhalde herkes birbirini tanıyordur.”

O zamanın Türkiye’sinde herkes birbirini tanıyamazdı ama şu zamanın Edirne’sinde aşağı yukarı herkes birbirini tanır. Peki Edirne niçin mısır ekmeği gibi darmadağındır? Niçin birlikten kuvvet doğacağını, dirlik olacağını idrak edemez? Boşuna mı demişler bir elin nesi var. İki elin sesi var diye?

Şuan Edirne’de deneyimli, iş bilir, çalışkan idealist, alçakgönüllü bir vali var. Milletvekilliğinden feragat edip, zor şartlar altında Edirne Belediye Başkanlığını tercih eden idealist, çalışkan, genç kendini belediyeye ve Edirne’ye adamış bir belediye başkanı var. Gördüğümüz kadarıyla il emniyeti, il jandarma komutanı ve tugay komutanı da çalışkan ve uyumlular. Yani şu an Edirne’yi yönetenlerde un var, şeker var ve yağda var.

Şimdi görev Edirneliler ile sivil toplum kuruluşlarının başkanlarına ve yönetim kurulu üyelerine düşüyor. Herkes bencilliği, egoistliği, kendini beğenmişliği bıraksın. Kendi çıkar ve menfaatlerini düşünmeyip, el birliği ile Edirne’nin, Edirnelilerin çıkar ve menfaatini düşünerek çalışsın.

Malum vazife namustur. Yapmayan namussuz! Seçimle gelen seçimle, tayinle gelen tayinle gider. Emanet ata binen bir gün muhakkak iner. Mahkemeye, kadıya mülk olmaz vesselam.

08/12/2014

GALİP ÖZTÜRK YENİDEN YARGILANACAK
Bu hafta ki köşemi çok değerli dostum, gazeteci İsmail Parin’in duygularıma tercüman olan yazısına ayırmak istiyorum.

***

 

Asil Nadir çok kişiyi zengin etmişti. Türk ekonomisine büyük katkılarda bulunmuştu. O medyaya girdikten sonra gazetecilerin değeri artmış, maaşlar ikiye katlanmıştı. Günaydın Gazetesi 1 milyon tiraja ulaşmıştı. Manisa’da Vestel’i kurmuştu. On binlerce kişi çalışıyordu. Çok uluslu gizli güçlerle yerli güçlerin koalisyonuna kurban gitmişti. Ismarlama suçlarla adalet peşindeydi. Kaçmak zorunda kaldı. Güvendiği adamları hep ona kazık attı. Mal varlığını çarçur ettiler.

** **
Galip Öztürk’te başarılı bir kişi. Ulaştırma sektöründe tek. Sahibi olduğu Metro hemen hemen her ile gidiyor. Türkiye’nin en modern otogarlarını çalıştırıyor. Vanet Metro Holding iştiraki.
Finans kuruluşları da var. Şimdi Asil Nadir gibi onu yok etmek istiyorlar. Gizli güçler onu cezaevine göndermek niyetinde. Bütün ekmek verdiği kişiler, yaptırdığı okullarda tahsil yapanlar sosyal medyada bir savaş veriyorlar Galip Öztürk yeniden yargılansın diye.

** **
Asil Nadir’ İngiliz adaleti mahvetti. Galip Öztürk’ü Türk adaletinin yeniden yargılayacağına inanıyorum.

Değerli dostum gazeteci İsmail Parin’in, karayolu yolcu taşımacılığı sektörünün tartışmasız lideri, Metro Holding ve Metro Turizm’in kurucusu, Türk otobüsçüsünü TOFED çatısı altında birleştiren ve biz otobüsçülere bambaşka ufuklar açan, benim de yakından tanımaktan büyük onur duyduğum Galip Öztürk ile ilgili duygu ve düşünceleri böyle.

Ben bu yazının altına gözümü kırpmadan hatta ve hatta gözüm kapalı imzamı atarım.

Türkiye’nin her yerinde binlerce kişiye iş ve aş kapısı açan, bu ülkede kazandığını bu ülkede harcayan ve yatırım yapmak için deyim yerindeyse kendini paralayan, okullar yurtlar yaptırarak bir eğitim gönüllüsü  olan sevgili Galip Öztürk’ü bitirmek, ortadan kaldırmak isteyenler var ama biz dostları bu gruba izin vermeyeceğiz.

Sonuna kadar Galip Aga’nın arkasında ve yanında duracağız, gücüne güç katacağız. Galip Aga bu yolsa asla yalnız yürümeyecek…

Bu böyle biline…

 

 

01/12/2014

Edirne’nin başarılı valisini yedirtmeyiz

Yazar boşuna dememiş; “Önce ekmekler bozuldu.” O günden bu güne o kadar şey bozuldu ki ve bozulmayan çok az şey kaldı.

Malum Türkiye’de anlı şanlı, yandan çarklı, sürüsüne bereket, sayılamayacak kadar çok köşe yazarı var. Bence Türkiye’de değil, dünyada en kolay iş köşe yazarlığıdır. Alıyorsun eline kalemi başlıyorsun dam üstünde saksağan vur beline kazmayı mealinde ipe sapa gelmez bir şeyler karalamaya, ahkam kesmeye.

Köşe yazarları bu işi niçin yapıyorlar? Para kazanmak için. Patronları var mı? Var! Emir almak mecburiyetindeler mi? Evet! Mecburlar o zaman patron ne derse, ne emrederse eli mahkûm emre riayet edecekler. Mecburen ısmarlama yazı yazacaklar. Kulaklarına üflendiği gibi ahkâm kesecekler, yıkama yağlama yapacaklar, yağdanlık olacaklar. Başarılı idarecilere, yöneticilere, iş adamlarına hayâsızca, aymazca iftira ve çamur atacaklar.

Şu an Edirne’mizde sağduyulu, deneyimli, hümanist, mütevazı, çalışkan, başarılı bir valimiz var. Edirne’de tamir edilen büyük sinagog hakkında Valimiz özetle şöyle bir beyanat verdi;

“Müslümanların ilk kıblesi, kutsal Mescid-i Aksa’ya İsrail askerleri postallarıyla girip tarumar ederken biz Edirne’de Yahudilerin mabedini tamir ettik. Bakımını yaptık. Sinagogun bir bölümünü ibadete açacağız. Bir bölümünü de müze yapacağız.” Vali bu açıklamayı yapınca Türkiye ulusal medyasında hasbelkader yazı yazma fırsatı bulan, aymaz yazarlar mal bulmuş mağribi gibi valimizin beyanatını ayıklayıp, başladılar taarruza. Edirne Valisi hemen görevden alınmalıymış. Valinin içi kin doluymuş. Daha bir sürü ipe sapa gelmeyen, vicdansızca iftiralarda bulundular. Hey kendini köşe yazarı sanan müfteriler, ağır olun da molla desinler. Hırlı olun, hırsız olun ama vicdanlı olun! Kaleminizi, kişiliğinizi satmayacak kadar erdemli olun! Edirne Belediye Başkanı CHP’lidir. STK başkanları da başka partilerdendir. Ama gördünüz; Belediye Başkanı, STK başkanları ve Edirne nasıl başarılı Valisine sahip çıktı. Edirneli kuru gürültüye pabuç bırakmaz. Cesurdur. Ahde vefalıdır. Başarılı idarecilerine sahip çıkar. Kurda kuşa yem etmez.

Sözün ona hasbelkader yazar olmuş efendiler, aslında sizler kendine hayrı olmayan dedelersiniz. Nasıl olacakta gayriye himmet edeceksiniz? Son söz sizlere valimizi yedirtmeyiz! Vesselam.

 

24/11/2014

ÇIĞIRTKANLIK

Atalarımız ne güzel sözler söylemişler.  Örneğin hacının işine, deveye binişine şeytanın bile aklı ermez  demiş atalarımız.

Biz otobüsçülerin de işine ne insanların ne de iblisin aklı ermez…

Otobüsçüğün yaşı cumhuriyetin yaşı yukarı denktir. Ben 50 yıldan fazla zamandır otobüsçülüğün içerisindeyim. O günden beri hani atalarımız demiş ya “ Neler geçti neler felekten, un elerken geçti deve elekten.”

Ne anlı şanlı, unvanlı otobüs firmaları elekten geçti, şimdilerde ne isimleri ne esameleri okunmuyor. Kendi gitti adı kaldı yadigar derler ama tarihe karışan eski otobüs firmalarının adları bile yadigar kalmadı, unutuldular gitti.

Peki ne oldu da bu anlı şanlı, namlı unvanlı otobüs firmaları sektörden çekilmek zorunda kaldılar. Mesleği bırakan veya bırakmak mecburiyetinde kalan eski firmaların sektör sahnesinden çekilmelerinin sebebi hesapsızlık kitapsızlık, en önemlisi de ağır rekabet, servis ve ikram hovardalığıdır. Boş otobüslerin gönderme düşüncesizliğidir.

Şimdi bir başka konuya değinmek istiyorum.

Geçen hafta Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Terminaller ve Otoparklar Şube Müdürü Osman  Tanır ile telefonda sohbet etme imkanı buldum. Türkiye’de yılın otogarı seçilen Edirne Otogarı’nın  haberini sektörün gazetesi Ulaştırma Dünyası Gazetesi’nde okumuş. Kahramanmaraş’ta  bizde çığırtkan olmaması için çaba harcıyoruz, gayret gösteriyoruz. Ama başarılı olamıyoruz. Sizler çığırtkanlığın önüne nasıl geçtiniz? diye sordu.

Çığırtkan çalıştırılması yıllardan beri otobüsçülerin sırtında bir kambur, kanayan yaradır ama her ne hikmetse bu çağdışı uygulama masaya yatırılıp bir türlü çaresi bulunmadı, bulunamadı. Devir değişti, zaman değişti, çağ değişti, otobüslerin tümü birer teknoloji harikası haline geldi, acenteye hiç uğramadan internetten bilet alma dönemi başladı. Mükerrer bilet kesilmensin önüne geçildi. Otobüsler adım adım takip ediliyor ama ne hikmetse nasıl oluyorsa çığırtkanlık aynen devam ediyor.

Ben bir sektör mensubu olarak çığırtkanlığın olmaması için çok mücadele ettim. En sonunda Allah’ın da yardımıyla Edirne Otogarı’nı nasip oldu ve Edirne Otogarı’nda çığırtkanlar ve çığırtkanlık tarihe karıştı.

Çığırtkanların olmaması o kadar kabul gördü, o kadar takdir edildi ki, yolcuların tümüne yakını memnuniyetlerini belirtip, teşekkür ediyorlar.

Türk halkının şu an tamamına yakını okur yazar… Otobüs biletlerin yüzde 80’i internetten ve yazıhanelerde satılıyor. Peki bu çığırtkanlık neyin nesi? Ayıbın, aymazlığın değil mi?

250- 300 bin Euro verip otobüs alacaksın ve bir çığırtkana teslim olacaksın.

HADİ CANIM SENDE…

Kahramanmaraşlı otobüsçü meslektaşlarım, ‘birlik dirliktir, birlikten kuvvet doğar’ felsefesini harekete geçirip bir olun beraber olun. Osman Müdürün haklı çağrısına kulak verin. Aklın yolunun bir olduğunu idrak edin. Kahramanmaraş Otogarı’ndaki çığırtkan olayını bitirin. Bunu ancak siz yapabilirsiniz, gerçekten isterseniz.  Yoksa cezai müeyyidelerle de bu sorun çözülür.  Otogar yönetimi sert tedbirler alabilir.  Ama sanıyorum ki otogar yönetimi de bu geçiş sürecinin sancısız olmasını istiyor.

Şimdi top Kahramanmaraşlı meslektaşlarımızda…

 

 

17/11/2014

Adalet herkesin hakkıdır; Galip Öztürk’ün de…

Ülkemiz artık, son 10 yılda adaletin bağımsızlığının ve doğru dağıtılıp dağıtılmadığının tartışıldığı dönemleri geride bırakıyor.

Kamuoyunun dikkatlerini üzerine çeken, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy davaları demokrasiyi yakından ilgilendiren ve “darbecilere” karşı açıldığı iddia edilen davalardı. Aynı süreç içinde 3 Temmuz 2010’da Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve birçok futbol adamı hakkında şike davaları açıldı. Kamuoyunun yakından takip ettiği davalardan biri de karayoluyla yolcu taşımacılığı sektörünün lideri, Metro Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Galip Öztürk ve arkadaşları aleyhinde açılan davalardı. Bu ünlü davaların neredeyse tamamından sanıklar hakkında mahkûmiyet kararları çıktı.

Ancak, aslında daha önce başlayan ve 17 Aralık 2013 tarihinde ayyuka çıkan gelişmelerin ardından emniyetin ve yargının içinde paralel bir yapılanmanın olduğu ve bu yapıyla mücadele edileceği, eski Başbakanımız ve yeni Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından bizzat açıklandı. Bu açıklama doğrultusunda yargı bağımsızlığını zedeledikleri iddia edilen hukukçular, kişilerin anayasal haklarını ihlal ettikleri iddia edilen emniyet görevlileri hakkında soruşturmalar açıldı. Yeni Başbakanımız Ahmet Davutoğlu da devlet içinde devlet görüntüsü veren paralel yapılanmayla mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini açıkladı.

Ardından yukarıda sözünü ettiğim ünlü ve kamuoyuna mal olmuş davalar, mahkûmiyetle sonuçlanmasına rağmen kamu vicdanını zedelemesi ve kararların adil tecelli etmediği endişesiyle art arda yeniden yargılanma kararı alınarak bozuldu. Mesela Anayasa Mahkemesi,  Balyoz Davası’nda sanıkların, dijital veriler ve tanık dinlenilmesiyle ilgili konularda haklarının ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vererek sanıkların yeniden yargılanması gerektiğini ortaya koydu. Aynı şekilde, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de, ”Futbolda Şike” davasında hakkında verilen hüküm Yargıtay tarafından onanan Fenerbahçe Başkanı Yıldırım’ın yargılanmasının yenilenmesine karar verdi.

Ülkemizin de taraf olduğu ve kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi adil yargılamanın asgari koşullarını belirlemektedir ve bu maddenin 1. fıkrasına göre herkes, “gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek ceza hukuku alanında kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

Bu temeli insan haklarıyla ilgili olan maddede altı çizilmesi gereken bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygunluk ilkesidir. Çünkü Galip Öztürk’ün davalarında yer alan hukuk adamlarından önemli bir bölümünün hakkında paralel yapıyla ilişkileri nedeniyle soruşturma açıldığı bilinmektedir. Paralel yapının da şantaj yoluyla Öztürk’ten maddi destek istediği ve istediğini alamamasının ardından da peş peşe davalar açtığı bilinmektedir.

Hal böyle olunca, hakkaniyet ilkesi çiğnenerek alınmış bir kararın acilen düzeltilmesi ve Galip Öztürk’e talep ettiği yeniden yargılama hakkının verilmesi gerekir. Bu yolda alınacak olan bir karar, başta sektör mensubu yüz binlerce kişi olmak üzere tüm kamunun vicdanını rahatlatacaktır.

10/11/2014

MAĞLUP OLMAYACAK GALİP…

Yaklaşık bir aydır, sektörümüzün önemli isimlerinden, TOFED’in, IPRU’nun kurucu ve onursal başkanı, hayırsever  iş adamı Galip Öztürk’ün yeniden ve adil bir şekilde yargılanmasına yönelik sesler yükseliyor. Sektör olarak hepimiz Galip Öztürk’ün yeniden yargılanmasını, hakkın yerini bulmasını istiyoruz.  Federasyonlar bir araya gelip sonuna kadar destek olacaklarını açıkladı. İmzalar toplandı. Yazıldı, çizildi… Ancak bu konuda bence en güzel yazıyı Tekirdağlı gazeteci İsmail Parin yazmış. Bu hafta ki köşemi Parin’in o güzel yazısına ayırmak istiyorum.

****

Üniversite okuyamadığı için üniversite yaptıran adam.
Onlarca lise ve ilkokul yaptıran kişi.
Sevgi evleri yaptıran adam.
Yokluktan gelen bir holding sahibi.
İbadethaneler yaptıran kişi.
Kuruluşlarında 30 bin kişi ekmek yiyor.
Galip Öztürk’ten bahsediyorum.
Şimdi sosyal medyada milyonlarca kişi Galip Öztürk’ün yeniden yargılanmasını istiyor.
Yokluktan gelen başarılı iş adamlarını yok etmek isteyen bir güç var.
Yıllar önce Temsa otobüs fabrikasını kurulmasına sebep olan Şevket Sabancı’yı hedef almıştı o gizli kuvvet.
Bir suikast ile öldürdüler.
Daha çözülemedi o menfur cinayet.
Öldürdü denilen kişi cezaevinde şişlendi.
Sırlara gömüldü suikast.
** **
Galip Öztürk’te başarılı bir iş adamıydı.
Birilerinin tekerine taş koyuyordu.
Gizli kuvvet dersine çok çalışmıştı.
Onun hayatını incelemeye aldı.
Yıllar önce dayısı menfur bir cinayete kurban gitmişti.
Dayısını öldürenlerde öldürülmüştü.
Deliller üretildi.
Kiralık bir adam konuşturuldu.
Galip Öztürk mahkûm oldu.
Gizli kuvvet başarılı bir iş adamını yok etmek istiyordu.
Okullar, camiler, sevgi evleri yaptıran bir adamın suçsuzluğuna inanan milyonlarca kişi sosyal medyada ”Galip Öztürk yeniden yargılansın” diyordu.
Şuna inanıyorum ki.
Galip Öztürk yeniden yargılanacak.
Milyonlarca insanın desteği ile Galip Öztürk yine galip gelecek.
Mağlup olmayacak Galip.

*******

İsmail Parin, seni Galip Ağa’nın adına, kendi adıma ve Galip Ağa’yı sevenlerin adına tebrik ediyorum.

 03/11/2014

Bayrampaşa Otogarı

Balık hafızalı diye bir terim var. Herhalde bu terim çabuk unutulan olaylardan ders almayan, ders çıkarmayan ve aynı sorunla tekrar karşılaşan, defalarca aynı çıkmazla aynı handikaba düşmek mecburiyetinde kalan ama aynı hatayı ısrarla yapan insanlar için söylenmiştir.

Acaba dünyanın en balık hafızalı insanı biz Türkler bilhassa Türk otobüsçüleri midir? Bayrampaşa’da ki Büyük İstanbul Otogarının tatil günlerinde ve bayramlardaki hali her geçen gün daha kötüleşiyor daha çetrefilleşiyor. Otogar esnafı, otobüs şoförleri, muavinleri, bilhassa otobüs yolcuları resmen çile çekiyor. Sağ olsun Bayrampaşa Belediye Başkanı her yıl Ramazan Ayı’nda ki iftarımıza icabet ediyor, şeref veriyor, çok güzelde konuşuyor. Örnekler veriyor.  Bu seneki iftar yemeğinde Başkan Aydıner’le ayaküstü Bayrampaşa otogarının tatil günlerinde ve bayramlarda artık bu yükü taşıyamaz hale geldiğini, otogara gelen, giden, giren, çıkan otogarda çalışan bilhassa yolcuların resmen çile çektiklerini, burunlarından soluyarak bin bir zahmetle ve meşakkatle otogara girmeye veya çıkmaya uğraştıklarını dilimin döndüğünce anlattım. Keza her yıl Bayrampaşa Otogarının tatil günlerinde ve bayramlardaki keşmekeşine, içler acısı haline köşe yazılarım da değiniyorum ama netice yine sıfır.

İstanbul’a üçüncü hava alanını, üçüncü köprüyü yapan, denizin altından bile trenleri yürüten, tüp geçidi tamamlamak üzere olan, İstanbul’un en ıssız yerlerine hızlı treni götüren, tüm şehirlere hava alanı yapıp Türk halkının tamamına yakınını uçaklarla seyahat ettiren, Türkiye coğrafyasını duble yollarla donatan şu anki Ak Parti Hükümeti için Bayrampaşa Otogarına alternatif yollar açmak, tatil günlerinde ve bayramlarda Bayrampaşa otogarı yollarını diğer araçlara yasaklamak o kadar zor olmasa gerek.  Eski Bayrampaşa Belediye Başkanı hemşerimiz Hüseyin Bürge şu an mecliste etkin bir milletvekilidir. Milletvekili Bürge ve Başkan Aydıner yıllardan beri Balkan coğrafyasındaki yerlerde Ramazan müddetince iftar yemekleri verdiler, veriyorlar. Bayrampaşa Otogarına da neşter vurup düzenli bir hale getirirler. Otogar esnafının, şoförlerin, muavinlerin, tüm personelin bilhassa yolcuların hayır dualarını alırlar. Vesselam.

 

27/10/2014

Bu hafta ki köşemi sektörümüzün duayen ismi, hayırsever iş adamı, Samsunluların ve sektörümüzün gururu, binlerce kişiye ekmek kapısı açan, Metro Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve TOFED Onursal Kurucu Genel Başkanı Galip Öztürk’e ithaf etmek istiyorum.

 

Ne güzel anlatmış şiirde şair;

 

ADÂLETSİZ ADÂLET

 

Delilsiz ve belgesiz, infazını yaparken
Yargısızsa adâlet, en büyük bir zulümdür.
Sınırları belirgin, gücün Hak’tan almayan
Sınırsızsa adâlet, en büyük bir zulümdür.

Mahkemede/dışar’da, ortamı germiş ise
Hakkı ketmetmek için, o rüşvet vermiş ise
Davalı/davacıya, kayırma girmiş ise
Yanlı ise adâlet, en büyük bir zulümdür.

Eline ne geçecek, adam adamı vursa
Hepsi geride kalır, bağ/bahçe, tarla/arsa
Uzadıkça uzarsa, zaman aşımı varsa
Gecikirse adâlet, en büyük bir zulümdür.

Âdil olan bu diye, sakın ters düşme Hakka
Bu ibre hassas ibre, olmaz “men dakka dukka”
Maslahatı gözetmez, uymaz ise hukûka
Kanunsuzsa adâlet, en büyük bir zulümdür.

Adâlet sofrasını, herkese sermiyorsa
Doğruya hak vererek, kötüyü yermiyorsa
Hakkı Hak sahibine, eğer ki vermiyorsa
ADÂLETSİZ ADÂLET, en büyük bir zulümdür…

 

 

 13/10/2014

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.

Cahit Sıtkı Tarancı

YILDIZLARDA KAYAR

Ünlü ve unutulmaz şair Cahit Sıtkı Tarancı yaş otuz beş yolun yarısı eder demiş demesine amma kendi çok genç yaşta, delikanlı denecek bir çağda, 44 yaşında hakkın rahmetine kavuşmuş. Bizim otobüs sektöründe değerli ağabeylerimiz, amcalarımız, duayenlerimiz de bir bir hakkın rahmetine kavuşuyorlar. Hem kendi ailelerinin fertlerini hem sevenlerini hem de meslektaşları, otobüsçüleri öksüz bırakıyorlar. Muhakkak ölüm sıralı değil. Hani derler ya “ölüm gelmiş cihane baş ağrısı bahane”. Birkaç yıl önce İzmir bölgesi otobüslerinin hamisi, abisi, amcası, duayen Mehmet Niyazoğlu aniden hakkın rahmetine kavuştu. Hepimizi kedere boğdu. M. Saip Konukoğlu nevi şahsına münhasır, mükemmel, celebi, otobüsçü dostu, otobüsçülerin hamisi, abisi, amcası, duayeni oda aniden hakkın rahmetine kavuştu. Ardından oğlu Mehmet Konukoğlu da rahmetli oldu. Bir baktık ki benim ve tüm otobüsçülerin can dostu Çanakkale Truva’nın ortağı Kadir Kılıç altmış yaşlarında hakkın rahmetine kavuştu. Kadir Kılıç’ın acısını unutmadan Cihan Pehlivanı, Dünya ve Olimpiyat şampiyonu, Şampiyon Hasekinin kurucusu ve sahibi mümtaz insan, duayen Murat Hasekinin rahmetli oluşu ile sarsıldık. Murat Hasekinin rahmete ermesinin üzerinden çok bir zaman geçmeden 86 yaşındaki Türkiye otobüsçülerinin hamisi, babası, amcası, yol göstericisi, Ulu çınar Ali Osman Ulusoy’un hakkın rahmetine kavuşması hepimizin içini dağladı. Üzüntülere gark olduk. Maalesef ki bu kadarla da kalmadı. Geçen hafta kaybettiğimiz Ali Osman Ulusoy’un acısı henüz tazeyken bu hafta da sektör önemli bir ismi kaybetti. Süha Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Hamurcu 79 yaşında hayata gözerini yumdu.

Ben kendi adıma hem de Türkiye’deki otobüsçülerin adına hakkın rahmetine kavuşan tüm duayenlerimiz, meslektaşlarımız için Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun.

 

 

 

 

01/10/2014

Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…
Yakınlarımın, arkadaşlarımın, dostlarımın, meslektaşlarımın, personelimizin, Türk dünyasının, İslam âleminin mübarek Kurban Bayramlarını en kalbi duygularımla kutluyor, insanlığa sağlık, sıhhat, huzur ve barış getirmesini, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Bayramlar, tatiller biz otobüsçüler için berekettir, savaş verdiğimiz korsana, rekabete, diğer ulaşım modlarına rağmen bir nebze de olsa rahat nefes aldığımız günlerdir. Her şeyden öte misafirlerimizi sevdiklerine kavuşturmanın mutluluğudur. Bu yazımda da bayramdan, bereketten bahsedecektim fakat sektörümüz için çok önemli bir ismin, ulu bir çınarın aramızdan ayrıldığını üzülerek öğrendim. Sektör duayenimiz, saygıdeğer büyüğümüz, çok kıymetli Ali Osman Ulusoy bu dünyadan göçtü gitti. Ardında derin bir boşluk bırakarak aramızdan ayrıldı.  Tüm sektörümüzün başı sağ olsun…
Her ölüm erken ölümdür derler. 80 küsur yaşına, sektöre neredeyse 60 küsur senedir yaptığı hizmetlere bakınca insan ister istemez devrilen bu çınara daha çok ihtiyacımız vardı diyor. Ancak en nihayetinde her canlı bir gün ölümü tadacaktır. Sektöre uzun yıllar hizmet eden, önünü açan, herkesin Ali Osman amcası elbette ki her zaman en iyi sözlerle hatırlanacak, en güzel dileklerle anılacaktır. Ailesinin, sevenlerinin ve tüm sektörümüzün başı sağ olsun. Sektör duayenimiz ışıklar içinde uyusun.
Bir diğer üzücü haber de Galip Ağa’nın ailesinden geldi. Sektörümüzün lideri Galip Ağa da sevgili dayısı Necattin Kalaycı’yı uğurladı sonsuzluğa. Sevgili Galip Öztürk’e de başsağlığı dileklerimi bir de bu sütundan iletiyorum.
Ölümün ne zaman, nerede geleceği belli olmayan şu fani dünyada bayramın tüm sevenleri kavuşturması dileğiyle, kazasız ve belasız hayırlı yolculuklar diliyorum.
İki şekerli bir sade, Salim Altunhan’a müsaade! Erenlerin sağı-solu belli olmaz. Bayramda beni de rüzgar Haskovo’ya mı, Kosova’ya mı, Varşova’ya mı yoksa Moskova’ya mı atar bilmiyorum.
Ama bayramdan sonra inşallah Batum’dayım…

29/09/2014

Hak verilmez alınır. Hakkını aramayan dilsiz şeytandır.

Cehl ölmeli, sulm ölmeli hakkı bulmalı kuvvet hakkın yüzü güldükçe gülümser beşeriyet

Tevfik Fikret.

Hak bellediğin yolda yalnızda olsa gideceksin.

Tevfik Fikret.

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.

Hadis-i şerif.

Haksızlara başkaldırmayanlar onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdır.

Hz Ali.

İnsanlar nerede kuvvet görürse, hak orada sanır. Oysa hak ile güç pek az birleşirler.

Jospeh Raux.

Sultan haksız olarak bir köyden bir yumurta alsa, adamları köylünün tüm tavuklarını alır.

Sadi.

Zayıfın hakkını kolaylıkla alamadığı bir millet şerefli olamaz.

Hadis-i şerif.

Yukarıda yazdığım sözlerin tümü haktan, adaletten bahsediyor. Hakla, adaletle ilgili sözleri niye yazdım. Biz otobüsçüler yıllardan beri şamar oğlanına döndük. Gelen vurdu, giden vurdu. Ne gıkımız çıktı nede sesimiz. Bir yanağımıza vurana diğer yanağımızı da uzatıp ikram ettik. Her yaptırıma her karara her kararnameye eyvallah dedik ve diyoruz. Belge fiyatları kat be kat artıp bir iken bin olduğunda teslimiyetçi tavrımız yüzünden tepki veremedik. Bakanlığın dayattığı fahiş belge ücretlerini kabullendik. Ya birliği, beraberliği, dernekleri, federasyonları olmayan kamyoncular ne yaptı, bir ayaklandılar, pir ayaklandılar azimle taleplerini gösterdiler. Bakanlık baktı ki kamyoncular çok ciddi ve kararlı geri vitese takıp kamyoncuların belge fiyatının % 70 ini iptal etmek mecburiyetinde kaldı. Kamyoncular aslanlar gibi hakkın verilmeyip alınacağını. Hakkı aramayanın dinsiz şeytan olduğunu ağlamayan çocuğa kimsenin meme vermeyeceğini ispatladılar. Haklarını aldılar. Otobüsçülerin tümü çok uslu ve kibar çocuklar oldukları için anormal, fahiş belge fiyatlarını kabul ettikleri. Gülüm keten helvayı bir güzel yaktılar. Üretici firmaların bilhassa Mercedes’in kararlı tutumları İle üretimi durdurmasalardı, engelli şartlarımda otobüsçüye dayatılıp kabul ettireceklerdi. Şimdiye kadar otobüsçüler haklarını arayacak cesareti gösteremediler. Engelli yasasına karşı kazanılan zafer

Milat olsun. Bari bundan sonra uğrayacakları haksız uygulamalara karşı otobüsçü hakkını arayacak kadar aklıselim ve cesur olsun. Vesselam.

22/09/2014

Otobüsçülük çok zor zanaat

 

Altunhan Ailesi olarak, 1946 yılında, dedemizin, babamızın, amcalarımızın traktörlerle başladığı yolcu taşımacılığını, önce benzinli kamyonlarla sonra  mazotlu kamyonlarla ağaç kasa otobüslerle 714 Magiruslarla ve Mercedes-Benz  0352’sinden başlayıp üretildiği her modelle, Man ve Temsa’nın modelleriyle devam ettik, ediyoruz. Şu an iş başında ailemizin 4. kuşağı var, torunlarımızda büyüdü, pek yakında onlar da dede mesleğine başlayacaklar, 5. kuşak otobüsçü olacaklar.

 

Otobüsçülük güzel meslek, hoş meslek. Sevenleri sevdiklerine kavuşturmak insana keyif veriyor, mutlu ediyor. Mutlu ediyor etmesine de ama en çok gadre uğrayanlar da otobüsçüler! Yıllarca, kararnamelerle yönetildik,   ‘acemi nalbant nal çakmayı gâvur eşeğinde öğrenirmiş’ misali otobüsçüye gelen vurdu, giden vurdu. Otobüsçüyü şamar oğlanına döndürdüler. Belge ücretleri bir iken bin oldu.  Uçak şirketlerine ise ucuz akaryakıt ve daha bir sürü imtiyazlar tanındı. A 1 belgesi diye bir belge icat edildi, dağ taş yollar beldeler A 1 belgeli araçlarla doldu. A 1’ciler de hep otobüsçülerin ekmeğine göz dikip, belgelerinde yazılanların yüzde 10’una dahi uymayarak, resmen korsan taşımacılık yaparak otobüsçülerin yolcularını çaldılar ve çalmaya da devam ediyorlar. Ne hikmetse, hiçbir etkili ve yetkili A 1’cilerin yaptığı korsan taşımacılığı önlemek istemiyor. Hele hele dolaylı olarak ödediğimiz vergilerin adı, hesabı, sayısı belli değil. Turizmde, konaklamada, yemede, içmede, KDV yüzde 8, amma velâkin otobüsçüye yüzde 18.

 

Ve son engelli engelli yasası o kadar saçmaydı ki; Alman devi Mercedes-Benz’in ve diğer üretici firmaların üretimlerini durdurma kararı almalarına sebep olmuştu. Allahtan aklıselim ve akil adamlar devreye girdide,  yanlışın en büyüğünden dönüldü. Otogarlara günde kaç engelli geliyor, kaç engelli otobüslerde seyahat ediyor, bunu bilen ve çetelesini tutan var mı! Sen yollarını, beldelerini, alışveriş merkezlerini, parklarını, lokantalarını, otellerini, sayfiye yerlerini engelliye göre dizayn etmeyeceksin; direk olarak otobüsçüye dayatacaksın. Hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi!

15/09/2014

GALİP ÖZTÜRK

Bazı insanlar nev-i şahsına münhasırdır. Medeni cesaretleri, özgüvenleri tamdır. Cesurdurlar.

Sözlerini dudaktan, gözlerini budaktan esirgemezler. Gerektiğinde zülfü yare dokunurlar.

Zurnayı da zart zurt zortlatırlar. Nokta kadar menfaat için virgül gibi kıvrılmazlar. Kadere,

hayır ve şerrin Allah’tan geldiğini, gayb’ı yalnız Allah’ın bildiğini çok iyi idrak ederler.

Paylaşınca sevgilerin çoğalacağına, dertlerin azalacağına tüm kalpleriyle inanırlar. Atılgandırlar,

Girişimcidirler, cesurdurlar . İlkleri başlatmayı, ilk olmayı kendilerine düstur edinmişlerdir.

Ulu hakan Fatih Sultan Mehmet  ‘İmkanın sınırlarını görmek için imkansızı denemek lazımdır’

demiştir. Ve bazı kesimler de Fatih’in bu öğüdünü kendilerine ilke  edinmişlerdir. Metro

Holding Yönetim Kurulu Başkanı Galip Öztürk bizden biri, içimizden biri. Mütevazı,

alçakgönüllü, büyüklerini, atalarını sayar, küçüklerini sever, yardımseverdir. Çalışmayı, başarmayı

sever, hem de çok sever. Tabii ilk olmak, ilkleri başarmak Galip Öztürk’ün hamurunda var. 1992’de

kurduğu Metro Turizm bugün Türkiye’nin hatta Balkan’ların en büyük otobüs şirketi konumunda.

Geçen yıl yirmi milyondan fazla yolcu taşımıştı. Bu yıl herhalde Metro Turizm’in hedefi 25 milyon

yolcuyu sevdiklerine, sevenlerine kavuşturmak.

 

Yolcu taşımanın tarihi muhakkak tekerleğin icadına dayanır. Otobüsle yolcu taşımak

Cumhuriyet’le aynı yaştadır, akrandır. Cumhuriyet kurulalı 91 yıl olmuş. Ama bu 91 yılda hiçbir otobüsçü 30 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı tarafından verilen resepsiyona davet edilmemiş.

Şarkıcısı, türkücüsü, topçusu, popçusu vs.  vs. bu resepsiyona davet edilmiş. Bu sene ilk olarak

Metro Holding Yönetim Kurulu Başkanı, TOFED ve  IPRU’nun kurucu başkanı Galip Öztürk ile  muhterem eşi  Cumhurbaşkanı tarafından 30 Ağustos resepsiyonuna davet  edildi. Bu otobüs sektörü için bir milattır. Övünülecek, memnun olunacak, sevinilecek  bir olaydır. Galip Öztürk’ü seversiniz,

sevmezsiniz, taktir edersiniz , etmezsiniz, kıskanırsınız, kıskanmazsınız herkesin takdirine kalmıştır.

Yalnız şunu belirteyim çok yakından tanıdığım Galip Öztürk herkesi seviyor, herkesi sayıyor.

Ama otobüs sektöründe çalışanların tümü bir başka seviyor, çok seviyor. Yiğidin hakkını yiğide,

Sezar’ ın hakkını Sezar’a vermek gerekirse, biz otobüsçüler de  Galip Ağa’nın hakkını Galip Ağa’ya

verecek kadar alicenap ve çelebi olmalıyız. Ve Galip Ağa hangi ilke imza atacak, otobüs sektörünün

önünü açacak, para kazandıracak, hangi hamleleri yapacak bekleyelim görelim.

08/09/2014

Sezon, mehter marşıyla geldi, İzmir marşı ile gitti

Mehter marşıyla geldi, İzmir marşı ile gitti derler ya, işte bu tanımlama otobüsçülerin sezonuna cuk diye oturan bir sözdür. Hacı bekler gibi 7-8 ay beklediğimiz, kaplumbağa hızıyla, mehter marşı ile gelen otobüsçülerin sezonu 10-15 gün sonra okulların açılmasıyla sona erecek. Sonra Kurban Bayramı ve yılbaşı dört gözle beklenecek. Atalarımız boşuna dememişler yağmur yağarken çömleğini, bakırını, bakracını doldur diye. Malum gün vardır haftayı besler, hafta vardır ay besler, ay vardır yılı besler. 3,5-4 aylık sezonda otobüsçülerin bir yılını kıt kanaat erdim eremedim, yetiştim yetişemedim, kazandım kazanamadım kabilinden beslenmeye, masraflarını karşılayıp ailesinin geçimini sağlamaya çalışılır. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz. Ulu Önder Atatürk “Yurtta sulh, cihanda sulh”  diye çok anlamlı bir söz söylemiştir söylemesine ama ne hikmetse bizim otobüsçüler bu öğütlere hiç aldırış etmezler. Bitip tükenmek bilmeyen rekabet ateşini yaz, kış, sezonda, bayramda söndürmezler. Üstüne üstlük söndürmek yerine ha bire körüklerler.

Trakya’nın il ve ilçelerinde kıyasıya, amansızca bir rekabet dur durak bilmeden devam ediyor. Kırklareli’nde rekabet başlayalı hemen hemen bir yıl olmuştur. Nihayet belli “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir.”

“Allah’ım sen beni dostlarımdan koru, düşmanlarımı ben hallederim”

Sözde biz otobüsçüler birbirimize saygılı, kendimize yapılmasını istemediğimizi meslektaşımıza yapmayacak kadar erdemli insanlarız. Düğünlerimize, cenazelerimize icabet ederiz. Birbirimize hediye göndermekten, misafir etmekten, ağırlamaktan, büyük keyif alır, çok mutlu oluruz. Hele ramazan ayında ki iftar yemeklerinde, gezilerde, toplantılarda, fuarlarda ve tüm etkinliklerde çok samimiyiz. Can ciğer kuzu sarmasıyız. Bizleri karşıdan görenler eminim imreniyorlardır. Aynen dışı sizi içi bizi yakar sözü gibi…

Otobüsçü ağaları, beyleri yetti gayri!

Hepiniz şapkanızı önünüze koyun. Bütün harplerin, bütün rekabetlerin masa başında biteceğini, paylaşınca dertlerin azalacağını, sevgilerin, sevinçlerin artacağını idrak edin! İstişare sünnettir. Bir araya gelin ama şeytani duygularla değil. Rahmani duygularla. Asgari müşterekte birleşin. Anlaşın ve silahları toprağa gömün. Fiyat rekabetini bırakın, hizmet rekabetine başlayın. Bu kafayla giderseniz askere, alamayacaksınız asla tezkere. Hepimiz aynı gemideyiz. Gemiyi batırdığımız zaman hepimiz karanlık sulardayız vesselam.

About atlasyazilim